Önceki ayet· 17:6Sonraki ayet· 17:8

İsrâ Suresi 7. Ayet· 17:7

↗ İsrâ suresi
Mekki
إِنۡ أَحۡسَنتُمۡ أَحۡسَنتُمۡ لِأَنفُسِكُمۡۖ وَإِنۡ أَسَأۡتُمۡ فَلَهَاۚ فَإِذَا جَآءَ وَعۡدُ ٱلۡأٓخِرَةِ لِيَسُـُٔواْ وُجُوهَكُمۡ وَلِيَدۡخُلُواْ ٱلۡمَسۡجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٖ وَلِيُتَبِّرُواْ مَا عَلَوۡاْ تَتۡبِيرًا
İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz o da kendinizedir. İki vaadden ikincisinin vakti gelince, yüzünüzü üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları, önceden Mescid'e girdikleri gibi girmeleri, ele geçirdikleri yerleri harap etmeleri için onları tekrar göndereceğiz
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz o da kendinizedir. İki vaadden ikincisinin vakti gelince, yüzünüzü üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları, önceden Mescid'e girdikleri gibi girmeleri, ele geçirdikleri yerleri harap etmeleri için onları tekrar göndereceğiz
Elmalılı Hamdi Yazır
Eğer iyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz yine kendinizedir. Artık diğer fesadınızın zamanı gelince, yüzlerinizi üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları ve ilk kez girdikleri gibi yine Beyti Makdis'e girmeleri, ele geçirdikleri yerleri mahvetmeleri için onları tekrar göndereceğiz.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Eğer güzel davranırsanız, kendi benlikleriniz için güzellik sergilemiş olursunuz. Ve eğer kötülük yaparsanız o da benlikleriniz aleyhine olur. Bu sırada, yüzlerinizi çirkinleştirsinler, ilk kez girdikleri gibi mabede girsinler ve egemenlik altına aldıklarını yerle bir etsinler diye ikinci vaat geldi.
Süleyman Ateş
İyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz, o da kendi aleyhinizedir. Son taşkınlığınızın zamanı gelince (yine öyle kullar göndeririz) ki, yüzlerinizi kötü duruma soksunlar (üzüntüden suratlarınızın asılmasına sebeb olsunlar) ve ilk kez girdikleri gibi yine Mescid'e (Kudüs'e) girsinler ve ele geçirdiklerini mahvetsinler.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.1%
İngilizce
[And said], "If you do good, you do good for yourselves; and if you do evil, [you do it] to yourselves." Then when the final promise came, [We sent your enemies] to sadden your faces and to enter the temple in Jerusalem, as they entered it the first time, and to destroy what they had taken over with [total] destruction
Fransızca
«Si vous faites le bien; vous le faites à vous-mêmes; et si vous faites le mal, vous le faites à vous [aussi]». Puis, quand vint la dernière [prédiction,] ce fut pour qu'ils affligent vos visages et entrent dans la Mosquée comme ils y étaient entrés la première fois, et pour qu'ils détruisent complètement ce dont ils se sont emparés
İspanyolca
Si obran bien será en beneficio propio, pero si obran mal será en contra suya. Cuando corrompan por segunda vez, los vencerán [sus enemigos] e ingresarán al Templo como lo hicieron la primera vez y devastarán todo lo que encuentren
Rusça
Мы сказали: «Если вы творите добро, то поступаете во благо себе. А если вы вершите зло, то поступаете во вред себе». Когда же наступил срок последнего обещания, Мы позволили вашим врагам опечалить ваши лица, войти в Иерусалимскую мечеть подобно тому, как они вошли туда в первый раз, и до основания разрушить все, что попадало им в руки
Endonezce
Jika kamu berbuat baik (berarti) kamu berbuat baik untuk dirimu sendiri. Dan jika kamu berbuat jahat, maka (kerugian kejahatan) itu untuk dirimu sendiri. Apabila datang saat hukuman (kejahatan) yang kedua, (Kami bangkitkan musuhmu) untuk menyuramkan wajahmu lalu mereka masuk ke dalam masjid (Masjidil Aqsa), sebagaimana ketika mereka memasukinya pertama kali dan mereka membinasakan apa saja yang mereka kuasai
Bengalce
তোমরা যদি ভাল কর, তবে নিজেদেরই ভাল করবে এবং যদি মন্দ কর তবে তাও নিজেদের জন্যেই। এরপর যখন দ্বিতীয় সে সময়টি এল, তখন অন্য বান্দাদেরকে প্রেরণ করলাম, যাতে তোমাদের মুখমন্ডল বিকৃত করে দেয়, আর মসজিদে ঢুকে পড়ে যেমন প্রথমবার ঢুকেছিল এবং যেখানেই জয়ী হয়, সেখানেই পুরোপুরি ধ্বংসযজ্ঞ চালায়।
Çince
我说:“如果你们行善,那么,你们是为自己而行善;如果你们作恶,你们是为自己而作恶。”当第二次作乱的约期来临的时候,(我又派遣他们),以便他们使你们变成为愁眉苦脸的,以便他们像头一次那样再入禁寺,以便他们把自己所占领的地方加以摧毁。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey İsrailoğulları!- Eğer sizden istenilen şekilde iyi amel işlerseniz, bunun sevabı size döner. Sizin yapmış olduğunuz amellerinize yüce Allah'ın hiçbir ihtiyacı yoktur. Eğer kötü amel işlerseniz bunun sonucu size döner. İyi amellerinizin Allah Teâlâ'ya hiçbir faydası olmadığı gibi yaptığınız kötülüğün hiçbiri de O'na zarar veremez. İkinci fesat çıkarmanızın zamanı geldiğinde, sizi zelil etmeleri için tekrar düşmanlarınızı sizin üzerinize musallat ederiz. Size aşağılamanın çeşitlerinden tattırarak kötülük yapıp yüzlerinizi karartacaklardır. İlk geldiklerinde girip tahrip ettikleri gibi Beytu'l-Makdis'e girecekler ve tahrip edecekler ve memlekette ele geçirdikleri her yeri tamamen yıkıp, talan edeceklerdir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
2- Biz, Mûsâ’ya Kitabı verdik ve onu İsrailoğulları için bir hidâyet kaynağı kılıp (onlara dedik ki): “Benden başka güvenip dayanacak hiçbir (ilah) edinmeyin.” 3- Ey Nûh ile beraber (kurtarıp gemide) taşıdıklarınızın soyundan gelenler! Şüphesiz o, çok şükreden bir kuldu. 4- Biz o Kitapta İsrailoğullarına şu hükmü bildirdik:“Siz yeryüzünde iki defa fesat çıkaracak ve gerçekten büyük zorbalıklar yapacaksınız.” 5- Bu iki (fesattan) birincisinin vakti gelince üzerinize çok güçlü kullarımızı gönderdik de onlar evlerin içine varıncaya kadar her yeri didik didik ettiler. Bu, yerine getirilmesi kaçınılmaz bir vaat idi. 6- Sonra onlara karşı size tekrar üstünlük verdik, mallarla ve oğullarla sizi güçlendirdik ve sayıca sizi daha üstün kıldık. 7- Eğer iyilik ederseniz kendi yararınıza iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz de kendi zararınıza etmiş olursunuz. Nihayet (iki fesattan) sonuncusunun vakti gelince kederiniz yüzünüzden belli olsun, daha önce girdikleri gibi Mescide tekrar girsinler ve üstünlük sağlayıp ele geçirdikleri her şeyi mahvetsinler diye (onları yine üstünüze saldık). 8- Olur ki Rabbiniz size merhamet eder. Ama eğer (yine fesada) dönerseniz, biz de (ceza vermeye) döneriz. Biz, cehennemi kâfirlere bir zindan yaptık. 2. Her şeyi yoktan var eden Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliği ile Musa aleyhisselam’ın peygamberliğini, onların kitabları ile şeriatlerini çoğu kere bir arada zikretmektedir. Çünkü onlara verilen Kitaplar, ilâhi kitapların en büyüğü, onların şeriatleri şeriatlerin en mükemmeli, onların risalet ve nübüvvetleri de nübüvvetlerin en yücesidir. Ayrıca onlara tâbi olanlar da mü’minlerin büyük çoğunluğunu teşkil etmektedir. Bundan dolayı Yüce Allah burada şöyle buyurmaktadır:“Biz Mûsâ’ya Kitabı” yani Tevrat’ı “verdik ve onu İsrailoğulları için” cahilliğin karanlıklarında hakkı bilmeye götüren yola ulaşacakları “bir hidâyet kaynağı kılıp (onlara dedik ki): “Benden başka güvenip dayanacak hiçbir (ilah) edinmeyin.” Yani biz, onlara bu Kitab’ı yalnızca Allah’a ibadet etsinler, O’na yönelsinler, din ve dünya işlerinin idarecisi ve vekili olarak yalnızca O’nu görsünler, hiçbir şeye sahip olmayan ve kendilerine bile hiçbir fayda sağlayamayan yaratılmışlara bel bağlamasınlar diye indirdik. 3. “Ey Nûh ile beraber (kurtarıp gemide) taşıdıklarınızın soyundan gelenler!” Yani ey kendilerine lütuf ve ihsanda bulunup da Nûh ile birlikte gemide taşıdığımız kimselerin soyundan gelenler! “Şüphesiz o, çok şükreden bir kuldu.” Bu buyrukta Nuh aleyhisselam’ın Allah’a şükrün gereğini yerine getiren, bu sıfatla donanmış biri olduğuna apaçık bir delil ve bundan dolayı ona övgü vardır. Ayrıca onun soyundan gelenlere de şükür konusunda ona uymaları teşvik edilmekte, Yüce Allah’ın üzerlerindeki nimetini hatırlamaları istenmektedir. Çünkü O, onları hayatta bırakıp yeryüzünde halef kılmış ve onların dışında kalanları ise suda boğmuştu. 4. “Biz o Kitapta İsrailoğullarına şu hükmü bildirdik…” Yani daha önceden onlara kitaplarında şu gerçeği haber vermiştik: Onlar, çeşitli günahlar işlemek, Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük etmek, yeryüzünde büyüklük taslamayıp zorbalık etmek suretiyle yurtlarında iki defa fesat çıkaracaklardır. Bu fesatlardan birisini yaptıkları zaman Yüce Allah, onlara düşmanlarını musallat edecek ve onlardan intikam alacaktır. Bu, belki döner de ibret alırlar diye onlar için bir sakındırma ve bir uyarı idi. 5. “Bu iki (fesattan) birincisinin vakti gelince” yani fesat çıkaracakları iki kereden birincisinin vakti gelip sözü edilen bu fesadı işlediklerinde “üzerinize çok güçlü kullarımızı gönderdik.” Oldukça cesur, sayıları ve teçhizatı pek çok olan kullarımızı, kaderimizin gereği ve yaptıklarınızın cezası olmak üzere sizlere musallat kıldık. Allah, onları size muzaffer kıldı ve onlar sizi öldürdüler. Çoluk çocuğunuzu esir alıp mallarınızı talan ettiler. Hatta “onlar evlerin içine varıncaya kadar her yeri didik didik ettiler” Evlerin içlerine kadar girdiler, sizin saygı duyulması gereken Mescidinize bile girip orayı tahrip ettiler. “Bu, yerine getirilmesi kaçınılmaz bir vaad idi.” Onu gerektiren sebebi işlemeleri dolayısıyla gerçekleşmesi kaçınılmazdı. İsrailoğullarına musallat kılınan bu kimselerin kim olduğu hususunda müfessirler arasında görüş ayrılığı vardır. Ancak bunların kâfir bir topluluk olduğunu ittifakla kabul ederler. Bunlar ya Irak, ya Mezopotamya ahalisinden idiler ya da başkaları idi. İsrailoğullarının günahları çoğalınca, şeriatlerinin bir çoğunu terk edip yeryüzünde azgınlık edince Allah, bunları İsrailoğullarına musallat kılmıştı. 6. “Sonra onlara” size musallat kılınan bu kimselere “karşı size tekrar üstünlük verdik.” siz de onları yurtlarınızdan sürüp uzaklaştırdınız. “mallarla ve oğullarla sizi güçlendirdik.” Rızıklarınızı da sayınızı da çoğalttık. Onlara karşı sizi güçlendirdik. “ve sayıca sizi” onlara göre “daha üstün kıldık.” Bu ise sizin iyi davranışlarınız ve Allah’a itaatle boyun eğmeniz dolayısıyla olmuştu. 7. “Eğer iyilik ederseniz kendi yararınıza iyilik etmiş olursunuz.” Çünkü bunun faydası sizedir. Hatta dünyada bile bu böyledir. Nitekim düşmanlarınıza karşı muzaffer oluşunuzda da bunu görmüş bulunuyorsunuz. “Kötülük ederseniz de kendi zararınıza etmiş olursunuz.” Bunun da zararı size aittir. Nitekim Yüce Allah düşmanlarınızı size musallat kılmak suretiyle bunu size göstermiştir. “Nihayet (iki fesattan) sonuncusunun” yeryüzünde fesat çıkartacağınız diğer fesadın “vakti gelince” yine düşmanlarınızı size musallat kıldık. Size karşı zafer kazanmaları ve sizi esir almaları sebebiyle “kederiniz yüzünüzden belli olsun, daha önce girdikleri gibi Mescide” yani Beytü’l-Makdis’e “tekrar girsinler ve üstünlük sağlayıp ele geçirdikleri her şeyi mahvetsinler” tahrip etsinler ve evlerinizi de mescidlerinizi de tarlalarınızı da yıkıp dağıtsınlar “diye” bunu yaptık. 8. “Olur ki Rabbiniz size merhamet eder.” ve böylelikle sizi onlara karşı muzaffer kılar. Nitekim Yüce Allah onlara merhamet etmiş ve tekrar onlara üstünlük vermiştir. Ancak masiyet işlemelerine karşı da onları tehdit ederek:“Ama eğer” yeryüzünde fesat çıkarmaya “dönerseniz, biz de” sizi cezalandırmaya “döneriz.” buyurmuştur. Onlar ise fesat çıkarmaya geri döndüler, Yüce Allah da onlara Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i musallat kıldı. Onun vasıtasıyla Yüce Allah, onlardan intikam aldı. Bu, dünyadaki cezaları idi. Allah’ın nezdindeki ibretlik cezaları ise daha büyük ve daha ağırdır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Biz cehennemi kâfirlere bir zindan yaptık.” Onlar, oraya girecek, orada kalacak ve ebediyen oradan çıkamayacaklardır. Bu âyet-i kerimelerde bu ümmet, masiyet işlemekten sakındırılmaktadır ki İsrailoğullarının başına gelen musibetler onların başına da gelmesin. Zira Yüce Allah’ın kanunu birdir ve onda herhangi bir değişiklik olmaz. Kâfir ve zalimlerin müslümanlara musallat olmasını dikkatle inceleyen bir kimse bunun, günahlarından ötürü onlara bir ceza olmak üzere gerçekleştiğini anlar. Diğer taraftan müslümanlar, Yüce Allah’ın Kitabını ve Rasûlünün sünnetini uyguladıklarında Allah, yeryüzünde onlara imkân ve iktidar vermiş ve onları düşmanlarına karşı muzaffer kılmıştır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Hz. Mûsâ’nın ölümünden sonra İsrâiloğulları’nın Filistin’deki çeşitli putperest toplulukların tesirinde kalarak bir yandan tevhide dayalı inançlarını bozarken bir yandan da Tevrat’ın ilkelerinden sapıp kötülüklere bulaşıyorlardı (bk. Hâkimler, 2/11-13). Azgınlıklarını peygamberlerini öldürmeye kadar götürmeleri neticesinde “ilk vaad” gerçekleşmiştir. Tefsirlerde bu ilk vaad hakkında, Bâbil esaretinin de dahil olduğu farklı olaylardan söz edilmiştir (bk. Şevkânî, III, 237). Tarihî bilgilere göre ise bu ilk vaad, milâttan önce VI. yüzyılda Bâbilliler’in Kudüs’ü işgal etmeleri ve Süleyman Mâbedi’ni (Birinci Mâbed) yıkmalarıyla başlayan sürgün ve esaret sürecini ifade etmektedir. 6. âyette, zamanın Pers Kralı Kyros’un milâttan önce 539’da Bâbil’i ele geçirdikten sonra İsrâiloğulları’nın ülkelerine dönmelerine izin vermesiyle başlayan ve milattan önce 63 yılına kadar süren millî birliğin yeniden kurulması, İkinci Mâbed’in inşası, Kudüs’ün imarı, dinî ve kültürel hayatın yeniden canlanması gibi olumlu gelişmelerin yaşandığı döneme işaret edildiği anlaşılmaktadır. 7. âyette ise bu parlak dönemin ardından girilen yeni bir dinî, kültürel, siyasî kriz ve yıkım dönemine atıfta bulunulduğu görülmektedir. Bu dönemde önce yahudiler arasında çeşitli fikrî ve siyasî ihtilâflar ve iç karışıklıklar başlamış; ardından iktidar mücadelesi veren bir yahudi grubunun iş birliği yaptığı Romalılar Kudüs’ü ele geçirerek şehri tahrip etmiş, yahudilerin bağımsızlığına son vermişler (m.ö. 63); bu arada on binlerce yahudi öldürülmüş ve nihayet 70 yılında İkinci Mâbed de Romalılar tarafından yıkılmıştır (konuyla ilgili tarihî bilgiler için bk. Moshe Sevilla-Sharon, s. 29-76). Tefsirlerde yahudilerin ikinci bozgunculuklarıyla ilgili olarak zikrettikleri Hz. Yahyâ’yı öldürmeleri olayı da bu dönemde vuku bulmuştur. Bundan sonra 1948’e kadar Filistin’de yahudi hâkimiyeti kurulamamıştır.
İsrâ Suresi 7. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey İsrailoğulları!- Eğer sizden istenilen şekilde iyi amel işlerseniz, bunun sevabı size döner. Sizin yapmış olduğunuz amellerinize yüce Allah'ın hiçbir ihtiyacı yoktur. Eğer kötü amel işlerseniz bunun sonucu size döner. İyi amellerinizin Allah Teâlâ'ya hiçbir faydası olmadığı gibi yaptığınız kötülüğün hiçbiri de O'na zarar veremez. İkinci fesat çıkarmanızın zamanı geldiğinde, sizi zelil etmeleri için tekrar düşmanlarınızı sizin üzerinize musallat ederiz. Size aşağılamanın çeşitlerinden tattırarak kötülük yapıp yüzlerinizi karartacaklardır. İlk geldiklerinde girip tahrip ettikleri gibi Beytu'l-Makdis'e girecekler ve tahrip edecekler ve memlekette ele geçirdikleri her yeri tamamen yıkıp, talan edeceklerdir.