O gün kendisine, şöyle diyeceğiz: -Ey insan!- Kitabını oku ve amellerinle ilgili hesabını görücü olarak bu işi sen üstlen. Kıyamet gününde kendi kendini hesaba çekici olarak yetersin.
13- Her insanın amelini, kendi boynuna ayrılmayacak şekilde doladık. Kıyamet günü de ona, açılmış bir halde karşısında bulacağı bir kitap (amel defterini) çıkarırız. 14- “(Ve deriz ki:) Oku kitabını, bugün hesap görücü olarak sen, kendine yetersin.”
13. Bu buyruk, Yüce Allah’ın adaletinin kemal derecesinde olduğunu haber vermektedir. Şöyle ki her insanın, hayır ve şer türünden yaptığı tüm amelleri, onun boynundadır. Yüce Allah onu, ondan ayrılmaz ve onu aşarak başkasına ulaşmaz şekilde kılmıştır. O nedenle de kişi, başkasının amelinden dolayı hesaba çekilmeyeceği gibi başkası da onun ameli dolayısıyla hesaba çekilmeyecektir. “Kıyamet günü de ona, açılmış bir halde karşısında bulacağı bir kitap (amel defterini) çıkarırız.” Bu kitapta hayır ya da şer türünden onun bütün ameli, küçüğüyle büyüğüyle yazılı olacaktır. 14. Ona şöyle denilecektir:“Oku kitabını, bugün hesap görücü olarak sen, kendine yetersin.” Bir kula, cezalandırılmasını gerektiren ne gibi suçlarının bulunduğunu bilmesi için: Kendi kendini sen hesaba çek, denilmesi adalet ve insafın en ileri derecesidir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Sorumluluk” diye çevirdiğimiz 13. âyetteki tâir kelimesi sözlükte “kuş” demek olup burada mecaz olarak sorumluluk anlamında kullanılmıştır. İslâm’dan önce Araplar, bir işi yapmanın hayırlı olup olmayacağını anlamak için bir kuşu salıverirlerdi. Kuşun sağ tarafa doğru uçması hayra, sol tarafa doğru uçması şerre işaret sayılırdı. Bu sebeple tâir kelimesi “şans, uğur, talih” anlamında da kullanılmaya başlandı. Buradan hareketle tefsirlerde tâir kelimesine “kader” mânası verildiği gibi, “hayır ve şer, mutluluk ve mutsuzluk, amel, rızık, yükümlülük” gibi değişik açıklamalar da getirilmiştir (bk. Kurtubî, X, 233-234). Bize göre bunlar içinde tercihe en uygun olanı “amel ve yükümlülük” anlamıdır; bunu “sorumluluk” diye ifade etmek daha uygun düşmektedir. Âyetin devamında gelen “kitap” yani amel defteri kavramı da bunu desteklemektedir. Buna göre herkes kendinden sorumludur; her insan yaptığı ile kendini bağlamış, sorumluluk altına girmiştir, sonucunu da önüne amel defteri konularak görecektir.
Bundan önceki âyetlerde İsrâiloğulları’nın tutumlarına, ardından da Kur’an’ın işlevine atıfta bulunuldu; İslâmî literatürde tevhid, nübüvvet ve âhiret şeklinde özetlenen dinî hakikatler üzerinde durularak inanıp iyi işler yapanların büyük ecir alacakları, inanmayanları da “elem verici bir azap” beklediği; Allah’ın, bildirilmesi gerekli her konuyu ayrıntılarıyla açıkladığı ifade edildi. Bütün bunlardan sonra 13. âyette artık insanlar için mazeret kalmadığı belirtilmek üzere, mahşer meydanında toplanan herkesin sorumluluğunun kendi omuzunda olacağı; 14. âyette de her insana, “Oku şimdi kitabını! Bugün kendini yargılamak üzere kendi nefsin yeter!” denileceği bildirilmektedir.
O gün kendisine, şöyle diyeceğiz: -Ey insan!- Kitabını oku ve amellerinle ilgili hesabını görücü olarak bu işi sen üstlen. Kıyamet gününde kendi kendini hesaba çekici olarak yetersin.