Onlar, devamlı ibadet ve itaat halinde olmalarıyla birlikte; zatı, kahrı ve egemenliğiyle üzerlerinde olan Rablerinden korkarlar. Rablerinin onlara yapmalarını emrettiği itaatleri yerine getirirler.
48- Allah’ın yarattığı şeylerin gölgelerinin, boyun eğip Allah’a secde eder bir halde sağa ve sola yatarak döndüklerini görmediler mi? 49- Göklerde ve yerde ne kadar canlı varsa hepsi Allah’a secde eder. Melekler de (secde ederler) ve hiç kibirlenmezler. 50- Onlar, üstlerindeki Rablerinden korkarlar ve emrolunduklarını yaparlar.
48. Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: Rablerinin tevhidi, azamet ve kemali hususunda şüphe içerisinde bulunanlar, “Allah’ın yarattığı şeylerin” bütün yarattıklarının “gölgelerinin” nasıl değişip durduğunu “boyun eğip Allah’a secde eder bir halde sağa ve sola yatarak döndüklerini” yani Rablerine azamet ve celali önünde zilletle ve itaat ile boyun eğerek secde ettiklerini “görmediler mi?” Hepsi bu emir, tedbir ve hakimiyet altında zillet ile eğilmişlerdir. Allah’ın hükmü altında ve O’nun idaresi, emir ve buyrukları çerçevesinde bulunmayan hiçbir varlık yoktur.
49. “Göklerde ve yerde ne kadar canlı varsa” konuşan ve konuşmayan bütün “hepsi Allah’a secde eder.” Şerefli “melekler de (secde ederler).” Bütün varlıkların Allah’a secde ettiklerinin belirtilmesinden sonra bilhassa melâike-i kirâmın söz konusu edilmesi faziletleri, şerefleri ve ibadetlerinin çokluğundan dolayıdır. Bundan dolayı Yüce Allah:“ve hiç kibirlenmezler” buyurmaktadır. Yani onlar çokluklarına, ahlâk ve güçlerinin büyüklüklerine rağmen Allah’a karşı büyüklenmezler. Nitekim Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Mesih de mukarreb melekler de Allah’a kul olmaktan asla çekinmezler.”(en-Nisâ, 4/172)
50. Yüce Allah melekleri çokça itaat ve kendisine boyun eğmek ile övdükten sonra hem zatı ile, hem kahr-u galebesi ile hem de vasıflarının kemali ile üstlerinde olan Allah’tan korktuklarını belirterek de onları övmektedir. Onlar, Allah’ın kahr-u galebesi altında zillet ile itaat ederler “ve emrolunduklarını yaparlar.” Allah kendilerine ne emrederse O’nun emrini itaatle ve isteyerek yerine getirirler. Yaratılmışların Yüce Allah’a secde etmeleri iki türlüdür: Birincisi zorunlu olan ve kemal sıfatlarına sahip olana zata delalet eden secdedir. Bunda mü’min, kâfir, iyi, kötü, konuşan ve konuşmayan bütün canlılar ortaktır. Diğeri ise Yüce Allah’ın dostlarına, mü’min kullarına, meleklere vb. mahluklara has olan ihtiyarî ve gönülden yapılan secdedir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler de Allah’a secde eder, boyun eğerler. Ayrıca melekler asla kibre kapılıp âsi olmaz, serkeşlik etmez, Allah’ın yasalarından sapmazlar; O’na derin bir saygıyla kulluk eder, emredileni yaparlar. Canlı varlıklar içinde akıllı ve bilinçli olanların secdesi ibadet şeklinde, diğerlerininki ise itaat ve inkıyad şeklindedir. Esasen insanların fizyolojik ve psikolojik yapıları bile Allah’ın iradesiyle işlediğine göre, inkârcı olan da bu yönüyle diğer canlı ve cansız varlıklar gibi “inkıyad” mânasında her an Allah’a secde eder. Nitekim burada inkârcı ve isyankâr insanlar istisna edilmeksizin yerdeki canlıların tamamının Allah’a secde ettiği ifade buyurulmuştur.
“Göklerdekiler” sözü melekleri de kapsamakla birlikte onların Allah’a itaat ve ibadetleri diğer varlıklara göre en ileri derecede olduğu için bir takdir ifadesi olmak üzere özellikle anılmış olmalıdırlar. İnsanlar içinde inkârcı ve günahkârlar bulunursa da, melekler Allah’a ibadet konusunda asla kibir taslamazlar, küstahça tavır takınmaz; yüceler yücesi bildikleri rablerinden korkar, O’nun buyruklarına eksiksiz uyarlar. Bu âyet, meleklerin ismet (günahsızlık) özelliğine sahip olduklarını gösterir (Râzî, XX, 44-45).
Bağlamından dolayı “yüceler yücesi...” diye tercüme ettiğimiz metindeki min fevkıhim ifadesinin tam karşılığı, “onların üzerinden” şeklinde olduğu için, 50. âyete, bizim tercih ettiğimiz mânadan başka, “üstlerinden, yukarıdan gelecek olan azaptan dolayı rablerinden korkarlar...” mânası da verilmiştir (bk. Zemahşerî, II, 331; Kurtubî, X, 119).
Onlar, devamlı ibadet ve itaat halinde olmalarıyla birlikte; zatı, kahrı ve egemenliğiyle üzerlerinde olan Rablerinden korkarlar. Rablerinin onlara yapmalarını emrettiği itaatleri yerine getirirler.