Diyanet İşleri
Bırak onları yesinler, zevk alsınlar; ümit onları avundursun; ilerde öğrenecekler
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Onları bırak yesinler, içsinler, zevk alsınlar; arzu onları oyalasın ilerde bileceklerdir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Bırak onları yesinler, nimetlenip zevk etsinler ve sonu gelmez arzu kendilerini oyalasın. Ama yakında bilecekler.
Süleyman Ateş
Bırak onlar yesinler, eğlensinler; arzu onları oyalasın. Yakında (yaptıklarının kötü sonucunu) bileceklerdir.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Peygamber!- O yalanlayanları bırak da hayvanlar gibi yesinler, geçici dünya lezzetlerinden faydalansınlar. Uzun emelleri onları iman ve salih amellerden alıkoysun. Onlar, kıyamet günü Allah’ın huzuruna çıktıkları zaman içinde bulundukları hüsranı öğrenecekler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar, Kitab’ın ve apaçık Kur’an’ın âyetleridir. 2- Bir zaman gelir kafirler, keşke müslüman olsaymışlar diye temenni ederler. 3- Bırak onları, yesinler, faydalansınlar ve (dünyevi) emeller onları oyalayadursun. Zira yakında bilecekler. 4- Biz, hiçbir kasabayı belli bir yazısı/vadesi olmaksızın helâk etmedik. 5- Hiçbir ümmet ne ecelinin önüne geçebilir, ne de onu geciktirebilir.
(Mekke’de inmiştir, 99 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Yüce Allah Kitâb-ı Kerîm’ini tazim ederek ve överek şöyle buyurmaktadır:“İşte bunlar, Kitab’ın ve apaçık Kur’an’ın âyetleridir.” Bunlar, gerçekleri en güzel ve açık ifadelerle, maksada en açık delil teşkil eden buyruklarla, en güzel anlamlara ve en üstün gayelere delalet eden apaçık Kur’an’ın âyetleridir.
2. Bu da insanların bu Kitab-ı Kerîm’e itaatle bağlanmalarını, onun hükmüne teslimiyet gösterip onu sevinç ve neşe ile kabul etmelerini gerektirir. Bu büyük nimete inkar ve küfür ile karşılık verenlere gelince onlar yalanlayıcı ve sapık kimselerdir. Bu yalanlayıcı ve sapık kimselerin “keşke müslüman olsaymışlar”, yani onun hükmüne uysaymışlar diye temenni edecekleri bir zaman gelecektir. Bu, perdenin açılacağı ve âhiretin ilk aşamalarının görülüp ölümün belirtilerinin ortaya çıkacağı vakit olacaktır. Yine onlar, bütün âhiret hallerinde keşke müslüman olsaymışlar, diye temenni edeceklerdir. Fakat böyle bir temenninin gerçekleşmesi artık imkansızdır. Yine de onlar bu dünya hayatında bir aldanış içerisindedirler.
3. O nedenle “Bırak onları, yesinler” zevk aldıkları şeylerle “faydalansınlar ve (dünyevi) emeller onları oyalayadursun.” Onlar dünya hayatında ebedi kalacaklarının hayalini kuruyorlar ve bu da onları âhiretle ilgilenmekten alıkoyup oyalıyor. “Zira yakında” izledikleri yolun bâtıl olduğunu ve amellerinin aleyhlerinde hüsrana dönüştüğünü “bilecekler.” Allah’ın onlara mühlet verişine de aldanmasınlar. Çünkü bu, O’nun geçmiş ümmetlere uygulayageldiği sünneti/kanunudur.
4. “Biz” azabı hak etmiş “hiçbir kasabayı” helâk edilmesi için takdir olunmuş “belli bir yazısı/vadesi olmaksızın helâk etmedik.”
5. “Hiçbir ümmet, ne ecelinin önüne geçebilir, ne de geciktirebilir.” Yani geç kalmış gibi görünse dahi günahların sonuçları mutlaka ortaya çıkar.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Bırak onları...” buyruğu, Hz. Peygamber’in artık inkârcıları uyarmaktan vazgeçmesini, tebliğ görevini terketmesini öngören bir emir olarak anlaşılmamalıdır. Bu ifade, nefsanî tutkularının kölesi olmak yüzünden büsbütün dalâlette bulunan inkârcıların, bu durumlarıyla muhatap almaya değer sayılmayacak kadar kendilerini değersiz hale getirdiklerini ima etmekte, bu yönüyle onlara karşı ağır bir kınama ve uyarı maksadı taşımaktadır.
“Boş ümit” diye çevirdiğimiz emel kelimesi, sözlükte “istemek, ummak” anlamına gelir. Özellikle ahlâk kitaplarında, gerçekleşmesi uzun zamana bağlı olan ve çok defa elde edilemeyen ümit ve arzular için kullanılır. Bazı dilciler uzun vadeli ümit ve beklentilere emel, orta vadeli olanlara recâ, kısa vadeli olanlara da tama‘ (tamah) denildiğini belirtirler (Feyyûmî, “eml” md.). Kehf sûresinin 46. âyetinde emel kelimesi mutlak anlamda “arzu edip ümit bağlama” mânasına gelecek şekilde geçmektedir. Ahlâk kitaplarında, emel kelimesinin hadislerdeki kullanımından yararlanılarak, insanın uzun vadeli dünyevî arzular taşımasına, zihnini yoğun bir şekilde bunlarla meşgul edip çabalarını bu yönde harcamasına tûl-i emel, istek ve arzularına sınır koyarak özellikle âhiret hayatı için yararlı olacak işlere önem vermesine de kasr-ı emel denilmiştir. “Yaşlı kişinin bütün güçleri zayıflasa da dünya sevgisi ve uzun emeller konusunda gönlü hep genç kalır” (Buhârî, “Rikak”, 5) anlamındaki hadis, bir yandan uzun emellere kapılmama yönünde bir uyarı anlamı taşırken, bir yandan da insanın içindeki emel eğiliminin bütünüyle yok edilemeyeceğini göstermektedir. Bu hadisi de dikkate alan bazı ahlâk âlimleri, hırs derecesindeki emeli yanlış ve zararlı bulmakla beraber, insana yaşama arzusu ve gelecek ümidi veren emel duygusunu yararlı, hatta dünya hayatının düzeni, birey ve toplumun refahı için gerekli görmüşlerdir (meselâ bk. İbn Hibbân el-Büstî, s. 129-132; Mâverdî, Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn, s. 146-147). Ancak konumuz olan âyette emel kelimesi bu olumlu anlamıyla değil “insanı oyalayan, âhireti unutturan dünyevî arzular”ı ifade etmek üzere kullanılmıştır.
Bu âyetten anlaşıldığına göre inkârcıları müslüman olmaktan alıkoyan ve ileride pişmanlık duyup müslümanlara imrenecekleri bir duruma düşmelerine sebep olan şey, onların akıllarını kullandıktan, düşünüp taşındıktan sonra bu dinin hak olmadığı kanaatine varmaları değildir; aksine, onların sağlıklı düşünmelerini, hakikati görmelerini ve hidayete ermelerini engelleyen şey, bedensel hazlara, arzu ve ihtiraslara kendilerini kaptırmaları; geçici, boş ve değersiz amaç, emel ve kuruntularla oyalanmalarıdır. Âyet, insanların kendi tercihleri istikametinde yaşamakta serbest olduklarını ve sonuçta eylemlerinin kendileri için ne getirip ne götüreceğini ileride görüp anlayacaklarını bildirerek hem insanın özgürlüğüne işaret etmekte hem de özgürlüğün aynı zamanda bir sorumluluk getirdiği, dolayısıyla doğru kullanılması gerektiği hususunda uyarıda bulunmaktadır.