Önceki ayet· 15:15Sonraki ayet· 15:17

Hicr Suresi 16. Ayet· 15:16

↗ Hicr suresi
Mekki
وَلَقَدۡ جَعَلۡنَا فِي ٱلسَّمَآءِ بُرُوجٗا وَزَيَّنَّـٰهَا لِلنَّـٰظِرِينَ
And olsun ki, gökte burçlar meydana getirdik, onları bakanlar için donattık
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
And olsun ki, gökte burçlar meydana getirdik, onları bakanlar için donattık
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Andolsun biz, gökte birtakım burçlar yarattık ve bakanlar için onu süsledik.
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun, biz gökte burçlar oluşturduk ve onu/onları, seyredenler için süsledik.
Süleyman Ateş
Andolsun biz, gökte burçlar yaptık. Ve onu bakanlar için süsledik.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.6%
İngilizce
And We have placed within the heaven great stars and have beautified it for the observers
Fransızca
Certes Nous avons placé dans le ciel des constellations et Nous l'avons embelli pour ceux qui regardent
İspanyolca
He dispuesto constelaciones en el cielo, y las he embellecido para quienes las contemplan
Rusça
Воистину, Мы воздвигли на небе созвездия и украсили его для тех, кто смотрит
Endonezce
Dan sungguh, Kami telah menciptakan gugusan bintang di langit dan menjadikannya terasa indah bagi orang yang memandang(nya)
Bengalce
নিশ্চয় আমি আকাশে রাশিচক্র সৃষ্টি করেছি এবং তাকে দর্শকদের জন্যে সুশোভিত করে দিয়েছি।
Çince
我确已在天上创造了许多宫,我为观察者而修饰天空。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Elbette biz, gökyüzüne insanların yolculuklarda kara ve denizlerin karanlığında yollarını bulduğu çok büyük yıldızlar koyduk ve onları, Allah -Subhânehu ve Teâlâ-'nın kudretinin bir delili olması için bakan ve gören kimseler için güzelleştirdik.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
16- Andolsun ki biz, gökte burçlar yarattık ve onu seyredenler için süsledik. 17- Onu her taşlanmış şeytandan da koruduk. 18- Kulak hırsızlığı yapan hariç ki onun da ardına parlak bir ateş parçası düşer. 19- Yeryüzünü de döşeyip yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçüsü belirli her şeyden bitirdik. 20- Orada sizin için hem birçok geçim kaynakları hem de rızıklarını sizin vermediğiniz kimseler yarattık. 16. Yüce Allah, kudretinin kemalini ve yarattıklarına olan merhametini beyan ederek şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki Biz, gökte burçlar” yani tıpkı burçlara benzeyen, karanın ve denizin karanlıklarında kendileri ile yol bulunabilen büyük alametler olan yıldızları “yarattık ve onu” yani göğü “seyredenler için süsledik.” Yıldızlar olmasaydı göğün bu güzel manzarası ve bu hayret verici şekli olmazdı. Bu ise ona bakanların gökler hakkında dikkatle düşünmelerini, bunun üzerinde kafa yormalarını ve onları yoktan Yaratana dair bir delil görmelerini gerektirir. 17. “Onu her taşlanmış şeytandan koruduk.” Şeytan, kulak hırsızlığı yaparak işitmek istedi mi, gelip geçen alevli ateşler hemen onun peşine takılır, böylelikle gök, zahiri itibari ile parıldayan yıldızlarla güzel görünümlü, batıni itibariyle de afetlerden korunup muhafaza edilmiş olmaktadır. 18. “Kulak hırsızlığı yapan hariç” Yani bazı vakitlerde kimi şeytanlar gizlice bir şeyler işitmeye çalışır. Ancak “onun da ardına parlak bir ateş parçası düşer.” Yani onu öldüren yahut da alıklaştıran aşikar ve aydınlık bir ateş parçası, onun arkasına takılır. Bazen bu ateş parçası, o şeytan, kulak hırsızlığı yaparak öğrendiği o sözleri dostuna ulaştıramadan ona yetişir ve böylelikle göğün haberi yere ulaşmadan kesilir. Bazen de bu alevli ateş ona yetişmeden o, çaldığı bu sözü dostuna telkin eder. O dostu da buna yüz yalan daha katar sonra da gökten işitilmiş olan bu sözü kendi doğruluğuna delil diye gösterir. 19. “Yeryüzünü de döşeyip yaydık.” Yani bütün insanların ve canlıların dört bir yanına yayılmalarını, rızıklarını elde edip çeşitli yerlerinde yerleşmelerini mümkün kılacak şekilde orayı genişlettik. “Oraya sabit dağlar” yani Allah’ın izni ile yeryüzünü çalkalanmaktan ve yok olmaktan koruyarak ona sağlamlık veren büyük dağlar “yerleştirdik ve orada ölçüsü belirli her şeyden bitirdik.” Fayda veren, değer taşıyan, insanların ve beldelerin zorunlu olarak ihtiyaç duydukları hurma ağaçları, üzüm bağları, çeşitli ağaçlar ve türlü bitkiler var ettik. 20. “Orada sizin için hem birçok geçim kaynakları” ekinler, davarlar, türlü kazanç şekilleri ve meslekler “hem de rızıklarını sizin vermediğiniz kimseler yarattık.” Faydanıza ve maslahatınıza olmak üzere sizlere köleler, cariyeler ve davarlar ihsan ettik. Bütün bunların rızkını karşılamak sizin vazifeniz değildir. Aksine Yüce Allah, sizlere bunları ihsan etmiş ve aynı zamanda onların rızkını vermeyi de kendisi üstlenmiştir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Putperestlerin, yukarıda (6-7 ve 15. âyetlerde) özetle fakat çok net bir şekilde bildirilen Hz. Peygamber ve İslâm dini karşısındaki inkârcı ve inatçı tutumlarının temelinde iki önemli sebep bulunmaktadır: Putlarının tanrı olduğu iddialarının reddedilmesi, âhiret inancının getirilmiş olması. Nitekim Kur’an’ın önemle üzerinde durduğu, ısrarla savunduğu ve yerleştirmeye çalıştığı iman esaslarının başında tevhid inancıyla âhiret inancının geldiği, bu iman esaslarını kanıtlamak için pek çok delil ortaya konduğu görülmektedir. İşte, 6-7 ve 15. âyetlerde putperestlerin inkârcı ve inatçı tutumları hakkında özetle bilgi verildikten sonra konumuz olan âyetler kümesinin ilk üçünde Allah’ın birliğini ve kudretinin sınırsızlığını ifade etmek üzere gökle ilgili, bunları takip eden âyetlerde arzla ilgili, 26. ve devamındaki âyetlerde de insanın yaratılışıyla ilgili kozmolojik deliller sıralanmakta; daha sonra âhiret hayatından söz edilmektedir. 16. âyetin metnindeki burûc kelimesinin tekili olan burc (burç), söz­lükte “yüksek köşk” anlamına gelmektedir. Ayrıca kalelerin kulelerine burç denildiği gibi, klasik astronomi terimi olarak güneşin bir yılda takip ettiği düşünülen yörüngenin içlerinden geçtiği, belli sembollerle gösterilen on iki takım yıldızından her biri için de burç kelimesi kullanılmaktadır (bilgi için bk. Kürşat Demirci-İlhan Kutluer, “Burç”, DİA, VI, 421-424). Kelime Kur’an-ı Kerîm’de dört defa çoğul şeklinde geçmektedir, 85. sûreye de Burûc adı verilmiştir. Bu âyetlerin birinde “kale burcu” (en-Nisâ 4/78), konumuz olan âyetin de dahil olduğu diğerlerinde ise “yıldız kümeleri” veya “takım yıldızları” anlamında kullanılmıştır. Grek astronomi geleneğinin İslâm dünyasındaki etkisinin başladığı dönemlerden itibaren kaleme alınan eski tefsirlerin çoğunda buradaki burçlar genellikle “ayın ve güneşin menzilleri” şeklinde açıklanmakta ve bilinen on iki burcun adları sıralanmaktadır (meselâ bk. Kurtubî, X, 14; Şevkânî, III, 142). Ancak daha önceki yorumlarda burûc kelimesi kısaca “yıldızlar” diye açıklanmıştır (bk. Taberî, XIV, 14; İbn Kesîr, IV, 446). Begavî’nin Meâlimü’t-tenzîl’inde “büyük yıldızlar” olarak yorumlanır (III, 45). Astronomi biliminin ortaya koyduğu yeni veriler dikkate alınarak kelimeyi “yıldız kümeleri” veya “takım yıldızları” şeklinde karşılamak daha isabetli görünmektedir. Böylece bir yandan semanın pek çok yıldız kümeleriyle donatılması, bir yandan bunların muhteşem estetik görünüşü, gerçeği görebilen ve güzelliğin arkasındaki anlamı kavrayabilenler için Allah’ın ortaksız varlığını ve kudretinin mükemmelliğini gösteren açık seçik kanıtlardır. İnsanın, bunları bilip görürken hâlâ inkârcılıkta direnmesi akıl ve iz‘anla bağdaşabilir mi? Anlamlarını açık seçik kavramak ya çok güç veya imkânsız olduğu için “müteşâbihât” grubuna giren 17-18. âyetler hakkında klasik tefsirlerde bazı yorumlar yapılmış, güvenilirliği kuşkulu olan rivayetlere dayanılarak bazı ayrıntılar verilmiştir (meselâ bk. Taberî, XIV, 14; Kurtubî, X, 15-17). Ancak bir gayb, bir sır olan vahiy ile ilgili bu âyetlerin tam olarak anlaşılabileceğini söylemek güçtür; bununla birlikte burada –vahyin Allah tarafından korunduğunu bildiren 9. âyetle de bağlantılı olarak– vahyin korunmuşluğuna dikkat çekildiği söylenebilir. Bu çerçevede şu hususlara işaret edildiği de düşünülebilir: Allah’ın dilemesi dışında hiçbir güç gayb ilmine ulaşamayacak; –müşrik Araplar’ın hurafeden başka bir şey olamayan inançları dolayısıyla ileri sürdükleri gibi– kâhinlik ve büyücülük için kullanmak maksadıyla metafizik âlemdeki saklı bilgileri öğrenmeye kalkışan bazı şeytanî güçler bulunsa bile, bunlar başarılı olamayacaklar; bunlar, “parlak bir ışık” diye ifade edilen, mahiyetini bilemediğimiz bir ışıkla –belki bir ateş topuyla– engelleneceklerdir. Câhiliye döneminde Arap kâhinleri, kendilerinin özel cinleri ve şeytanları bulunduğunu, bunların kendilerine gökten haberler getirdiğini, bu sayede gaybı bildiklerini iddia ederlerdi. Hatta bu yüzden putperestler Kur’an-ı Kerîm’i bir kâhin sözü, dolayısıyla Hz. Peygamber’i de kâhin olarak nitelemeye kalkışmışlar, fakat Allah Teâlâ bu iddiayı açıkça reddetmiştir (Tûr 52/29; Hâkka 69/42). Konumuz olan âyetlerin de bu tür hurafeye dayalı iddialara bir cevap teşkil ettiği anlaşılmaktadır.
Hicr Suresi 16. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Elbette biz, gökyüzüne insanların yolculuklarda kara ve denizlerin karanlığında yollarını bulduğu çok büyük yıldızlar koyduk ve onları, Allah -Subhânehu ve Teâlâ-'nın kudretinin bir delili olması için bakan ve gören kimseler için güzelleştirdik.