Önceki ayet· 110:1Sonraki ayet· 110:3

Nasr Suresi 2. Ayet· 110:2

↗ Nasr suresi
Medeni
وَرَأَيۡتَ ٱلنَّاسَ يَدۡخُلُونَ فِي دِينِ ٱللَّهِ أَفۡوَاجٗا
Ve insanların dalga dalga Allah'ın dinine girdiklerini gördüğün zaman,
Meal ihtilafı: 2% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Ve insanların dalga dalga Allah'ın dinine girdiklerini gördüğün zaman,
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Ve insanların dalga dalga Allah'ın dinine girdiklerini gördüğünde,
Yaşar Nuri Öztürk
Ve insanları kitleler halinde Allah'ın dinine girerken gördüğünde,
Süleyman Ateş
Ve insanların dalga dalga Allah'ın dinine girdiklerini gördüğün zaman,
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.3%
İngilizce
And you see the people entering into the religion of Allah in multitudes
Fransızca
et que tu vois les gens entrer en foule dans la religion d'Allah
İspanyolca
y veas a la gente ingresar en masa a la religión de Dios
Rusça
когда ты увидишь, как люди толпами обращаются в религию Аллаха
Endonezce
dan engkau melihat manusia berbondong-bondong masuk agama Allah
Bengalce
এবং আপনি মানুষকে দলে দলে আল্লাহর দ্বীনে প্রবেশ করতে দেখবেন
Çince
当你看见众人成群结队地崇奉安拉的宗教时,
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İnsanların bölük bölük İslam dinine girdiklerini gördüğün zaman.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde, 2- Ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiklerini gördüğünde; 3- Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile! Şüphesiz O, tevbeleri çokça kabul edendir. (Medine’de inmiştir. 3 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah adı ile. 1-3. Bu değerli sûrede hem bir müjde, hem bu müjdenin gerçekleşmesi esnasında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e yönelik bir emir hem de buna bağlı olarak bir işaret ve bir uyarı vardır. Müjde şudur: Allah, Rasûlüne zafer ve yardım ihsan edecek ve o da Mekke’yi feth edecektir. İnsanlar da Allah’ın dinine bölük bölük girecekler hatta onların pek çoğu daha önceleri onun düşmanı iken onun yakınları ve yardımcıları olacaktır. Gerçekten de verilen bu müjde gerçekleşmiştir. Emre gelince: Bu, Yüce Allah’ın zafer ve fethin gerçekleşmesinden sonra Rasûlüne bundan ötürü şükretmesini, Rabbini hamd ile tesbih ederek O’ndan mağfiret dilemesi yönündeki emirdir. İşarete gelince: Burada iki işaret söz konusudur. Birincisi, Allah Rasûlünün Allah’a hamd ile tesbih edip O’ndan mağfiret dilemeyi gerçekleştirdiğinde bu, dine yardımın ve zaferin devam edeceğine işarettir. Çünkü bu, Allah’a şükretmenin bir neticesidir. Zira Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki eğer şükrederseniz şüphesiz ben de size (nimetimi) artırırım.”(İbrahim, 14/7) Bu da raşid halifeler döneminde ve onlardan sonraki dönemlerde bu ümmet arasında görülmüş bir husustur. Allah’ın yardımı sürekli devam etmiş öyle ki İslâm, hiçbir dininin ulaşamayacağı noktaya ulaşmıştır. Bu dine girenler başka dinlere girenlerden daha çok olmuştur. Bu hal, bu ümmet Allah’ın emirlerine muhalefet edinceye kadar böylece devam etti. Bu muhalefetler ortaya çıkınca birlikleri parçalandı, güçleri dağıldı ve herkesçe bilinen sonuçlar ortaya çıktı. Bununla birlikte Yüce Allah’ın hem bu ümmete olan lütuf ve rahmeti, hem de bu dine olan lütuf ve rahmeti akla hayale gelmeyecek kadar çoktur. İkinci işarete gelince: Bu da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ecelinin yaklaşmış olduğudur. Bunun izahı da şöyledir: Onun ömrü faziletli bir ömürdür ki Allah da onun hayatına yemin etmiştir. Faziletli işlerin de mağfiret ile sona erdirilmesi alışılagelen bir husustur. Namaz, hac ve diğerlerinde olduğu gibi. Buna göre Yüce Allah’ın, Rasûlüne böyle bir durumda hamd ve istiğfârda bulunmayı emretmiş olması, onun ecelinin sona ermek üzere olduğuna bir işarettir. O halde Rabbine kavuşmaya hazırlansın, ömrünü yapabileceği en faziletli amellerle sonuçlandırsın. -Allah’ın salât ve selâmları üzerine olsun- Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Kur’ân-ı Kerîm’in bu buyruğunun gereğini yerine getirerek bu sözleri namazında çokça söyler, rükû ve secdelerinde:“ سبحانك اللهم ربنا وبحمدك اللهم اغفر لي : Allah’ım, Rabbimiz seni her türlü eksiklikten tenzih ederiz, Seni hamd ile anarız. Allah’ım, günahlarımı bağışla” derdi. Nasr Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Müfessirlere göre “Allah’ın yardımı”ndan maksat, Mekke putperestlerine veya bütün düşmanlarına karşı Allah’ın Hz. Peygamber’e yardım etmesi ve onu zafere kavuşturmasıdır; mecazen “dinin kemale ermesi, son şeklini alması” anlamında da yorumlanmıştır. “Fetih”ten maksat ise başta Râzî’nin “fetihlerin fethi” dediği Mekke’nin fethi olmak üzere Hz. Peygamber’e nasip olan bütün fetihlerdir. Fetih mecaz olarak “Hz. Peygamber’e verilen ilimler, dünya nimetleri, cennet” olarak da yorumlanmıştır (Râzî, (XXXII, 153-155; Şevkânî, V, 602-603). Sûrede Hz. Peygamber’in şahsında genel olarak müminlere hitap edilerek Allah Teâlâ kendilerine bir nimet ve yardım lutfettiğinde O’na hamd ve şükretmeleri gerektiği ifade edilmektedir. Müminler Mekke döneminde fakir ve güçsüzdü; müşriklerin kendilerine yaptıkları zulme karşılık verecek durumda değillerdi. İnsanlığı kurtuluşa çağıran Hz. Peygamber, çağrısına olumlu cevap alamadığı için üzülüyor, hatta kendi kavmi tarafından din konularında yalan söylemekle suçlanıyordu (bk. Hûd 11/12; En‘âm 6/33-35). Fakat Medine döneminde müminler güçlenerek kendilerine haksızlık eden inkârcılara karşı savaşacak duruma geldiler ve fetihler başladı. Bu durum Araplar’ın İslâm’a girmesinde büyük etken oldu. Özellikle Mekke’nin fethinden sonra Arap kabileleri savaşmaksızın İslâm’ın hâkimiyetini kabul etmiş ve akın akın İslâm’a girmişlerdir. 2. âyet bunu ifade etmektedir. 3. âyette ise daha önce müşrikler tarafından “sihirbaz, şair, kâhin, mecnûn” gibi yakışıksız sıfatlarla nitelenerek her türlü hakarete mâruz bırakılan Hz. Peygamber’e, kendisini bu durumdan kurtaran Allah’a hamd ve şükretmesi emredilmektedir. Mekke’den hicret ederken Sevr mağarasında gizlendiğinde yanında sadece Hz. Ebû Bekir vardı; şimdi ise binlerce sahâbî ile birlikte Mekke’yi fethetmiş, bu arada tarihin en büyük ve en yapıcı inkılâbını gerçekleştirmişti. İşte bu sebeple müminlerden yüce Allah’a hamdetmeleri, kendilerine nasip edilen zafer ve fetih nimetlerinin şükrünü yerine getirmeleri istenmektedir. Hz. Peygamber’in günahtan korunduğu bilinmektedir (ismet). Buna rağmen ona Allah’tan af dilemesi emredildiğine göre bunun mânası ya ümmeti için, onların adına af dilemesi veya –günahtan uzak dursa bile– Allah’tan af dilemek kullukta kemalin gereği olduğu için “Allah’ın lutuf ve inâyetine her zaman muhtaç olduğunu dile getirmesi, her şeye rağmen ibadetlerini mükemmel görmeyip bu sebeple O’ndan af dilemesi”dir. Bu sûre indikten sonra Hz. Peygamber’in, “Allahım! Sana hamd eder ve seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Beni bağışla, çünkü sen tövbeleri kabul edensin!” anlamındaki duayı sık sık tekrarladığı rivayet edilmektedir (İbn Kesîr, VIII, 532-533; ayrıca bk. Fetih 48/1-3). Sahabeden bazıları bu âyetlerden Hz. Peygamber’in görevinin tamamlandığı ve artık vefatının yakın olduğu sonucunu çıkarmışlardır (bk. Buhârî, “Tefsîr”, 110). Bundan dolayı sûreye “vedalaşma” anlamında “Tevdî” ismi de verilmiştir. Nitekim bu âyetler indikten sonra Hz. Peygamber’in ancak seksen gün gibi kısa bir süre yaşadığı rivayet edilmektedir (bk. Kurtubî, XX, 233).
Nasr Suresi 2. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İnsanların bölük bölük İslam dinine girdiklerini gördüğün zaman.