Önceki ayet· 11:71Sonraki ayet· 11:73

Hûd Suresi 72. Ayet· 11:72

↗ Hûd suresi
Mekki
قَالَتۡ يَٰوَيۡلَتَىٰٓ ءَأَلِدُ وَأَنَا۠ عَجُوزٞ وَهَٰذَا بَعۡلِي شَيۡخًاۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَيۡءٌ عَجِيبٞ
Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı, kocam da ihtiyar olmuşken nasıl doğurabilirim? Doğrusu bu şaşılacak bir şey" dedi
Meal ihtilafı: 8% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı, kocam da ihtiyar olmuşken nasıl doğurabilirim? Doğrusu bu şaşılacak bir şey" dedi
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
"Vay başıma gelene!" dedi, "Ben bir kocakarıyım, kocam da yaşlı bir adam. Bu gerçekten çok tuhaf bir şey!"
Yaşar Nuri Öztürk
"Vay başıma, dedi. Doğuracak mıyım ben? Kendim bir kocakarı, kocam bir ihtiyar. Gerçekten şaşılacak şey bu."
Süleyman Ateş
Vay, dedi, ben bir kocakarı, bu kocam da bir pir iken doğuracak mıyım? Bu, cidden şaşılacak bir şey!
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.2%
İngilizce
She said, "Woe to me! Shall I give birth while I am an old woman and this, my husband, is an old man? Indeed, this is an amazing thing
Fransızca
Elle dit: «Malheur à moi! Vais-je enfanter alors que je suis vieille et que mon mari, que voici, est un vieillard? C'est là vraiment une chose étrange!»
İspanyolca
Ella exclamó: "¡Cómo es posible! ¿Cómo he de concebir ahora que soy anciana, y mi marido también es un anciano? Esto es algo asombroso
Rusça
Она сказала: «Горе мне! Неужели я рожу? Ведь я - старуха, и мой муж - старик. Воистину, это - нечто удивительное!»
Endonezce
Dia (istrinya) berkata, "Sungguh ajaib, mungkinkah aku akan melahirkan anak padahal aku sudah tua, dan suamiku ini sudah sangat tua? Ini benar-benar sesuatu yang ajaib
Bengalce
সে বলল-কি দুর্ভাগ্য আমার! আমি সন্তান প্রসব করব? অথচ আমি বার্ধক্যের শেষ প্রান্তে এসে উপনীত হয়েছি আর আমার স্বামীও বৃদ্ধ, এতো ভারী আশ্চর্য কথা।
Çince
她说:“咄咄怪事,我这个老太婆还会生孩子吗?这是我龙钟的丈夫。这确是一件怪事!”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Melekler kendisini bu müjde ile müjdeleyince Sâre şaşırmış bir şekilde şöyle dedi: Ben doğurmaktan ümidini kesmiş yaşlı bir kadın iken ve kocam da yaşlılık çağına girmiş iken nasıl doğurabilirim? Şüphesiz bu halde iken çocuk sahibi olmak; normal olarak gerçekleşmeyen ve şaşılacak bir şeydir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
69- Andolsun ki İbrahim’e elçilerimiz müjde ile geldiler. “Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi ve vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi. 70- Ona ellerini uzatmadıklarını görünce onları yadırgadı ve içinde onlardan ötürü bir korku duydu. Dediler ki:“Korkma, biz Lût kavmine gönderildik.” 71- Hanımı, ayakta dikiliyordu da güldü. Ona İshâk’ı ve İshâk’ın ardından Yakûb’u müjdeledik. 72- Dedi ki:“Vay halime! Ben kocamış bir kadın ve şu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Doğrusu bu, çok şaşılacak bir şey!” 73- Dediler ki:“Allah’ın işine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir, ey hane halkı! Şüphe yok ki O, Hamîddir, Mecîddir. 74- İbrahim’in korkusu geçip kendisine müjde gelince Lût’un kavmi hakkında bizimle tartışmaya koyuldu. 75- Zira İbrahim gerçekten yumuşak huylu, (Allah’a) için için yalvaran ve tamamen (O’na) yönelmiş biri idi. 76- “Ey İbrahim, bundan vazgeç. Artık Rabbinin emri gelmiştir. Şüphe yok ki onlara geri çevrilmesi imkansız bir azap gelecektir.” 77- Elçilerimiz Lût’a gelince o, onlar sebebiyle üzüldü ve içi daraldı da:“Bu, çok zor bir gün.” dedi. 78- Kavmi itişe kakışa Lut’un yanına aceleyle geldiler. Onlar zaten daha önce birçok kötülükler yapıyorlardı. Dedi ki:“Ey kavmim, işte kızlarım! Onlar sizin için daha temizdir. Allah’tan korkun ve beni misâfirlerimin yanında rezil etmeyin. İçinizde hiç mi aklı başında bir adam yok?” 79- Dediler ki:“Biliyorsun ki bizim, kızlarınla hiçbir işimiz yok. Sen bizim ne istediğimizi pekâlâ biliyorsun.” 80- Dedi ki:“Keşke size yetecek bir gücüm olsaydı yahut güçlü bir yere sığınabilseydim.” 81- (Elçiler) dedi ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ilişemeyeceklerdir. Sen gecenin bir vaktinde aile efradınla yola çık ve sizden hiç kimse geriye bakmasın. Ancak karın hariç; çünkü onlara isabet edecek olan azap ona da isabet edecektir. Onlara vaadolunan (azap) vakti, sabahtır. Sabah yakın değil mi?” 82- (Azap) emrimiz geldiği zaman o (şehrin) altını üstüne getirdik ve oraya pişmiş çamurdan birbiri ardınca taşlar yağdırdık. 83- (Bu taşlar) Rabbinin katında işaretliydi. Bu (taşlar), zalimlerden uzak değildir. 69. “Andolsun ki” o şerefli meleklerden oluşan “elçilerimiz” rasûlümüz Halil “İbrahim’e müjde ile geldiler.” Yüce Allah, onları Lût kavmini helak etmek üzere göndermiş, İbrahim’e de uğramalarını emredip ona İshak’ın doğacağı müjdesini vermelerini söylemişti. Onlar, onun yanına girdiklerinde:“Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi.” Yani melekler, İbrahim’e selâm verdiler, o da onların selâmını aldı. Bu buyruk selâmın meşruiyetine ve İbrahim aleyhisselam’ın dininde de selâmlaşmanın olduğuna ve selâmın kelamdan/konuşmadan önce olduğuna, selâm alma ifadesinin de selâm verme ifadesinden daha güzel olmasının uygunluğuna delil vardır. Çünkü meleklerin verdikleri selam, süreklilik ifade etmeyen fiil cümlesi şeklinde olduğu halde onun selam alma ifadesi, devamlılığa ve kalıcılığa delil teşkil eden isim cümlesi şeklindedir. Arap dilinde -bilindiği gibi- bu iki tür cümle arasında büyük bir fark vardır. “Ve” İbrahim, melekler yanına girdiklerinde “vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi.” Yani hemen evine girip misâfirlerine semiz ve kızdırılmış taşlar üzerinde pişirilmiş bir dana ikram edip önlerine yaklaştırarak: Buyurmaz mısınız, dedi. 70. “Ona” yani kendilerine ikram ettiği dana etine “ellerini uzatmadıklarını görünce onları yadırgadı ve içinde onlardan ötürü bir korku duydu.” Onların kendisine kötülük yapmak için ve hoşuna gitmeyecek bir maksat ile geldiklerini zannetti. Bu, onların gerçek durumlarını bilmeden önce olmuştu. “Dediler ki: “Korkma, biz Lût kavmine gönderildik.” Yani bizler Allah’ın elçileriyiz, Allah bizleri Lut kavmini helak etmek için gönderdi. 71. “Hanımı” yani İbrahim’in hanımı “ayakta dikiliyordu” ve misâfirlerine hizmet ediyordu. Durumlarını ve gönderiliş sebeplerini işitince hayret ederek “güldü. Ona İshak’ı ve İshâk’ın ardından Yakûb’u müjdeledik.” Bundan da hayret etti ve onun için şöyle dedi: 72. “Vay halime! Ben kocamış bir kadın ve şu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım?” Çünkü bu iki hal, çocuğun var olmasına bir engeldir. “Doğrusu bu, çok şaşılacak bir şey!” 73. “Allah’ın işine mi şaşıyorsun?” Çünkü O’nun işine hayret etmeyi gerektirecek bir taraf yoktur. O’nun kusursuz meşieti her şeyi kuşatmıştır. O’nun kudreti açısından bu, şaşılacak bir iş değildir. Özellikle de şu mübarek hanenin halkı olan kimseler hakkında gerçekleştireceği şeyler için bu, böyledir. “Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir, ey hane halkı!” Yani Allah’ın rahmeti, ihsanı ve bereketleri üzerinizden eksik olmasın. Bereket ise Allah’ın hayır ve ihsanının bol bol olması, ilâhi hayırların onları bulması demektir. “Şüphe yok ki O, Hamîddir” sıfatları övülendir. Çünkü O’nun bütün sıfatları kemal sıfatlarıdır. Fiilleri de övülendir. Çünkü O’nun fiilleri ihsandır, cömertliktir, iyiliktir, hikmettir, adalettir. “Mecîddir.” Mecid olmak, sıfatların azametli ve kapsamlı olması demektir. Bütün kemal sıfatları yalnız O’nundur. O, bütün kemal sıfatların en mükemmeline, en eksiksiz ve en kapsamlı olanına sahiptir. 74. “İbrahim’in” misâfirleri dolayısı ile karşı karşıya kaldığı “korkusu geçip kendisine” çocuğu olacağına dair “müjde gelince” bu sefer Lût kavminin helâk edilmesi hususunda “bizimle” elçilerimiz ile “tartışmaya koyuldu” ve onlara: “Ama orada Lût da var, dedi. Biz, orada olanları daha iyi biliriz. Biz, onu ve -karısı dışında- aile halkını elbette kurtaracağız, dediler.”(el-Ankebût 29/32) 75. “Zira İbrahim gerçekten yumuşak huylu” yani huyu güzel, kendini bilmezlerin cahilliklerine karşılık kalbi geniş ve hemen kızmayan, “(Allah’a) için için yalvaran” yani bütün vakitlerde Yüce Allah’a yalvarıp yakaran, “ve tamamen (O’na) yönelmiş” Yani Allah’ı bilmesi ve muhabbeti dolayısı ile Allah’a çokça dönen, O’na çokça yönelen ve O’nun dışındaki şeylerden yüz çeviren “biri idi.” İşte bundan dolayı Yüce Allah’ın helâk edilmelerini kesin hükme bağladığı kimseler hakkında tartışıyordu. 76. Ona şöyle denildi “Ey İbrahim, bundan” yani bu tartışmadan “vazgeç. Artık Rabbinin” onların helâk edileceklerine dair “emri gelmiştir. Şüphe yok ki onlara geri çevrilmesi imkansız bir azap gelecektir.” O nedenle senin tartışmanın bir faydası yoktur. 77. “Elçilerimiz” yani İbrahim aleyhisselam’a uğrayan melekler, onun yanından ayrılıp “Lût’a gelince o, onlar sebebiyle” gelişleri sebebi ile “üzüldü” bu ona ağır geldi. “ve içi daraldı da: Bu, çok zor” zorlu ve tehlikeli “bir gün, dedi.” Çünkü Lût, kavminin onları rahat bırakmayacağını biliyordu. Zira melekler, son derece mükemmel ve güzel, tüysüz genç delikanlılar suretinde gelmişlerdi. İşte Lût’un kaygılanmasının sebebi bu idi. Nitekim korktuğu da başına geldi. Zira: 78. “Kavmi itişe kakışa Lut’un yanına aceleyle geldiler.” Daha önce yapmakta oldukları hayasızlığı Lut’un misâfirleri ile yapmak için hızlıca koşup geldiler. “Onlar zaten daha önce birçok kötülükler yapıyorlardı.” Yani alemler arasında kendilerinden önce hiçbir kimsenin yapmadığı o hayasızlığı yapıyorlardı. “Dedi ki: Ey kavmim, işte kızlarım, onlar sizin için” benim misâfirlerimden “daha temizdir.” Bu, Süleyman’ın, yanına davacı olarak gelen ve her birisi kendisinin olduğunu iddia ettiği çocuğu -hakkı ortaya çıkarmak kastı ile- ortadan ikiye bölme teklifine benzemektedir. Çünkü Lût, kızlarına ulaşmalarının imkânsız olduğunu ve onların da kızlarıyla herhangi bir işleri olmadığını biliyordu. Bu sözdeki esas maksat, bu büyük hayasızlığı engellemekti. “Allah’tan korkun. Beni misâfirlerimin yanında rezil etmeyin.” Yani ya Allah’tan korkarak bu işten vazgeçeceksiniz, yahut da misâfirlerimin önünde beni küçük düşürmeme yoluna gideceksiniz. “İçinizde” sizi alıkoyacak ve bu işten vazgeçirecek “hiç mi aklı başında bir adam yok?, dedi.” İşte bu, onların hayır ve insanlıktan uzaklaşmış, tamamı sıyrılmış olduklarını göstermektedir. 79. Ona:“Biliyorsun ki kızlarınla hiçbir işimiz yok. Sen, bizim ne istediğimizi pekâlâ biliyorsun, dediler.” Yani biz erkeklerden başkasını istemeyiz. Bizim kadınlara karşı bir isteğimiz yoktur. 80. Bunun üzerine Lût aleyhisselam’ın tedirginliği daha da arttı ve şöyle dedi:“Keşke size yetecek bir gücüm olsaydı yahut” beni gereği gibi koruyabilecek bir kabile gibi “güçlü bir yere sığınabilseydim.” O zaman sizi bu işten alıkoyardım. Bu, maddi sebepler göz önünde bulundurularak söylenmiştir. Yoksa Lût aleyhisselam, esasen en güçlü koruyucu olan ve gücüne karşı kimsenin duramadığı Yüce Allah’a sığınmış idi. 81. İş, nihai dereceye ulaşıp sıkıntılar da artınca:“(Elçiler) dedi ki: Ey Lût, biz Rabbinin elçileriyiz.” Yani kalbinin yatışması ve huzur bulması için ona kim olduklarını haber verdiler. “Onlar sana asla” kötülük için “ilişemeyeceklerdir.” Daha sonra Cibril kalkıp kanadı ile onların gözlerini silme kör etti. Bunun üzerine Lût’u sabahın gelişi ile tehdit ederek dağıldılar. Melekler de Lût’a ailesi ile birlikte “gecenin bir vaktinde” gitmesini emrettiler. Yani tan yerinin ağarmasından çok önce yola çıkmasını istediler. Böylelikle onların şehirlerinden uzaklaşma imkânını bulacaklardı. “ve sizden hiç kimse geriye bakmasın.” Yani çıkıp gitmekte elinizi çabuk tutun. Sizin bütün gayretiniz kurtulmak olsun. Arkaya dönüp bakmayın bile. “Ancak karın hariç; çünkü onlara isabet edecek olan” azap “ona da isabet edecektir.” Çünkü o da bu günahta kavmine ortaktır. Zira Lût aleyhisselam’a misâfir geldiği takdirde onları kavmine haber veriyordu. “Onlara vaadolunan (azap) vakti sabahtır.” Adeta Lût, bu azabın çabuk gelmesini istemiştir, o nedenle de:“Sabah yakın değil mi?” denilmiştir. 82. Azabın inmesi ve onlara gelip çatmasına dair “emrimiz geldiği zaman o (şehrin)” yurtlarının “altını üstüne getirdik” yani yurtlarını üzerlerine ters çevirdik “ve oraya pişmiş çamurdan” alabildiğine sıcak ateşte pişmiş taşlardan “birbiri ardınca” yani kasabanın dışında ayrı duranların da arkasından gidecek şekilde “taşlar yağdırdık.” 83. “(Bu taşlar) Rabbinin katında işaretliydi.” Bu taşlar üzerinde ilâhi azap ve gazabın alâmetleri vardı. “Bu (taşlar)” Lût kavminin yaptıklarına benzer işler yapan “zalimlerden uzak değildir.” Öyleyse kullar, onlara isabet edenlerin kendilerine de isabet etmemesi için onların yaptıklarını yapmaktan sakınmalıdırlar.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu kıssa Hûd sûresinde anlatılan kıssaların dördüncüsü olup ana konusu itibariyle Lût aleyhisselâm ve kavmini ele almaktadır. Lût, Tevrat’a göre, Güney Bâbil’deki Ur şehrinin yerlilerinden ve Hz. İbrâhim’in kardeşi Haran’ın oğludur; amcası İbrâhim ile birlikte Irak’tan ayrılıp önce Filistin’e; daha sonra da Ölüdeniz (Lût gölü) kıyısındaki Sodom ve Gomore’ye yerleşmişti. Bu sebeple “Lût kavmi” tabiri Hz. Lût’un mensup olduğu kavmi ifade etmeyip onun aralarında yaşamaya karar verdiği ve peygamber olarak görevlendirildiği Sodom sakinlerini ifade etmektedir” (bk. Tekvîn, 11/27-31; 13/11-13). Hz. Lût’un ikamet ettiği Sodom halkı, inkârcı oldukları gibi ahlâksızlık ve sapık ilişkiler içinde bulunuyorlardı. İşte Lût bu kavmi ıslah etmekle görevlendirilmişti (bk. A‘râf 7/80); ancak yöre halkı onun nasihatlerini dinlemedi ve sapık ilişkilerine devam ettiler; Allah Teâlâ da onları helâk etmek üzere elçilerini gönderdi. Kur’an-ı Kerîm elçilerin kimler olduğu hakkında ayrıntılı bilgi vermemekle birlikte müfessirler bunların insan şekline girmiş melekler olduğunu kabul ederler (Râzî, XVIII, 23; Reşîd Rızâ, 127). Lût, aynı çağda Filistin’de ikamet eden Hz. İbrâhim’in yeğeni olduğu için olay İbrâhim’i de ilgilendiriyordu. Bu sebeple Allah’ın elçileri, durumdan onu haberdar edip ümmeti hakkında herhangi bir korkuya kapılmamasını sağlamak için öncelikle onu ziyaret ettiler. Hz. İbrâhim, misafirlerin yemeğe el uzatmadıklarını görünce durumlarından şüpheye kapıldı. Melekler, Lût kavmini helâk etmek için geldiklerini haber verdikten sonra İbrâhim’e inananların bu felâketten kurtulacağını söyleyerek onu rahatlattılar. Kitâb-ı Mukaddes’e göre çocuk müjdesi verildiğinde Hz. İbrâhim 100 yaşında, eşi Sâre ise doksan yaşında bulunuyordu (Tekvin, 17/17). Hicr sûresinin 54. âyetinde Hz. İbrâhim’in de yaşlılığı sebebiyle olayı yadırgadığı bildirilmektedir. Melekler, müjdeye şaşıran peygamber hanımını, bir müminin Allah’ın işine şaşmaması gerektiğini söyleyerek teskin ettiler. Zira tabiat kanunlarını koyan Allah’tır; bu kanunlar kâinatta cârî olmakla beraber Allah’ın iradesini sınırlayamaz; O, istisnaî tasarruflarla mûcizeler yaratır ve peygamberlerini destekler.
Hûd Suresi 72. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Melekler kendisini bu müjde ile müjdeleyince Sâre şaşırmış bir şekilde şöyle dedi: Ben doğurmaktan ümidini kesmiş yaşlı bir kadın iken ve kocam da yaşlılık çağına girmiş iken nasıl doğurabilirim? Şüphesiz bu halde iken çocuk sahibi olmak; normal olarak gerçekleşmeyen ve şaşılacak bir şeydir.