Önceki ayet· 10:39Sonraki ayet· 10:41

Yûnus Suresi 40. Ayet· 10:40

↗ Yûnus suresi
Mekki
وَمِنۡهُم مَّن يُؤۡمِنُ بِهِۦ وَمِنۡهُم مَّن لَّا يُؤۡمِنُ بِهِۦۚ وَرَبُّكَ أَعۡلَمُ بِٱلۡمُفۡسِدِينَ
Aralarında ona inanan ve inanmayan vardır. Rabbin, bozguncuları daha iyi bilir
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Aralarında ona inanan ve inanmayan vardır. Rabbin, bozguncuları daha iyi bilir
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlardan ona (Kur'ân'a) inanacaklar da var, inanmayacaklar da var. Rabbin fesatçıları en iyi bilendir.
Yaşar Nuri Öztürk
İçlerinden buna inanacak var, inanmayacak var. Bozguncuları Rabbin daha iyi bilir.
Süleyman Ateşen ayrışan
Onlardan kimi, ona inanır, kimi de inanmaz. Rabbin bozguncuları çok iyi bilir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.8%
İngilizce
And of them are those who believe in it, and of them are those who do not believe in it. And your Lord is most knowing of the corrupters
Fransızca
Certains d'entre eux y croient, et d'autres n'y croient pas. Et ton Seigneur connaît le mieux les fauteurs de désordre
İspanyolca
Entre ellos hay quienes creen en él y quienes no. Tu Señor conoce bien a los que siembran la corrupción
Rusça
Среди них есть такие, которые уверуют в него, и такие, которые не уверуют в него. Твой Господь лучше осведомлен о распространяющих нечестие
Endonezce
Dan di antara mereka ada orang-orang yang beriman kepadanya (Alquran), dan di antaranya ada (pula) orang-orang yang tidak beriman kepadanya. Sedangkan Tuhanmu lebih mengetahui tentang orang-orang yang berbuat kerusakan
Bengalce
আর তাদের মধ্যে কেউ কেউ কোরআনকে বিশ্বাস করবে এবং কেউ কেউ বিশ্বাস করবে না। বস্তুতঃ তোমার পরওয়ারদেগার যথার্থই জানেন দুরাচারদিগকে।
Çince
他们中有信它的,有不信它的。你的主是知道作恶者的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Müşriklerden kimileri ölmeden önce Kur'an'a iman edecek, kimileri ise ölünceye kadar inatları ve kibirleri sebebi ile iman etmeyecektir. -Ey Peygamber!- Bil ki Rabbin, küfür üzerinde ısrar edenleri en iyi bilendir ve küfürlerine karşılık olarak onları cezalandıracaktır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
37- Bu Kur’ân, Allah’tan (gelmeyip de) başkası tarafından uydurulmuş bir şey değildir. Fakat o, kendisinden öncekileri doğrulamakta ve o kitabı açıklamaktadır. Onda hiçbir şüphe yoktur. O, âlemlerin Rabbindendir. 38- Yoksa onlar:“Onu kendisi uydurdu” mu diyorlar? De ki: “O halde eğer doğru söyleyenler iseniz onun benzeri bir sûre getirin ve (bunun için) Allah’tan başka kimi (yardıma) çağırabilecekseniz çağırın!” 39- Hayır, onlar ilmini kavrayamadıkları ve te’vili kendilerine henüz gelmemiş bir şeyi yalanlamaktadırlar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Ama bak, zalimlerin sonu nasıl oldu! 40- Aralarından ona inanan kimseler de vardır, ona iman etmeyenler de vardır. Rabbin, fesatçıları en iyi bilendir. 41- Eğer onlar seni yalanlarlarsa de ki:“Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız da size. Siz, benim yaptıklarımdan uzaksınız, ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım.” 37. Yüce Allah şöyle buyuruyor:“Bu Kur’ân, Allah’tan (gelmeyip de) başkası tarafından uydurulmuş bir şey değildir.” Bu Kur’ân’ı uydurup da Allah'a nispet etmek imkânsız bir şeydir ve düşünülemez. Çünkü o, öyle yüce bir kitaptır ki “Önünden de arkasından da batıl ona erişemez. Hikmeti sonsuz, her hamde layık olan tarafından indirilmiştir.”(Fussilet, 41/42) Yine o, öyle bir Kitaptır ki “Bir benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplansalar, birbirine yardımcı olsalar dahi yine bir benzerini getiremezler”(el-İsra, 17/88) O, âlemlerin Rabbinin kelâmı olan bir Kitap’tır. Herhangi bir insanın onun gibi yahut ona yakın bir söz söylemesi nasıl mümkün olabilir? Çünkü söz, söyleyenin azametine ve sahip olduğu sıfatlara uygundur. Eğer azameti ve sıfatlarının kemali bakımından Allah’a benzer bir kimse varsa o takdirde onun, bu Kur’an’ın benzerini getirmesi de mümkün olur. Farz-ı muhal herhangi bir kimsenin, bu Kur’an’ı alemlerin Rabbi Allah’a iftira ederek uydurduğunu kabul etsek dahi Yüce Allah, onu derhal cezalandırır ve hiç vakit geçirmeden onu ibretli bir cezaya çarptırır. “Fakat” Yüce Allah, bu Kitabı alemlere bir rahmet, bütün kullara karşı da bir delil olmak üzere indirmiştir ve “o, kendisinden öncekileri” daha önce Allah’ın indirmiş olduğu semavi kitapları, onlara uygun düşmek, onların tanıklık ettikleri hususları doğrulamak, ineceği yönündeki müjdelerini haklı çıkartıp onların haber verdikleri gibi indirilmek suretiyle “doğrulamakta ve o kitabı” helâli, haramı, dinî ve kaderî hükümleri, doğru haberleri “açıklamaktadır.”“Onda hiçbir şüphe yoktur. O âlemlerin Rabbindendir.” Hakkında hiçbir şekilde şüphe ve tereddüt söz konusu değildir. Bilakis o, son derece kesin hakkın ta kendisidir. “O” bütün yaratıkları nimetleri ile besleyip büyüten, terbiye eden “âlemlerin Rabbindendir.” Onun tarafından indirilmiştir. Yüce Allah’ın rubûbiyetinin en büyük tecellilerinden biri de insanların dini ve dünyevi maslahatlarını, üstün ahlaki değerleri ve güzel amelleri ihtiva eden bu Kitabı onlara indirmiş olmasıdır. 38. “Yoksa onlar” yani haksızlık ederek ve inatlaşarak Kur'ân’ı yalanlayanlar: “Onu” Muhammed, Allah’a iftira ederek “kendisi uydurdu, mu diyorlar?” Onlara, eğer güç yetirecek olurlarsa iddialarının mümkün olduğunu ortaya koyacak, aksi takdirde sözlerinin batıl olduğunu ortaya çıkaracak bağlayıcı bir hususa davet ederek “de ki: O halde eğer doğru söyleyenler iseniz onun benzeri bir sûre getirin ve (bunun için) Allah’tan başka kimi (yardıma) çağırabilirseniz çağırın” da onun benzeri bir sûre getirmek üzere size yardımcı olsunlar. Ama böyle bir şey ise imkânsızdır. Çünkü eğer böyle bir şey mümkün olsa idi, hiç şüphesiz bunu yapabileceklerini iddia eder ve Kur'ân’ın bir benzerini ortaya koyarlardı. Ancak, onların buna güç yetiremedikleri açıkça ortaya çıktığına göre, söylediklerinin batıl olduğu ve delil olacak bir tarafının da bulunmadığı ortaya çıkmaktadır. 39. Onları, hakkı içeren ve ondan öte hakkın bulunmadığı bu Kur’an-ı Kerim’i yalanlamaya iten neden onların, ilmini kavrayamadıkları bir şeyi yalanlamaya kalkışmalarıdır. Eğer onlar ilmini kuşatabilmiş olsalardı ve onu gereği gibi kavrasalardı, hiç şüphesiz onu doğrular ve ona itaatle boyun eğerlerdi. Aynı şekilde onlara şu ana kadar “onun tevili” de gelmemiştir. Yani üzerlerine inmekle tehdit ettiği azap, kendilerini gelip bulacağını vaad ettiği ibretli ceza henüz onlara gelmemiştir. O nedenle yalanlamaya devam etmektedirler. Onların bu yalanlamaları ise kendilerinden öncekilerin yalanlamaları kabilindendir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Ama bak, zalimlerin sonu nasıl oldu!” Zalimlerin sonu, geriye onlardan hiçbir kimseyi bırakmayan helak oluştur. İşte bunlar da yalanlamayı sürdürmekten sakınsınlar. Aksi takdirde onlara da yalanlayan ümmetlerin ve helâk edilmiş nesillerin başına gelenlerin aynısı gelir. Bu buyrukta işleri iyice araştırıp tetkik etmek gerektiğine ve insanın herhangi bir şeyi iyice anlayıp kavramadan önce kabul veya reddetmekte aceleci davranmaması gerektiğine delil vardır. 40. “Aralarından ona” Kur’ân-ı Kerim’e ve onun getirdiklerine “inanan kimseler de vardır, ona iman etmeyenler de vardır. Rabbin fesatçıları en iyi bilendir.” Fesatçılar ise zulme saparak, inatlaşarak ve bozgunculuğa yönelerek Kur’ân’a iman etmeyen kimselerdir. İşte Yüce Allah onları bu fesatlarına karşılık en çetin azap ile cezalandıracaktır. 41. “Eğer onlar seni yalanlarlarsa” sen yine davetini sürdür, onların hesaplarından sana bir şey düşmediği gibi senin hesabından da onlara bir şey düşmez. Herkesin ameli kendine. O bakımdan “de ki: Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız da size. Siz, benim yaptıklarımdan uzaksınız, ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım.” Bu, Yüce Allah’ın şu buyruğuna benzemektedir. “Kim bir salih amel işlerse kendi lehinedir, kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir.”(Fussilet, 41/46; el-Casiye 45/15)
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İnkâr ve kötülüğe saplanmış başka birçok toplulukta olduğu gibi putperest Araplar arasında da –bir önceki âyette belirtildiği üzere– yeterince bilgi edinmeden Kur’an’a inanmayanların veya onun doğruluğundan şüphe edenlerin yanında, Kur’an’ın gerçekleri ifade ettiğini vicdanen kabul ettikleri halde sosyal statülerinin, menfaatlerinin sarsılacağı gibi psikolojik sebeplerle onu reddedenler de vardı. Müfessirlerin çoğu âyeti bu şekilde anlarken Taberî (XI, 118) gibi bazı müfessirler şöyle açıklamışlardır: “O müşrikler arasında bu Kur’an’a ileride inanacak olanlar bulunduğu gibi ebediyen inanmayacak olanlar da var.” Râzî, âyetten her iki anlamın çıkarılabileceğini belirterek bir tercih yapmadan bu iki anlayışı aktarmıştır (XVII, 99). Bununla birlikte meâlde tercih ettiğimiz anlam, insanların tercihlerini yaparken sadece zihinsel olarak ulaştıkları doğru-yanlış yargılarına göre davranmadıklarını, çeşitli duygusal zaaflarının da tesirinde kaldıklarını, hatta putperest Araplar gibi gelişmemiş toplumlarda çoğunlukla duygusal zaafların aklî yargıları bastırdığını ifade etmesi bakımından daha anlamlı ve Kur’an’ın maksadına daha uygun görünmektedir.
Yûnus Suresi 40. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Müşriklerden kimileri ölmeden önce Kur'an'a iman edecek, kimileri ise ölünceye kadar inatları ve kibirleri sebebi ile iman etmeyecektir. -Ey Peygamber!- Bil ki Rabbin, küfür üzerinde ısrar edenleri en iyi bilendir ve küfürlerine karşılık olarak onları cezalandıracaktır.