Önceki ayet· 96:17Sonraki ayet· 96:19

Alak Suresi 18. Ayet· 96:18

↗ Alak suresi
Mekki
سَنَدۡعُ ٱلزَّبَانِيَةَ
Biz de zebanileri çağıracağız
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Biz de zebanileri çağıracağız
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz de Zebanileri çağıracağız.
Yaşar Nuri Öztürk
Biz de çağıracağız zebanileri!
Süleyman Ateş
Biz de zebanileri çağıracağız.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.0%
İngilizce
We will call the angels of Hell
Fransızca
Nous appellerons les gardiens [de l'Enfer]
İspanyolca
que llamaré a los ángeles guardianes del Infierno
Rusça
Мы же позовем адских стражей
Endonezce
kelak Kami akan memanggil Malaikat Zabaniyah (penyiksa orang-orang yang berdosa)
Bengalce
আমিও আহবান করব জাহান্নামের প্রহরীদেরকে
Çince
我将召集宰巴尼天使
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Biz de Allah Teâlâ'nın kendilerine yapmalarını emrettiklerinde O'na karşı gelmeyen ve emredileni yerine getiren cehennemin sert yapılı meleklerinden olan muhafızlarını çağıracağız. Bir baksın bakalım hangi taraf daha güçlü ve daha kudretlidir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Oku, yaratan Rabbinin adıyla! 2- O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. 3- Oku! Rabbin, sonsuz lütuf sahibidir. 4- Kalemle öğretendir. 5- O, insana bilmediklerini öğretmiştir. 6- Asla! İnsan gerçekten azar; 7- Kendini zengin/yeterli görünce. 8- Halbuki dönüş, ancak Rabbinedir. 9, 10- Namaz kılarken kulu(umuz Muhammed’i) engelleyeni gördün mü? 11- Ya o (namaz kılan) doğru yol üzerindeyse; 12- Yahut takvâyı emrediyorsa (nasıl onu engeller)!? 13- Ya (onu engelleyen de) yalanlayıp yüz çeviriyor ise?! 14- O, Allah’ın kendisini gördüğünü bilmiyor mu? 15- Asla! Eğer buna bir son vermezse andolsun onu alnından tuttuğumuz gibi (ateşe atarız)! 16- O yalancı ve günahkâr alnından. 17- O da çağırsın bakalım meclisindekileri, 18- Biz de Zebânileri çağırırız. 19- Asla! Ona itaat etme! Secde et ve (Allah'a) yaklaş! (Mekke’de inmiştir. 19 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. 1. Bu sûre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e inen ilk Kur’ân sûresidir. Nübüvvetinin başlangıcında nazil olmuştu. O vakit Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Kitab nedir, iman nedir, bilmiyordu. Cibril aleyhisselam ona risalet görevini getirip vermiş ve okumasını emretmişti. O ise mazeret beyan ederek:“Ben okuma bilen birisi değilim!” demişti. Cebrail, bu emrini Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem okuyuncaya kadar tekrar etmişti. Ardından Yüce Allah şu buyrukları indirdi:“Oku” bütün varlıkları “yaratan Rabbinin adıyla!” 2. Sonra Alah, özellikle insanı ve onun yaratılışının başlangıcını anarak onu “bir kan pıhtısından” yarattığını belirtmektedir. İnsanı yaratan, var edilişinde ona oldukça itina gösteren bu yüce zatın, emir ve yasaklar ile de onun işlerini yönlendirmesi kaçınılmazdır. Bu da peygamberler göndermek ve Kitaplar indirmekle olur. İşte bundan dolayı okuma emrini verdikten sonra insanı yarattığını söz konusu etmekte ve daha sonra da şöyle buyurmaktadır: 3. “Oku! Rabbin, sonsuz lütuf sahibidir” Pe kçok sıfatta ve pek geniş kerem ve ihsanların sahibidir. Cömertliği pek boldur. Çeşitli ilimleri öğretmiş olması da O’nun kereminin bir tecellisidir. 4-5. Ayrıca O “kalemle öğretendir. O, insana bilmediklerini öğretmiştir.” Yüce Allah, insanı annesinin karnından hiçbir şey bilmez bir halde çıkarmıştır. Ona işitecek kulak, görecek göz, akledecek kalp vermiş, ona ilmi elde etme yollarını kolaylaştırmıştır. Ona Kur’ân’ı ve hikmeti öğrettiği gibi kendisi vasıtası ile ilimlerin korunabildiği, hakların tespit edilebildiği, insanların konuşmalarının yerini tutan ve başkalarına mesaj iletme aracı olan kalemle yazı yazmayı da öğretmiştir. Hamd Allah’adır. O, kulların şükretmekten ve karşılıklarını vermekten âciz kaldıkları bunca nimetleri ihsan edendir. 6-8. Yüce Allah, insana bol rızık lütfetmiş ve ayrıca onu ihtiyaçtan kurtararak varlık sahibi kılmıştır. Fakat insan bilgisizliği ve zalimliği dolayısıyla kendisini müstağnî (muhtaç olmayan) bir konumda gördüğü vakit haddi aşar, azgınlaşır, hidâyete karşı büyüklenir ve Rabbine döneceğini unutur. Amellerinin karşılığının verileceğinden korkmaz. Hatta hidâyeti terk etmenin yanı sıra başkalarını da hidâyeti terk etmeye çağırma noktasına kadar ulaştığı da olur: 9-12. Başkasını hidâyeti terk etmeye çağıran kişi bununla da kalmaz imanın öngördüğü amellerin en faziletlisi olan namazdan alıkoymaya da kalkışır. İşte Yüce Allah, böyle azgın ve batıl üzerinde direnen kimseye şunları söylemektedir: Ey namaz kılan kuluma engel olan kişi! “Ya o” namaz kılan kulum “doğru yol üzerindeyse?” Hakkı biliyor ve gereğince amel ediyor ise? “Yahut” başkasına “takvâyı emrediyorsa?” Bu nitelikte olan bir kimsenin bu işten alıkonulması uygun bir şey midir? Böyle birisini bu ibadetten alıkoymak, Allah’a karşı savaşın, hakka karşı mücadelenin en büyük şekli değil midir? Çünkü böyle bir alıkoyma, ancak bizzat hidâyet üzere olmayan yahut da başkasına takvânın aksini emreden kimseye yapılabilir. 13. “Ya” namazdan alıkoyan kimse hakkı “yalanlayıp” ilâhî emirlerden “yüz çeviriyor ise?” Allah’tan korkmaz ve O’nun azabından çekinmez mi? 14. “O, Allah’ın” yapıp ettiklerini “gördüğünü bilmiyor mu?” Daha sonra halini sürdürmeye devam ettiği takdirde onu tehdit etmek üzere şöyle buyurmaktadır: 15-16. “Asla! Eğer buna bir son vermezse” söylediklerinden ve yaptıklarından vazgeçmez ise “andolsun onu alnından yakalayıp (ateşe atarız).” Çok güçlü ve zorlu bir şekilde alnından yakalayıp çekeriz. Ona gerçekten bu yakışır. Çünkü onun alnı, söylediği sözlerinde “yalancı ve” yaptıklarında “günahkâr” bir alındır. 17. “O da” azaba uğratılması hak olan bu kişi, “çağırsın bakalım meclisindekileri.” Başına gelen bu musibete karşı yardım etsinler diye meclisinde olanları, arkadaşlarını ve çevresindekileri çağırsın. 18. “Biz de” onu yakalamak ve ona azap etmek üzere cehennem bekçileri olan “Zebânileri çağırırız.” O da baksın ve düşünsün bakalım! Bu iki tarafın hangisi daha güçlü, daha muktedirdir? Bu da namaz kılanı alıkoymak isteyen kişinin durumunu ve onun kendisi ile tehdit olunduğu cezayı ortaya koymaktadır. 19. Namaz kılması engellenene gelince; Yüce Allah ona da bu engellemeye kulak asmamasını, onun bu yasaklamasına itaat etmemesini emrederek şöyle buyurmaktadır:“Asla! Ona itaat etme!” Çünkü o, ancak hüsran ihtiva eden bir emir verir. Rabbine “secde et” ve gerek secde halinde gerekse diğer itaatlerle Allah’a yakınlaştırıcı amellerle O’na “yaklaş!” Çünkü bütün bu ameller, kişiyi Allah’ın rızasına ve O’na yakınlaştırır. Bu buyruklar, her ne kadar Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i namazdan alıkoymak isteyen, bundan dolayı da ona işkence eden Ebû Cehil hakkında nâzil olmuş ise de hayırdan alıkoymaya çalışan ve hayırdan alıkonulmak istenen herkes hakkında geçerlidir. Alak Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Kurultay” diye çevirdiğimiz nâdî kelimesi, “bir konuda istişare etmek üzere toplanmak” anlamına gelen nedve kökünden türemiş olup kurultayda bir araya gelen heyeti ifade eder. Câhiliye döneminde Mekke’de bu tür toplantıların yapıldığı yere dâru’n-nedve denilirdi. “Zebâniler” diye çevirdiğimiz zebâniye kelimesi ise “itmek, savmak” anlamına gelen zeben kelimesinden türemiş çoğul bir isim olup dinî terim olarak azap meleklerini ifade eder. Rivayete göre Resûlullah İbrâhim’in makamında namaz kılarken Ebû Cehil, “Ben sana namaz kılma demedim mi!” diyerek onu tehdit edip engellemek istemiş, Hz. Peygamber de ona sert bir şekilde karşılık vermişti. Ebû Cehil, “Sen beni ne ile tehdit ediyorsun? Vallahi ben bu memlekette adamları en çok olan kimseyim” demiş, bunun üzerine bu âyetler inmiştir (bk. Kurtubî, XIX, 127). Allah Teâlâ, “O hemen kurultayını çağırsın, biz de zebânileri çağıracağız” buyurarak Hz. Peygamber’e meydan okuyan Ebû Cehil’in yetersizliğini ortaya koymak istemiştir. Nitekim Ebû Cehil bu âyetleri dinlediği halde kötü niyetini gerçekleştirme yönünde herhangi bir teşebbüste bulunmaya cesaret edememiştir. 19. âyette tekrarlanan “hayır!” anlamındaki kellâ edatı da, o azgın insanın, Hz. Peygamber’e kötülük etmek üzere taraftarlarını çağırmaya asla cesaret edemeyeceğini gösterir. Burada Resûlullah’a, böyle azgın, Allah ve peygamber tanımaz kimseye boyun eğmemesi, namaz kılmaya ve secde etmeye devam ederek Allah’a yakınlaşma gayretlerini sürdürmesi emredilmiştir. Şüphe yok ki Allah’a yaklaşmak, O’nun emirlerine itaat etmekle ve bu itaatin en anlamlı ifadesi olan secde ile mümkündür. Nitekim Hz. Peygamber, “Kulun rabbine en yakın olduğu an secdede bulunduğu andır” buyurmuştur (Müslim, “Salât”, 215).
Alak Suresi 18. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Biz de Allah Teâlâ'nın kendilerine yapmalarını emrettiklerinde O'na karşı gelmeyen ve emredileni yerine getiren cehennemin sert yapılı meleklerinden olan muhafızlarını çağıracağız. Bir baksın bakalım hangi taraf daha güçlü ve daha kudretlidir.