Önceki ayet· 9:116Sonraki ayet· 9:118

Tevbe Suresi 117. Ayet· 9:117

↗ Tevbe suresi
Medeni
لَّقَد تَّابَ ٱللَّهُ عَلَى ٱلنَّبِيِّ وَٱلۡمُهَٰجِرِينَ وَٱلۡأَنصَارِ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ فِي سَاعَةِ ٱلۡعُسۡرَةِ مِنۢ بَعۡدِ مَا كَادَ يَزِيغُ قُلُوبُ فَرِيقٖ مِّنۡهُمۡ ثُمَّ تَابَ عَلَيۡهِمۡۚ إِنَّهُۥ بِهِمۡ رَءُوفٞ رَّحِيمٞ
And olsun ki, Allah, sıkıntılı bir zamanda bir kısmının kalbleri kaymak üzere iken Peygamber'e uyan Muhacirlerle Ensarın ve Peygamberin tevbelerini kabul etti. Tevbelerini, onlara karşı şefkatli ve merhametli olduğu için kabul etmiştir
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
And olsun ki, Allah, sıkıntılı bir zamanda bir kısmının kalbleri kaymak üzere iken Peygamber'e uyan Muhacirlerle Ensarın ve Peygamberin tevbelerini kabul etti. Tevbelerini, onlara karşı şefkatli ve merhametli olduğu için kabul etmiştir
Elmalılı Hamdi Yazır
Andolsun ki, Allah, yine peygambere ve en zor gününde ona uyan Muhacirler'le Ensar'a, içlerinden bir kısmının kalbleri az kalsın kayacak gibi olmuşken, tevbe nasip etti de lutfedip tevbelerini kabul buyurdu. Çünkü O, gerçekten çok şefkatli, çok bağışlayıcıdır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Yemin olsun ki, Allah, içlerinden bir grubun kalpleri kaymaya yüz tuttuktan sonra, peygambere ve o güçlük saatinde ona uymuş olan Muhacirlerle Ensar'a tövbe nasip etmiş, sonra da onların tövbelerini kabul buyurmuştur. Çünkü onlara karşı Raûf ve Rahîm'dir.
Süleyman Ateşen ayrışan
Andolsun Allah, Peygamberi ve o güçlük sa'atinde ona uyan Muhacirleri ve Ensarı affetti. O zaman içlerinden bir kısmının kalbleri kaymağa yüz tutmuş iken yine de onların tevbesini kabul buyurdu. Çünkü O, onlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.3%
İngilizce
Allah has already forgiven the Prophet and the Muhajireen and the Ansar who followed him in the hour of difficulty after the hearts of a party of them had almost inclined [to doubt], and then He forgave them. Indeed, He was to them Kind and Merciful
Fransızca
Allah a accueilli le repentir du Prophète, celui des Emigrés et des Auxiliaires qui l'ont suivi à un moment difficile, après que les cœurs d'un groupe d'entre eux étaient sur le point de dévier. Puis Il accueillit leur repentir car Il est Compatissant et Miséricordieux à leur égard
İspanyolca
Dios perdonó al Profeta, a los creyentes que habían emigrado y a quienes los socorrieron, cuando lo siguieron en los momentos difíciles [de la expedición a Tabuk], y aceptó el arrepentimiento de aquellos cuyos corazones estuvieron a punto de desviarse [al ausentarse de la expedición]. Él es Compasivo y Misericordioso con Sus siervos
Rusça
Аллах принял покаяния Пророка, мухаджиров и ансаров, которые последовали за ним в трудный час, после того, как сердца некоторых из них чуть было не уклонились в сторону. Он принял их покаяния, ибо Он - Сострадательный, Милосердный
Endonezce
Sungguh, Allah telah menerima tobat Nabi, orang-orang Muhajirin dan orang-orang Ansar, yang mengikuti Nabi pada masa-masa sulit, setelah hati segolongan dari mereka hampir berpaling, kemudian Allah menerima tobat mereka. Sesungguhnya Allah Maha Pengasih, Maha Penyayang kepada mereka
Bengalce
আল্লাহ দয়াশীল নবীর প্রতি এবং মুহাজির ও আনসারদের প্রতি, যারা কঠিন মহূর্তে নবীর সঙ্গে ছিল, যখন তাদের এক দলের অন্তর ফিরে যাওয়ার উপক্রম হয়েছিল। অতঃপর তিনি দয়াপরবশ হন তাদের প্রতি। নিঃসন্দেহে তিনি তাদের প্রতি দয়াশীল ও করুনাময়।
Çince
安拉确已允许先知以及在困难时刻追随他的迁士们和辅士们悔过。当时,他们中一部分人的心几乎偏邪,之后,安拉允许他们悔过,安拉对他们确是至爱的,确是至慈的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Tebuk gazvesinden geri kalmak için münafıklara izin verdiği zaman Allah Teâlâ onu affetti. Sıcağın şiddetine, ellerindekilerin az olması ve düşmanın güçlü olmasına karşın savaştan geri kalmayıp aksine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e tabi olan muhaciri ve ensarı bağışlamıştı. Büyük bir zorluk ile karşı karşıya olmaları sebebi ile (Tebuk savaşında) bir kısmının kalpleri savaşı terk etmeye meyledecek iken Allah, onları sebat etmeleri ve düşmana karşı savaşa çıkmaları hususunda muvaffak kılmış ve onların tövbelerini kabul buyurmuştur. Şüphesiz O, çok şefkatlidir, çok merhametlidir. Mümin kullarını tövbe etmeleri hususunda muvaffak kılması ve onların tövbelerini kabul etmesi O’nun rahmetindendir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
117- Andolsun ki Allah, hem Peygamberinin hem de Muhacirlerle Ensarın tevbelerini kabul etmiştir. Zira onlar, o zor zamanda, içlerinden bir grubun gönüllerinin neredeyse kayacak duruma gelmesinin ardından Peygambere tabi olmuşlardır. Sonra da Allah onların tevbelerini kabul buyurmuştur. Çünkü O, onlara karşı çok şefkatli ve pek merhametlidir. 118- Geri bırakılan üç kişinin de (tevbesini kabul buyurmuştur). Öyle (bunalmışlardı) ki yeryüzü onca genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihâyet Allah’a karşı yine O’ndan başka sığınacak bir yer olmadığını anladılar. Sonra tevbe etsinler diye Allah, onları tevbeye muvaffak buyurdu. Şüphesiz Allah tevbeleri kabul edendir, çok merhametlidir. 117. Yüce Allah, lütuf ve ihsanının bir tecellisi olarak Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in de Muhacir ve Ensarın da tevbelerini kabul ettiğini, onların hatalarını bağışlayarak onların iyiliklerini artırdığını ve onları en yüksek derecelere yükselttiğini haber vermektedir. Bunun sebebi ise oldukça zor ve ağır birtakım amelleri yerine getirmeleridir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“o zor zamanda… Peygambere tâbi olmuşlardır.” Yani Tebûk gazvesinde düşmanlarla savaşmak üzere onunla birlikte sefere çıkmışlardır. Zira Tebûk gazvesi, oldukça sıcak bir dönemde gerçekleşmişti. Azıkların ve bineklerin az, buna karşılık düşmanın çok olması gibi savaştan geri kalmaya iten pek çok sebep vardı. İşte onlar, Yüce Allah’ın yardımını isteyerek bu işi yerine getirmeye koyuldular. Ancak bu, “içlerinden bir grubun gönüllerinin neredeyse kayacak duruma gelmesinin ardından” olmuştu. Yani kalpleri tersyüz olup savaşa çıkmayarak oturmaya ve rahata meyletmek üzere idi. Ancak Allah onlara da sebat verdi, onları destekledi ve güçlerini pekiştirdi. Kalbin kayması, Sırat-ı Müstakimden sapması demektir. Eğer bu sapma, dinin aslında olursa küfürdür. Şayet şer’i hükümlerde olursa hükmü de söz konusu şer’i hükme göre olur. Bu tür bir sapma da ya o şer’î hükmü işlemekteki bir kusur şeklinde yahut da onu şer’i şekle uygun olmayan bir biçimde yapmak şeklinde tezahür eder. “Sonra da Allah onların tevbelerini kabul buyurmuştur. Çünkü O, onlara karşı çok şefkatli ve pek merhametlidir.” Bundan dolayı onlara tevbeyi lütfetmiş, onlardan bu tevbeyi kabul etmiş ve yaptıkları tevbe üzerinde kendilerine sebat vermiştir. 118. Yüce Allah aynı şekilde bu gazada müslümanlarla birlikte savaşa çıkmayıp “geri bırakılan üç kişinin de” tevbelerini kabul buyurmuştur. Bu üç kişi ise Ka’b b. Malik ile iki arkadaşı (Hilal ve Murara) idiler. Bunların başından geçen olay, sahih hadis kitapları ile Sünenlerde mevcut ve meşhurdur.[28]“Öyle” büyük bir üzüntüye kapılmışlardı “ki yeryüzü onca genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı.” Her şeyden daha çok sevdikleri canları bile onlara dar gelmişti. Hem oldukça geniş olan dünya onlara dar gelmiş hem de âdeten kendilerini sıkmaması gereken o sevdikleri canları da kendilerine dar gelmişti. Böyle bir hal ise ancak oldukça ileri dereceye ulaşmış ve ifade edilmesi imkânsız, son derece rahatsız edici bir işten dolayı olur. Zira onlar Allah’ın ve Rasûlünün rızasını her şeyin önünde tutmuşlardı. “Nihâyet Allah’a karşı yine O’ndan başka sığınacak bir yer olmadığını anladılar.” Yani onlar şuna kesinlikle inandılar ki sıkıntılardan kurtulacakları ve bunlardan dolayı sığınacakları tek yer, ancak hiçbir ortağı bulunmayan Allah’tır. Bu yüzden onlar yaratılmışlarla olan bağlarını koparıp yalnızca Rab’leri olan Allah’a yöneldiler. O’ndan kaçıp yine O’na sığındılar. Onların bu zorlu ve sıkıntılı halleri elli gün devam etti. “Sonra tevbe etsinler diye onları tevbeye muvaffak buyurdu.” Allah onların tevbesini kabul etmek için onları tevbe etmeye muvaffak kıldı ve bu izni onlara verdi. “Şüphesiz Allah tevbeleri kabul edendir.” O, her türlü yanılmaları, eksiklikleri, çokça affedip bağışlayandır, bunlardan tevbe edenlerin tevbelerini kabul edendir. “çok merhametlidir.” O’nun büyük rahmeti, kullarına dinî ve dünyevî bütün ihtiyaçlarını ayakta tutacak şekilde her zaman ve her anda iner durur. Bu âyet-i kerimelerde, Yüce Allah’ın kulun tevbesini kabul etmesinin en ileri gaye ve en üstün sonuç olduğuna delil vardır. Yüce Allah bunu has kullarının ulaşacakları bir hedef olarak tespit etmiş ve kendisinin sevip razı olacağı amelleri işledikleri takdirde onları tevbeye muvaffak kılmasının, onlara bir lütfu olduğunu ifade buyurmuştur. Bu ayetlerde ifade edilen diğer bazı hususlar da şöyledir: 1. Allah, müminlere lütufta bulunmuş, zorlu hallerde ve oldukça tedirgin eden musibetlerde imanlarına sebat vermiştir. 2. Nefse ağır gelen bir ibadetin, başka amellerde bulunmayan bir üstünlüğü ve bir meziyeti vardır. İbadet dolayısı ile katlanılan zorluk, büyüdükçe ecir de büyük olur. 3. Yüce Allah’ın kulunun tevbesini kabul etmesi, onun pişmanlığı ve üzülmesi oranındadır. Günahına aldırış etmeyen, onu işlediği vakit sıkıntı duymayan bir kimsenin tevbesi ise şaibelidir, velev ki tevbesinin kabul olunduğunu zannetse bile. 4. Kalp, Yüce Allah’a tam anlamı ile bağlanır, yaratılmışlar ile ilgisini kesecek olursa bu, hayrın gerçekleşeceğinin ve her türlü sıkıntının son bulacağının bir alametidir. 5. Yüce Allah’ın bu üç kişiye lütuf ve ihsanlarından birisi de onları, kendileri için utanç sebebi olmayacak bir sıfatla zikretmesidir. Zira O, onlardan “geri bırakılan” kimseler diye söz etmiştir. Bu, mü’minlerin onları arkalarında bıraktıklarına yahut da özürlerinin kabul ya da reddedildiği hususunda kesin hüküm verilenlerden sonraya bırakıldıklarına, yoksa onların geri kalışlarının, hayrı istemediklerinden dolayı olmadığına bir işarettir. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah onlar hakkında (diğer ayetlerde olduğu gibi)“savaştan geri kalanlar” buyurmamıştır. 6. Yüce Allah, onlara doğruluğu lütuf ve ihsan etmiştir. Bu yüzden de onlara uymayı emrederek şöyle buyurmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Tevbe kelimesi Allah’a izâfe edildiğinde, “Allah’ın, kulunun durumunu daha iyi bir hale çevirmesi, ona tövbe nasip etmesi ve tövbesini kabul etmesi” mânalarına gelir. Âyetteki (tevbe kökünden türetilmiş olan) birinci fiili, “kulun durumunu daha iyiye çevirme” mânasında anlamak bağlama daha uygun düşmektedir. Allah Teâlâ Hz. Peygamber’e Tebük Seferi’nin meşakkatlerine katlanıp bu seferi başarıyla tamamlamayı, büyük sevap ve müslümanlar için hayırlı neticeler elde etmeyi nasip etmiş, önceki durumuna göre onu daha mütekâmil bir duruma getirmiştir. Resûlullah’a bağlılıklarını koruyan muhacir ve ensara da bu zorlu sınav ile kusurlarından daha bir arınma ve ilâhî rızâya daha fazla yaklaşma fırsatı sağlamıştır. Moralleri bozulmaya yüz tutanlara, yani Hz. Peygamber’in sefer kararını birtakım tereddüt ve olumsuz düşüncelerle karşılayan veya sefer sırasındaki güçlüklerden ötürü geri dönmeyi akıllarından geçirmeye başlayanlara gelince, bağışlamak suretiyle onları bu aşağı mertebeden kurtarıp durumlarını iyileştirmiştir (İbn Atıyye, III, 92-93). “Sıkıntılı zaman” tamlamasıyla Tebük Seferi’nin kastedildiği hemen bütün müfessirlerce kabul edilir. Gerek bu sefere hazırlık esnasında gerekse sefer sırasında Resûlullah ve müslümanlar büyük sıkıntılar çekmişlerdir. Siyer ve tefsir kitaplarında bazı sahâbîlerin yaptıkları fedakârlıklar, bir damla suya, bir lokma yiyeceğe ihtiyaç duyar hale gelen İslâm ordusunun bu sıkıntıdan kurtulması için Resûl-i Ekrem’in yaptığı dualar ve bunların mûcizevî sonuçlarıyla ilgili birçok rivayet yer alır (meselâ bk. Taberî, XI, 54-56; İbn Atıyye, III, 93).
Tevbe Suresi 117. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Tebuk gazvesinden geri kalmak için münafıklara izin verdiği zaman Allah Teâlâ onu affetti. Sıcağın şiddetine, ellerindekilerin az olması ve düşmanın güçlü olmasına karşın savaştan geri kalmayıp aksine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e tabi olan muhaciri ve ensarı bağışlamıştı. Büyük bir zorluk ile karşı karşıya olmaları sebebi ile (Tebuk savaşında) bir kısmının kalpleri savaşı terk etmeye meyledecek iken Allah, onları sebat etmeleri ve düşmana karşı savaşa çıkmaları hususunda muvaffak kılmış ve onların tövbelerini kabul buyurmuştur. Şüphesiz O, çok şefkatlidir, çok merhametlidir. Mümin kullarını tövbe etmeleri hususunda muvaffak kılması ve onların tövbelerini kabul etmesi O’nun rahmetindendir.