Önceki ayet· 87:8Sonraki ayet· 87:10

A'lâ Suresi 9. Ayet· 87:9

↗ A'lâ suresi
Mekki
فَذَكِّرۡ إِن نَّفَعَتِ ٱلذِّكۡرَىٰ
Faydalı olacaksa insanlara öğüt ver
Meal ihtilafı: 8% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Faydalı olacaksa insanlara öğüt ver
Elmalılı Hamdi Yazır
Onun için öğüt ver, eğer öğüt fayda verirse.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Eğer hatırlatmak yarar sağlarsa hatırlat/öğüt ver!
Süleyman Ateş
O halde eğer hatırlatmak yarar verirse hatırlat, öğüt ver.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.6%
İngilizce
So remind, if the reminder should benefit
Fransızca
Rappelle, donc, où le Rappel doit être utile
İspanyolca
Exhorta [con el Corán], porque el recuerdo es beneficioso
Rusça
Наставляй же людей, если напоминание принесет пользу
Endonezce
oleh sebab itu berikanlah peringatan, karena peringatan itu bermanfaat
Bengalce
উপদেশ ফলপ্রসূ হলে উপদেশ দান করুন
Çince
故你当教诲众人,如果教诲有裨于他们的话。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Öyleyse insanlara Kur’an’dan sana vahyettiğimiz öğütler ver. Ve nasihat dinlemeye devam ettikleri sürece onlara nasihat et.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- En yüce olan Rabbinin ismini tesbih et! 2- O ki yaratıp düzene koyan. 3- O ki takdir edip yol gösterendir. 4- O ki bitkileri çıkaran, 5- Sonra da onu kupkuru ve simsiyah hale getirendir. 6- Sana okutacağız ve (sen onu) unutmayacaksın. 7- Ancak Allah’ın dilediği müstesnâ. Şüphesiz O, açığı da bilir, gizli olanı da. 8- Biz sana en kolay yolu kolaylaştıracağız. 9- O halde öğüt faydalı olduğu sürece sen öğüt ver. 10- (Rabbinden) korkan kimse öğüt alacaktır. 11- En bahtsız olan kimse ise ondan kaçacaktır. 12- O ki en büyük ateşe girecektir. 13- Sonra da orada ne ölecek, ne de yaşayacaktır. 14,15- Arınan ve Rabbinin adını anıp namaz kılan kimse gerçekten kurtuluşa ermiştir. 16- Ama siz, dünya hayatını tercih ediyorsunuz. 17- Halbuki âhiret, hem daha hayırlı, hem de daha kalıcıdır. 18- Şüphesiz bunlar önceki sahifelerde, 19- İbrahim ile Mûsâ’nın sahifelerinde de vardır. (Mekke’de inmiştir. 19 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. 1-2. Yüce Allah tesbih edilmesini emretmektedir ki bu da zikrini, ibadetini, celâli ve azameti önünde saygı ile boyun eğmeyi, büyüklüğü karşısında itaat ile boyun bükmeyi ihtiva eder. Bu tesbihin Yüce Allah’ın azametine lâyık olmasını da istenmektedir. Bu da O’nu pek yüce ve pek güzel isimlerinin her birisinin büyük ve azametli anlamı ile ve fiillerinin zikredilmesi ile olur ki bu fiillerden biri de O’nun mahlukatı en sağlam ve en güzel şekilde yaratmış olmasıdır. 3. “O ki” takdir ile gerçekleştirilen her bir şeyin kendisine bağlı olarak gerçekleştiği kaderi “takdir edip” bütün mahlukata bu konuda “yol gösterendir.” Bu genel anlamdaki hidâyettir. Bunun anlamı da şudur: O, her bir varlığa kendi maslahat ve menfaatine olan şeyleri göstermiş, o yola iletmiştir. Yüce Allah’ın dünyevî nimetleri de bunlar arasındadır. O bakımdan şöyle buyrulmaktadır: 4. “O ki bitkileri çıkaran”dır. Yani semadan bir su indirerek onunla çeşitli bitkiler, pek çok otlar bitirendir. İnsanlar, davarlar ve bütün hayvanlar bunlardan yararlanırlar. Daha sonra bu bitkilerin tazelikleri için takdir olunan süre tamamlandıktan sonra onların canlılıkları kaybolur, bükülmeye ve kurumaya başlar. 5. “Sonra da onu kupkuru ve simsiyah hale getirendir.” Bu bitkileri ufalanmış çerçöp haline getirir. 6. Zikri geçen genel hidâyetin kapsamı içerisinde Yüce Allah'ın dinî nimetleri de dahildir. Bundan dolayı Yüce Allah, bu dinî nimetlerin esasını ve ana kaynağını lütfettiğini hatırlatmaktadır ki o da Kur’ân-ı Kerîm’dir. O, şöyle buyurmaktadır:“Sana okutacağız ve (sen onu) unutmayacaksın.” Yani sana vahyetmiş olduğumuz Kitabı koruyacağız ve onu kalbine yerleştireceğiz. Sen de ondan hiçbir şey unutmayacaksın. Bu, Yüce Allah’ın kulu ve rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e verdiği pek büyük bir müjdedir. Bu müjdeye göre O, ona unutmayacağı bir şekilde bilgiler öğreteceğini bildirmektedir. 7. “Ancak Allah’ın dilediği müstesnâ.” Yani hikmeti, bir maslahat ve pek büyük bir hikmet dolayısı ile sana unutturmayı gerektirdiği şeyler bundan müstesnâdır. "Şüphesiz O, açığı da bilir, gizli olanı da.” O’nun, nelerin kullarının faydasına olduğunu, neyin onları ıslah edeceğini bilmesi de buna dahildir. Yani bundan dolayı O, dilediğini teşrî’ eder, istediği hükmü koyar. 8. Bu buyruk da bir başka müjdedir. Allah, Rasûlüne bütün hususlarda kolaylık sağlayacak, O’nun şeriatını ve dinini kolay kılacaktır. 9. “O halde öğüt faydalı olduğu sürece” yani verdiğin öğüt kabul edildikçe ve o öğüt dinlendikçe ister maksadın tamamen gerçekleşsin, ister kısmen gerçekleşsin “sen” Allah’ın şeriatini ve âyetlerini hatırlatarak “öğüt ver.” Âyet-i kerimenin mefhumundan anlaşıldığına göre eğer verilen öğüt kötülüğü artırmak yahut hayrı eksiltmek sureti ile fayda vermeyecek olursa öğüt vermek, emrolunan bir iş olmaz, aksine yasaklanan bir iş olur. Çünkü öğüt vermek hususunda insanlar, yararlananlar ve yararlanmayanlar olmak üzere iki kısma ayrılırlar. 10. Öğütten yararlananlara gelince Yüce Allah, onları şöylece söz konusu etmektedir:“Korkan” yani Allah’tan korkup sakınan “kimse öğüt alacaktır.” Çünkü Allah korkusu, O’nun amellerin karşılıklarını vereceğini bilmesi kulun, Allah’ın hoşlanmadığı işlerden uzak kalmasını ve hayırlarda yarışmasını sağlar. 11-12. Öğütten yararlanmayanlara gelince onlardan da Yüce Allah şöyle söz etmektedir:“En bahtsız olan kimse ise ondan kaçacaktır. O ki en büyük ateşe girecektir.” Bu ise kalplere kadar yükselip çıkan tutuşturulmuş alevli ateştir. 13. “Sonra da orada ne ölecek, ne de yaşayacaktır.” Yani rahat yüzü görmeksizin, dinlenmeksizin, durmadan can yakıcı bir azap göreceklerdir (ki buna yaşamak denmez). Diğer taraftan ölmeyi temenni edecekler, ama ölmeyeceklerdir. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Onlar hakkında ölüm hüküm verilmez ki ölsünler, onların üzerinden (cehennemin) azabından bir şey de hafifletilmez.”(Fâtır, 35/36) 14-15. “Arınan” Nefsini iyice temizleyip şirkten, zulümden, kötü huylardan arındıran “ve Rabbinin adını anıp namaz kılan kimse” Allah’ın adını anma vasfına sahip, kalbi bununla dolu, bundan dolayı da Allah’ın razı olacağı ameller işleyen özellikle de imanın ölçüsü durumunda olan namazı kılan kimse “gerçekten kurtuluşa ermiştir” kazançlı çıkmış ve kurtulmuş olur. İşte âyetin manası budur. "Arınan” buyruğunun fıtır sadakası veren, “Rabbinin adını anıp namaz kılan”ın da bayram namazı kılan demek olduğunu söyleyerek bu açıklamayı yapanlara gelince her ne kadar bunlar, bu buyruğun kapsamına girmekte ve bu lafızların kapsadığı cüzlerin bir bölümü iseler de bunlar esas ve yegane mana değildir. 16. “Ama siz, dünya hayatını tercih ediyorsunuz.” Onu ahiretin önüne geçiriyor, geçip giden, türlü olumsuz etkenlerle zevkleri bulanıklaşan, hevesleri kursakta bırakan dünyevî nimetleri âhirete tercih ediyorsunuz. 17. “Halbuki âhiret” dünyada aranan bütün özellikler bakımından “hem daha hayırlı, hem de daha kalıcıdır.” Çünkü âhiret, ebedilik yurdudur, ebediyen kalınacak bir yerdir. Dünya ise bitip tükenme yurdudur. Akıllı mü’min, hiçbir zaman değersiz olanı iyi ve mükemmel olana tercih etmez. Bir anlık lezzeti, ebedi azaba değişmez. Dünyayı sevmek ve onu âhirete tercih etmek, her türlü hatanın ve günahın başıdır. 18-19. “Şüphesiz bunlar” bu mübarek sûrede size hatırlatılan güzel emirler ve pek güzel bilgiler “önceki sahifelerde; İbrahim ile Mûsâ’nın sahifelerinde de vardır.” Bu iki nebi ve rasûl ise Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den sonra rasûllerin en şereflileridir. Allah’ın salât ve selâmı hepsine olsun. Bütün şeriatlerde bu emirler vardır. Çünkü bu emirler, dünya ve âhiretin maslahatını ilgilendirir ve bunlar her zaman ve mekânda maslahat olma özelliğini korurlar. Hamd, Yüce Allah’a mahsustur. A’lâ Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Öğüt mutlaka fayda verir” şeklinde çevirdiğimiz ifadeye göre burada belli bir grup değil, öğüde muhatap olan herkes kastedildiği için muhatapların sayısı az veya çok olsa da bir kısmının öğütten mutlaka yararlanacağı kesindir. Nitekim 10. âyette bu husus açıkça ifade edilmiştir. Ancak bu âyet “...Öğüt fayda verirse öğüt ver” şeklinde de anlaşılmıştır. Buna göre âyetin lafzından, öğüt verilebilmesi için verilecek öğüdün muhataba fayda sağlamasının şart koşulduğu anlaşılırsa da müfessirler, öğüt fayda verse de vermese de peygamberin öğüt vermekle yükümlü olduğu, âyetin böyle anlaşılması gerektiği kanaatindedirler. Râzî, öğüt vermenin veya hakikati anlatmanın ilk etapta gerekli (vâcip) olduğunu, tekrarının gerekli olmasının ise öğüdün yarar sağlaması ve böylece amacın gerçekleşmesi durumuna bağlı bulunduğunu belirtmiştir (XXXI, 144). Buna göre Hz. Peygamber’in Allah’tan aldığı tâlimatı muhataplara duyurması onun misyonunun gereğidir. Öğüt vermenin faydalı olacağı kanaatine varıldığı takdirde devam etmek de vâciptir. Ancak inkârda kararlılık gösteren, gerçekle alay eden insanlara öğüt vermek onların inkâr ve inatlarını arttırmaktan başka bir şeye yaramaz. Bu yüzden Allah, “O halde bizi anmaktan yüz çevirenden … sen de yüz çevir” buyurmuştur (bk. Necm 53/29). 10-11. âyetlerde öğüdün herkese fayda vermeyeceği, ondan ancak Allah’tan korkanların faydalanacağı, Allah’tan korkmayan, isyan ve günah batağına saplanmış olan bedbahtların ise ondan kaçacakları bildirilmiştir. 12. âyet verilen öğütten kaçmanın, hakikate sırt çevirmenin sonuçta insanı cehenneme sürükleyeceğini haber vermektedir. “Sonra orada ne ölür ne de yaşar” meâlindeki 13. âyet azabın ebedîliğini ve korkunçluğunu ifade etmektedir. Cehennemdekiler ölmezler, yaşarlar; ancak çektikleri dikkate alındığında bunun olumlu anlamıyla yaşamak olmayacağı da muhakkaktır. Buna karşılık 14-15. âyetlerde öğütlere kulak veren, kalplerini şirk, günah ve kötü ahlâkın kirlerinden temizleyen, namaz kılıp sadaka ve zekât vermek suretiyle nefsini arındıran kimselerin kurtuluşa erecekleri bildirilmiştir. 14. âyette “arınan” diye tercüme ettiğimiz tezekkâ fiili, “insanın nefsini kontrol altına alması, her türlü şirk, kötülük ve günahtan uzaklaşması, Allah’ın birliğine iman edip dinin emir ve yasaklarını yerine getirmesi” anlamına geldiği gibi “zekât vererek arınmak” mânasına da gelir. Ancak Mekkî sûrelerde yer alan “zekât” tabirleriyle (Zâriyât 51/19; Meâric 70/24), sonraları hükümleri etraflı olarak belirlenmiş şekliyle zekât değil, mutlak anlamıyla malî içerikli dinî görevler kastedilmiştir. Çünkü kurumsal anlamda zekât Medine döneminde farz kılınmıştır (bk. Tevbe 9/103). Şu halde âyetteki tezekkâ kelimesi hem malı haramlardan ve kul haklarından hem de nefsi günah kirlerinden arındırmayı ifade eder. 15. âyette Allah’ın adını anan ve namaz kılan kimsenin kurtuluşa ereceği bildirilmiştir. Ancak burada geçen, “namaz kılma” olarak çevirdiğimiz sallâ fiiliyle ilgili de farklı yorumlar yapılmıştır. Bazı müfessirlere göre bundan maksat bilinen beş vakit namazdır; bazılarına göre bayram namazı, bir kısmına göre de “salât” kelimesinin sözlük anlamı olan duadır (Taberî, XXX, 100). Beş vakit namaz Mekke döneminin sonlarına doğru farz kılındığına ve bu sûre de oldukça erken bir dönemde indiğine göre, buradaki salât kavramını da beş vakit namaz olarak değil, ilk müslümanların Hz. Peygamber’in örnekliğinde yerine getirdikleri günlük ibadet olarak anlamak uygun olur (bu konuda bk. Kâmil Yaşaroğlu, “Namaz”, DİA, XXXII, 351).
A'lâ Suresi 9. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Öyleyse insanlara Kur’an’dan sana vahyettiğimiz öğütler ver. Ve nasihat dinlemeye devam ettikleri sürece onlara nasihat et.