Önceki ayet· 78:34Sonraki ayet· 78:36

Nebe' Suresi 35. Ayet· 78:35

↗ Nebe' suresi
Mekki
لَّا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوٗا وَلَا كِذَّـٰبٗا
Orada boş ve yalan söz işitmezler
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Orada boş ve yalan söz işitmezler
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan.
Yaşar Nuri Öztürk
Orada ne bir boş söz duyarlar ne de bir yalan.
Süleyman Ateş
Orada ne boş söz ne de yalan işitirler;
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.2%
İngilizce
No ill speech will they hear therein or any falsehood
Fransızca
Ils n'y entendront ni futilités ni mensonges
İspanyolca
Allí no oirán banalidades ni falsedades
Rusça
Они не услышат там ни пустословия, ни лжи
Endonezce
Di sana mereka tidak mendengar percakapan yang sia-sia maupun (perkataan dusta)
Bengalce
তারা তথায় অসার ও মিথ্যা বাক্য শুনবে না।
Çince
他们在那里面听不到恶言和谎话。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Cennette batıl ve yalan bir söz işitmez ve birbirlerine yalan söylemezler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
31- Şüphesiz takvâ sahipleri için bir kurtuluş vardır. 32- Bahçeler ve üzüm bağları, 33- Göğüsleri kabarmış yaşıt kızlar, 34- Ve dolu dolu kadehler vardır. 35- Orada ne boş bir söz işitirler, ne de yalan. 36- Bunlar, Rabbinden amellerine bir karşılık ve büyük bir lütuftur. 31. Yüce Rabbimiz, günahkârların durumunu söz konusu ettikten sonra takvâ sahiplerinin âkıbetini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz takvâ sahipleri için bir kurtuluş vardır.” O’na itaate sımsıkı sarılmak ve O’na isyanı gerektiren hususlardan uzak durmak suretiyle Rablerinin gazabından sakınan kimseler için bir kurtuluş vardır. Onlar cehennem ateşinden de uzak kalacaklardır. 32. Onların kurtuluşa erdikleri yerde de onlar için “bahçeler ve üzüm bağları” vardır. Meyvelerle dolup taşan, güzel, çeşitli ağaçları ihtiva eden bahçeler ve etrafında ırmakların kaynayıp coştuğu üzüm bağları vardır. Özellikle üzümün söz konusu edilmesi, o bahçelerde çok olacağından ve üzümün üstün ve ayrıcalıklı bir meyve oluşundan dolayıdır. 33. Ayrıca onlar için canların arzuladığı türden eşler de vardır. “Göğüsleri kabarmış, yaşıt” aynı ve birbirine yakın yaşlarda “kızlar.” Bunların göğüsleri, gençliklerinden, güçlü ve taze olduklarından dolayı sarkık olmayacaktır. Yaşıt kızların niteliklerinden birisi de çabuk kaynaşan ve iyi geçimli kimseler olmalarıdır. Onların yaşları ise gençliğin en orta yaşı olan otuz üç yaş olacaktır. 34. “Ve” içenlere lezzet veren şarapla “dolu dolu kadehler vardır.” 35. “Orada ne boş” faydası bulunmayan “bir söz işitirler ne de yalan” yani günahı gerektiren bir söz. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Onlar orada ne boş ne de günahı gerektiren bir söz işitirler. Ancak Selâm, selâm sözü başka.”(el-Vâkıa, 56/25-26) 36. Yüce Allah’ın onlara bu kadar büyük mükâfatları bağışlaması, O’nun lütuf ve ihsanındandır:“Rabbinden amellerine bir karşılık ve büyük bir ihsan olmak üzere.” Yani Yüce Allah, bunu kendilerine, kendilerini işlemeye muvaffak kıldığı, lütuf ve ihsanına ulaşmaya vesile yaptığı amellerine karşılık bir mükâfat olmak üzere ihsan etmiştir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Yeri geldikçe belirtildiği, özellikle bir kutsî hadiste de ifade buyurulduğu üzere, 31. âyette “müttakiler” şeklinde anılan itaatkâr müminler için âhirette hazırlanan nimetler, lütuf ve ikramlar “gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiçbir beşer aklının tam olarak tasavvur edemeyeceği türdendir” (Buhârî, “Tevhîd”, 35; Müslim, “Îmân”, 312). Çünkü bütünüyle âhiret gayb alanıdır; gaybı da Allah’tan başkası bilemez (bk. Bakara 2/3). Bununla birlikte, Allah Teâlâ, kullarının uhrevî nimetlere dair yaklaşık bir fikir edinmelerini sağlamak ve onlarda bir arzu uyandırmak için, birçok âyette olduğu gibi burada da idrak ve anlama gücüne göre temsilî bir anlatımla bu dünyada en çok ihtiyaç duydukları, arzuladıkları, sevdikleri nesneler ve hazlardan örnekler vermiştir. Bu anlatımda Kur’an’ın ilk muhataplarının beklentilerinin dikkate alındığı da söylenebilir; kezâ bu anlatımdan, âhirette cennete girmeyi hak eden her bir insana, dünyadaki ameline, zihnî ve ruhî kemaline, mutluluk anlayışına ve beklentisine göre neleri istiyor ve bekliyorsa onların verileceği sonucunu çıkarmak da mümkündür (ayrıca bk. Fussılet 41/30-33). “Bunlar rabbinin bol bol lutfettiği karşılıktır, bağıştır” diye tercüme ettiğimiz 36. âyete, “Bunlar rabbinden, amellerine göre hesap ve takdir edilmiş bolca mükâfatlardır” şeklinde de mâna verilmiştir (İbn Âşûr, XXX, 47-48). Burada kapalı bir şekilde ifade edilmiş olan amellerin karşılığının, başka âyetlerde Allah’ın lutfu olarak on katı (En‘âm 6/160), 700 katı (Bakara 2/261), hatta hesapsız (Zümer 39/10) bir şekilde kat kat verileceği bildirilmiştir. 26. âyette azgınlara verilecek cezanın dünyada yaptıklarına uygun bir karşılık olduğu bildirilmişti. Burada da müminlerin yaptıklarına karşılık olarak verilecek ödülün Allah’ın bolca lutfu ve bağışı olduğu belirtilmektedir. 36. âyette müminlere âhirette verilecek nimetlerin niceliğini bildiren hisâben kelimesi, “çok, bol bol, yeter deyinceye kadar” şeklinde yorumlandığı gibi, “yeterli, kâfi miktarda, amellerin miktarına göre, hak edişe göre” şeklinde de açıklanmıştır. Ancak meâlde biz, kısmen birbirinden farklı olan bu iki yorumdan ilkini tercih ettik. Çünkü ödülün, amellere göre kat kat fazlasıyla, hatta hesapsız verileceğini bildiren âyetler de vardır (Bakara 2/261; Zümer 39/10; Gāfir 40/40) ve bu âyetlerde ahirette ödüllerin hak edişe göre ölçülü değil, Allah’ın razı olduğu kullarına, ölçüye ve hesaba sığmaz lütufları olarak verileceği belirtilmektedir.
Nebe' Suresi 35. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Cennette batıl ve yalan bir söz işitmez ve birbirlerine yalan söylemezler.