Yalanlayanların başına gelecek olan bu azap, yerin ve dağların şiddetle sarsıldığı o gün olacaktır. Dağlar, o günün dehşetinden dağılmış akışkan kum halini alacak.
12- Çünkü bizim yanımızda ağır prangalar ve yakıcı bir ateş vardır. 13- Boğazı tıkayıp kalan bir yiyecek ve can yakıcı bir azap vardır. 14- O gün yeryüzü ve dağlar sarsılır ve dağlar akıp giden kum yığınları gibi olur.
12. “Çünkü bizim yanımızda ağır prangalar ve yakıcı bir ateş var.” Oldukça şiddetli bir azap vardır. Biz, bunu Allah’ı gazaplandıran işleri yapmaya devam eden kimseler için ibretli bir ceza olmak üzere hazırladık. “Ve yakıcı” oldukça kızgın “bir ateş var.” 13. Çok acı, çirkin, korkunç, tadı tiksinti verici, kokusu son derece kötü ve iğrenç olduğu için “boğazı tıkayıp kalan bir yiyecek ve can yakıcı” dehşet verici çapta acı ve ızdırap verici “bir ateş vardır.”
14. İşte bunlar, öyle bir günde gerçekleşecek ki pek büyük dehşetten dolayı “o gün yeryüzü ve dağlar sarsılır.” O sapasağlam, yerinden oynamayan “dağlar” dağılan, yukarıdan aşağı “akıp giden kum yığınları gibi olur.” Bundan sonra da etrafa savrularak darmadağın olurlar.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Nimet içinde yüzen o yalanlayıcıları bana bırak” cümlesi, elde ettikleri nimetlerin şükrünü yerine getirmeyen ve Allah’ın gönderdiği peygamberi yalancılıkla itham eden varlıklı ve despotik tavırlı Mekke müşrikleriyle ilgilidir. Allah Teâlâ Hz. Peygamber’e onlarla uğraşmasına gerek olmadığını, onların cezalarını kendisinin vereceğini bildirmiştir. Müfessirlerin çoğunluğu, bu cezalandırma sürecinin hicretten sonra Bedir Savaşı’yla başladığını belirtirler. 12. âyet onların cezalarının dünyada sona ermediğine, âhirette de cehennem ateşiyle cezalandırılacaklarına işaret etmektedir. “Prangalar” diye çevirdiğimiz enkâl kelimesi “kelepçeler, bukağılar, demir halkalar” anlamına da gelmektedir. Buna göre âyet suçluların elleri kelepçeli, ayakları bukağılı, boyunlarına halka geçirilmiş olarak cehenneme sürüleceklerine işaret eder. 13. âyetin son bölümünde suçlular için ayrıca mahiyeti belirtilmeyen elem verici bir azaptan söz edilmektedir. 14. âyette de bu cezaların, dağların ve yeryüzünde bulunanların şiddetli bir şekilde sarsılması ve dağların kum yığını haline gelmesi ve kıyametin kopmasıyla başlayacağı haber verilmiştir (dağların parçalanması hakkında bilgi için bk. Kehf 18/47). Bütün bunlar dünyada verilen ağır cezalara benzetme yoluyla uhrevî cezanın ağırlık ve dehşetini tasvir etmeye yönelik anlatımlardır. Uhrevi cezaların mahiyetini ise ancak Allah Teâlâ bilir.
Yalanlayanların başına gelecek olan bu azap, yerin ve dağların şiddetle sarsıldığı o gün olacaktır. Dağlar, o günün dehşetinden dağılmış akışkan kum halini alacak.