Önceki ayet· 69:51Sonraki ayet· 70:1

Hâkka Suresi 52. Ayet· 69:52

↗ Hâkka suresi
Mekki
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ
Öyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Öyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et
Elmalılı Hamdi Yazır
O halde, haydi tesbih et Rabbinin yüce ismiyle
Yaşar Nuri Öztürk
Hadi artık, yüce Rabbinin adını tespih et!
Süleyman Ateş
Öyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et (O'nun eksikliklerinden uzak, yücelerden yüce olduğunu an).
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.1%
İngilizce
So exalt the name of your Lord, the Most Great
Fransızca
Glorifie donc le nom de ton Seigneur, le Très Grand
İspanyolca
¡Glorifica el nombre de tu Señor, el Grandioso
Rusça
Прославляй же имя Господа твоего Великого
Endonezce
Maka bertasbihlah dengan (menyebut) nama Tuhanmu Yang Mahaagung
Bengalce
অতএব, আপনি আপনার মহান পালনকর্তার নামের পবিত্রতা বর্ননা করুন।
Çince
故你当颂扬你的主的大名。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Peygamber! Rabbini ona layık olmayan şeylerden tenzih et ve Yüce Rabbinin ismini zikret!
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
38- Yemin olsun gördüğünüz şeylere, 39- Ve görmediğiniz şeylere ki, 40- O (Kur'ân), hiç şüphesiz şerefli bir Peygamber’in (okuduğu) bir sözdür. 41- O, bir şair sözü değildir. Ne kadar az inanıyorsunuz! 42- Bir kâhin sözü de değildir. Ne kadar az düşünüp öğüt alıyorsunuz! 43- O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. 44- Eğer o (Peygamber) bazı sözler uydurup Bize isnat etse idi; 45- Biz elbette onu güçlü bir şekilde yakalardık, 46- Sonra da kalp damarını koparırdık. 47- O zaman sizden hiç kimse de ona bunu yapmamıza engel olamazdı. 48- Şüphesiz o, takvâ sahipleri için bir öğüttür. 49- Biz, içinizden (onu) yalanlayanların olduğunu kesinlikle biliyoruz. 50- Şüphesiz o, kâfirler için bir pişmanlıktır. 51- Ve kesinlikle o, kesin gerçeğin ta kendisidir. 52- O halde yüce Rabbinin adını tesbih et. 38-39. Yüce Allah, kulların ve yaratılmışların gördükleri ve göremedikleri her şeye yemin etmektedir. Buna göre bu yeminin kapsamına bütün varlıklar girmektedir. Hatta bunun kapsamına Yüce Allah’ın mukaddes zatı da girmektedir. 40-43. Burada Allah, bu Kur’ân-ı Kerîm’i getiren rasûlün/elçinin doğruluğuna ve bu şerefli rasûlün bunu Allah’tan tebliğ ettiğine yemin etmekte, rasûlünün düşmanlarının iftira ederek ileri sürdükleri gibi şair, kahin veya sihirbaz olmadığını, aksine bunlardan çok uzak olduğunu bildirmektedir. Kendilerini bu iddialarda bulunmaya iten ise onların inançsızlıkları ve öğüt almayışlarıdır. Eğer iman edip öğüt alan kimseler olsalardı, neyin kendilerine fayda sağlayacağını, neyin de zarar vereceğini bilirlerdi. Bunlardan birisi de Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in durumu üzerinde düşünmeleri, onun niteliklerini ve ahlâkını gözlemeleridir. Böylelikle onlar, gerçeği güneş gibi net görecekler ve bu, onlara Allah Rasûlü’nün gerçekten peygamber olduğunu ve onun getirdiklerinin “âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiş” olduğunu bileceklerdir. Onun getirdiği bu sözün, insan sözü olması mümkün değildir. Aksine o, bu sözü söyleyenin azametine, sıfatlarının celâline, mahlukatı terbiyesinin kemâline ve kullarından çok üstün ve yüce olduğuna delildir. Aynı şekilde onların bu iddiaları, Allah’a ve hikmetine hiçbir şekilde yakışmayan kuru bir zandan ibarettir. 44-46. “Eğer o (Peygamber) bazı sözler uydurup” iftira ederek yalan yere “Bize isnat etse idi, Biz elbette onu güçlü bir şekilde yakalardık. Sonra da kalp damarını koparırdık.” Kalp damarı (ٱلۡوَتِينَ ) kalbe bağlı bir damar olup o damar kopacak olursa bu, insanın ölümüne sebep olur. Faraza Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Allah’a karşı -hâşâ- yalan uydursa idi, Yüce Allah onu derhal cezalandırır, güçlü ve muktedir bir şekilde onu yakalardı. Çünkü O, hikmet sahibidir, her şeye gücü yetendir. O’nun hikmeti, kendisi adına yalan uyduran, Allah'ın, kendisine muhalefet edenlerin kanlarını ve mallarını ona mubah kıldığını, kendisinin ve kendisine uyanların kurtulacaklarını, ona muhalefet edenlerin ise helâk olacaklarını iddia eden bir kimseye mühlet vermemesini gerektirir. Ama Allah, rasûlünü mucizelerle desteklediğine, getirdiği apaçık delil ve belgelerin doğruluğunu ortaya koyduğuna, düşmanlarına karşı ona yardım edip zafer verdiğine ve onu onlara galip getirdiğine göre bütün bunlar, Allah’ın, rasûlünün risâletinin doğruluğuna dair en büyük şahitliğidir. 47. “O zaman sizden hiç kimse de ona bunu yapmamıza engel olamazdı.” Yani Allah, onu helâk edecek olsa idi, kendisi kendisini koruyamayacağı gibi hiçbir kimse de Allah’ın azabına karşı onu koruyamazdı. 48. “Şüphesiz o” Kur’ân-ı Kerîm “takvâ sahipleri için bir öğüttür.” Onun vasıtası ile din ve dünyalarının maslahatına olan hususları düşünüp öğüt alırlar. Bunları bilip öğrenirler ve gereğince amel ederler. Bu Kur’ân-ı Kerîm, onlara dinî akidelerini, güzel ahlâkı, şer’î hükümleri öğretir. Böylelikle onlar, Rabbânî âlimler, ârifler, hidâyete ileten önderler olurlar. 49. “Biz, içinizden” onu “yalanlayanların olduğunu kesinlikle biliyoruz.” Bu buyrukta yalanlayıcılara bir tehdit vardır. Yalanlamaları dolayısı ile Allah'ın onları son derecede ağır bir şekilde cezalandıracağı ifade edilmektedir. 50. Çünkü onlar onu inkar ettiler. Ama onun kendilerini tehdit ettiği hususları göreceklerinde onu inkâr ettikleri, onunla hidâyet bulmadıkları ve emrine itaat etmedikleri için pişmanlık duyacaklardır. Çünkü ilâhi mükâfatı elden kaçırmış, buna karşılık en çetin azaba mahkûm olmuş ve kurtuluşları ile aralarındaki bütün bağlar kopmuş olacaktır. 51. İlmin en yüce, en üstün mertebesidir. Çünkü ilmin en yüce, en üstün mertebesi yakîn (kesin gerçek)tir. Bu da hiçbir şekilde sarsılmayan, yok olmayan sapasağlam bilgi demektir. Yakîn’in üç mertebesi vardır ve bunların her biri, bir öncekinden daha üstündür. İlk mertebe ilm-i yakîn’dir. Bu da doğru haberden (kulakla) elde edilen bilgidir. Sonraki aynu’l-yakîndir. Bu da görme duyusu ile elde edilen bilgidir. Sonra da hakku’l-yakîn gelir. Bu da tatma ve doğrudan temas etme suretiyle ile elde edilen bilgidir. İşte Kur’ân-ı Kerîm’de bu vasfa, kesinliğe sahiptir. Onda bulunan pek çok kat’î delil ve belge ile beslenen ilimler, ihtiva etmiş olduğu imanî hakikatler ve marifetler sebebi ile onu tadan kimse, hakku’l-yakîne ulaşır. 52. Celâline yakışmayan hususlardan O’nu tenzih et. O’nun celal, cemal ve kemâl sıfatlarını zikrederek O’nu takdis et. Hâkka Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Hakku’l-yak^n” tamlaması, “var (sabit), gerçek, doğru” anla­mındaki “hak” ile “gerçeğe uygun kesin bilgi” anlamındaki “yak^n” kelimelerinden oluşan bir terim olup kesinlik bakımından ilme’l-yak^n ve ayne’l-yak^nin de ötesinde ve üstündeki kesin bilgidir. Bu üç aşamayı bir arada, “duyarak, görerek, yaşayarak bilmek” şeklinde ifade etmek mümkündür. Burada Kur’an’ı yalan sayanların âhirette büyük pişmanlık duyacakları ve dolayısıyla azaba mâruz kalacakları haber verilirken bunun kesin olarak yaşanacak bir gerçek olduğu vurgulanmaktadır (“hakku’l-yak^n” konusunda ayrıca bk. Vâkıa 56/95; Yusuf Şevki Yavuz, “Hakka’l-yak^n”, DİA, XV, 203). Yukarıda Kur’an’ın yüceliği ve müşriklerin isnat ettiği kusurlardan uzak bulunduğu anlatılarak hem Kur’an’ın ilâhî vahiy olduğu hem de Resûlullah’ın peygamberliğinin kesinliği vurgulanmıştı. Son âyet-i kerîmede ise Resûlullah’ın, kendisine verilen bu nimetlerin şükrü olarak rabbinin adını yüceltmesi, O’nu noksan sıfatlardan tenzih etmesi istenmiştir.
Hâkka Suresi 52. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Peygamber! Rabbini ona layık olmayan şeylerden tenzih et ve Yüce Rabbinin ismini zikret!