Önceki ayet· 56:77Sonraki ayet· 56:79

Vâkıa Suresi 78. Ayet· 56:78

↗ Vâkıa suresi
Mekki
فِي كِتَٰبٖ مَّكۡنُونٖ
Saklı bir Kitaptadır.
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Saklı bir Kitaptadır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Korunmuş bir kitaptadır.
Yaşar Nuri Öztürk
Titizlikle saklanan bir Kitap'tadır.
Süleyman Ateş
Saklı bir Kitaptadır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.6%
İngilizce
In a Register well-protected
Fransızca
dans un Livre bien gardé
İspanyolca
preservado en un libro custodiado
Rusça
находящийся в Хранимом Писании
Endonezce
dalam Kitab yang terpelihara (Lauḥ Maḥfūẓ)
Bengalce
যা আছে এক গোপন কিতাবে
Çince
记录在珍藏的经本中,
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İnsanların gözlerinden gizlenmiş bir kitaptadır ki, o Levh-i Mahfûz'dur.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
75- Yıldızların battıkları yerlere yemin ederim; 76- Ki eğer bilirseniz bu, gerçekten büyük bir yemindir. 77- Şüphesiz o, çok değerli bir Kur’ân’dır. 78- Saklı bir Kitaptadır. 79- Ona tertemiz olanlardan başkası el süremez. 80- O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. 81- Şimdi siz bu sözü mü hafife alıyorsunuz? 82- Size verilen rızka yalanlayarak mı şükrediyorsunuz? 83- Hele can boğaza gelince; 84- O vakit siz bakar durursunuz. 85- Biz ise o (ölmekte olana) sizden daha yakınızdır; ama siz görmezsiniz. 86- Madem ki siz (dirilip) hesaba çekilmeyeceksiniz; 87- Haydi, (bu iddianızda) samimiyseniz, o canı (bedene) geri döndürsenize! 75. Yüce Allah, yıldızlara ve yıldızların batış yerlerine ve Yüce Allah’ın o sırada meydana getirdiği ve O’nun azametine, büyüklüğüne ve tevhîdine delil olan olaylara yemin etmektedir. 76. Daha sonra hakkında yemin ettiği bu hususların büyüklüğüne dikkat çekerek şöyle buyurmaktadır:“Ki eğer bilirseniz bu, gerçekten büyük bir yemindir.” Bu yeminin büyük olması yıldızların, onların akıp gitmesinin ve batış yerlerine kaymalarının, pek çok delil ve ibretleri ihtiva etmesinden dolayıdır ki bunların tümünü sayıp dökmeye imkân yoktur. Kendisi için yemin edilen husus ise Kur’ân-ı Kerîm’dir. Onun hak olduğu, hakkında herhangi bir şüphenin söz konusu olmadığı ve ona herhangi bir şüphenin ulaşamadığı gerçeğidir: 77. “Şüphesiz o, çok değerli bir Kur’ân’dır.” Yani hayırları pek çoktur. İlmi oldukça fazladır. Her türlü hayır ve ilim ancak Yüce Allah’ın Kitabından çıkartılır ve ondan anlaşılır. 78. “Saklı” yani insanların gözlerinin göremeyeceği “bir Kitaptadır.” Bu saklı kitap ise Levh-i Mahfûzdur. Yani bu Kur’ân-ı Kerîm, Levh-i Mahfuzda yazılıdır. Allah nezdinde de mele-i a’lâdaki melekler nezdinde de ta’zim gören bir kitaptır. Saklı Kitaptan maksadın Yüce Allah’ın vahiy ve risaleti için indirdiği meleklerin ellerinde bulunan kitap olma ihtimali de vardır. Bundan kasıt da şu olur: Bu Kitap, şeytanların göremeyeceği şekilde saklıdır. Onlar onu değiştiremezler. Ona herhangi bir şey ilave edemez, ondan bir şey eksiltemez ve ona herhangi bir yolla ulaşamazlar. 79. “Ona tertemiz olanlardan başkası el süremez.” Yani Kur’ân-ı Kerîm’e ancak Yüce Allah’ın türlü afetlerden, günahlardan ve kusurlardan tertemiz kıldığı melâike-i kiram dokunabilir. Ona ancak iyiden iyiye temizlenmiş kimseler el sürebildiğine, pis ve murdarlar ile şeytanlar ona el sürmeye güç yetiremeyeceklerine ve ona yaklaşamayacaklarına göre âyet-i kerime -dikkat çekme yolu ile- Kur’ân-ı Kerim’e temizlenmiş/abdestli kimseden başkasının el sürmesinin caiz olmayacağına da delildir. Nitekim bu konuda hadisler de gelmiştir. Bu sebeple bu ayetin emir manasında bir haber olduğu söylenmiştir. Yani “Kur'ân’a temiz olanlardan başkası el sürmesin.” demektir. 80. “O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.” Yani bu üstün sıfatlara sahip Kur’ân-ı Kerîm, kullarını dinî ve dünyevî nimetleri ile görüp gözeten âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. Kullarını kendisi ile görüp gözettiği en üstün ve en değerli şey ise Kur’ân’dır. Bu Kur’ân, dünya ve âhiret maslahatlarını kapsayan bir kitaptır. Allah, bununla kullarına şükrünün altından kalkamayacakları şekilde merhamet etmiş bulunmaktadır. Onların görevlerinden birisi de bu Kur’ân’ın gereklerini yerine getirmek, onu açıklayıp ilan etmek, ona davet edip onu açıktan açığa bildirmektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 81. “Şimdi siz bu sözü” bu pek büyük Kitab’ı ve hikmet dolu öğüdü “mü hafife alıyorsunuz?” Bundan dolayı mı gizlenip saklanıyorsunuz? İnsanlardan, onların kınamalarından ve dillerine düşmekten mi korkuyorsunuz? Buna gerek yok. Bu yakışmaz da. Çünkü bu gibi tutumlar sözüne güvenmeyen kimsenin yapacağı işlerdir. Kur’ân-ı Kerîm ise haktır. Öyle ki kim onu yenik düşürmek isterse mutlaka karşısında yenilgiye uğrar, kim kendisine karşı hücuma geçmeye kalkışırsa mutlaka Kur’ân ona üstün gelir. O hiçbir şekilde gizlenip örtülecek bir Kitap değildir. Aksine o, açıkça ortaya konmalı ve ilan edilmelidir. 82. “Size verilen rızka yalanlayarak mı şükrediyorsunuz?” Allah’ın size lütfettiği rızka siz, yalanlama ve Allah’ın nimetini inkâr/nankörlükle mi karşılık veriyorsunuz? “Falan yıldız sebebiyle yağmura kavuştuk”, diyor ve nimeti gerçek ihsan edicisinden ve gerçek sahibinden başkasına mı izafe ediyorsunuz? Yağmur yağdırdığında O’nun bu lütuf ve ihsanından ötürü Allah’a şükretmeniz gerekmez mi? Ki O da size lütfunu daha çok ihsan etsin. Çünkü yalanlamak, küfür ve nankörlük, nimetlerin kaldırılmasına, azap ve musibetlerin gelip çatmasına sebep olur. 83-85. Yani can gelip boğaza dayandığında ve sizler ölüm döşeğinde bu halde can çekişen kimseye bakıp durduğunuzda, biz ilmimizle ve meleklerimiz ile sizden ona daha yakınızdır. Ama siz bunu göremezsiniz. 86-87. Eğer iddia ettiğiniz gibi gerçekten sizler öldükten sonra diriltilmeyecek, hesap görmeyecek ve amellerinizin karşılığını almayacaksanız ruhu bedene “geri döndürsenize!” Halbuki sizler de onu geri çevirmekten aciz olduğunuzu itiraf etmektesiniz. O halde sizler ya Muhammed aallalahu aleyhi ve sellem’in getirdiği hakkı ikrar ve kabul edeceksiniz ya da inatlaşmaya devam edeceksiniz, böylelikle de sizin durumunuz ve kötü âkıbetiniz açıkça bilinmiş olacaktır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İlk âyette “yıldızların yerleri” diye çevrilen tamlama müfessirlerce daha çok “yıldızların doğduğu veya battığı yerler, dolaştığı menziller yani yörüngeler” ve özellikle “kıyamet sırasında yıldızların düşeceği yerler” mânalarıyla açıklanmıştır. Bazı ilk dönem müfessirlerinden, burada “Kur’an’ın parça parça indirilişi veya indirilmiş kısımları”nın veya “Kur’an’ın muhkem âyetleri”nin yahut “Kur’an’ın başı ve sonu arasındaki uyumun, tutarlılığı”nın kastedildiği yorumları nakledilmiştir (Taberî, XXVII, 203-204). Râzî, maksadın “Kur’an’ın girdiği kalpler” olabileceği yorumunu da zikreder (XXIX, 188). Öte yandan, bu tamlamanın sözlükte “yıldızların düştüğü yerler” anlamına gelmesi, günümüzdeki bazı Kur’an araştırmacılarını burada astrofizik uzmanlarının “kara delik” tabir ettikleri “büyük kütleli yıldızların ömürlerini tüketmeleri sonucu meydana gelen farazî gök cisimleri”ne veya “yıldız kökenli olmayıp yıldızlar arası uzaydaki gaz kütlesinin sıkıştırılmasının yol açtığı oluşumlar”a işaret edildiği yorumunu yapmaya yöneltmiştir (Allah’ın yemin etmesi ve Kur’an’da yer alan kasemler konusunda genel bilgi ve değerlendirme için bk. Zâriyât 51/1-6). 77. âyette Kur’an, “mertebesi yüksek, değerli, yüce” anlamlarına gelen kerîm sıfatıyla nitelenmiştir. Çünkü Allah Teâlâ, son kitap olması dolayısıyla onu bütün ilâhî kitaplardan mükemmel kılmış, gerçek dışı unsurların ona karışmasını önlemiş, onda yüksek ahlâk ilkelerine ve önemli konulara yer vermiştir. Onu ezberleyenin ve okuyanın değeri artar; o, gerçeğe ulaştıran kanıtlarla doludur, içerdiği hidayet, bilgi, açıklama ve hikmetlerle her türlü övgünün üzerinde bir kıymeti haizdir. Ardından gelen ve “korunmuş bir kitaptadır” diye tercüme edilen ifade Kur’an’ın ikinci sıfatı olduğuna göre bu da onun değerini anlatan mânevî bir nitelemedir. Başka izahlar da bulunmakla beraber birçok müfessir tarafından güçlü bulunan yoruma göre buradaki “kitap” kelimesinden maksat “levh-i mahfûz”dur (aşağıda belirtileceği üzere, bu yoruma göre meleklerin Allah’ın ilmine, levh-i mahfûzdakilere “dokunabilmeleri” o kaynakla irtibat kurmaları ve bu hususta kendilerine verilmiş görevler bulunduğu anlamındadır; ayrıca bk. Bürûc 85/21-22). Şu halde 77 ve 78. âyetler arasındaki anlam bağı şu olmalıdır: Kur’an’ın –Resûlullah’tan işitildiği şekliyle– lafızları ve mânaları, Allah’ın ilmindekine uygundur ve o asla beşer sözü değildir. Allah’ın katındakiler bizim açımızdan saklı ve mahiyetini idrak edemeyeceğimiz hususlar olduğu için O’nun ilmini ifade eden “kitap” kelimesi “saklı, korunmuş” anlamına gelen meknûn sıfatıyla nitelenmiştir; “kitap” kelimesinin kullanılması da O’nun ilminin sâbit ve değişmezliğini belirtmek içindir. 79. âyetteki “temizlenenler” anlamına gelen mutahharûn kelimesiyle ilgili olarak da farklı açıklamalar bulunmakla beraber müfessirler genellikle, burada meleklerin kastedildiği kanaatindedir; Abese sûresinin 11-16. âyetleri bu anlamı desteklemektedir. Dolayısıyla, buradaki “dokunma” anlamına gelen mess kelimesi, Kur’an’ın içeriğinin peygambere iletilmesinde meleklerden başkasının rolünün olamayacağını ve müşriklerin iddia ettikleri gibi kâhin veya şair sözü olmadığını ifade etmektedir. Zira müşrikler cin ve şeytanların gökten gelen haberlerden çalıntı yapabildiklerine, kâhinlerin de onlardan bilgi aldıklarına, yine her şairin kendisine şiiri dikte eden bir şeytanın bulunduğuna inanıyorlardı; Hz. Peygamber’in de Kur’an’ı böyle bir yolla elde ettiğini ileri sürmüşlerdi. Kur’an’ın Allah Teâlâ tarafından böylesine yüceltici ifadelerle anılması ve âyette, –asıl anlam yukarıda açıklandığı şekilde olsa bile– temiz olarak dokunmanın ona saygıyı belirten bir niteleme olarak yer alması sebebiyle ilk zamanlardan itibaren müslümanlar Kur’an âyetlerinin yazılı olduğu malzemeye ve mushafa ibadet temizliği olmadan yani abdestsiz olarak dokunmamaya özen göstermişlerdir. İslâm âlimlerinin çoğunluğu da Hz. Peygamber’den nakledilen bazı söz ve uygulamaları (Muvatta’, “Kur’an”, 1) bu yöndeki çıkarımı destekleyici bulmuşlar ve mushafa el sürmek için abdest almak gerektiğine hükmetmişlerdir. Öte yandan İbn Abbâs, Dâvûd b. Ali, İbn Hazm ve Şevkânî gibi âlimler âyetin mushaf ile değil levh-i mahfûz ile ilgili olduğunu, abdestli olmayanın mushafa dokunmasını meneden hadisin de sahih olmadığını yahut sahih olsa bile orada müşriklerin kastedildiğini ileri sürerek abdestli olmayan, cünüp ve âdet halindeki kimselerin mushafa dokunmasını ve onu okumasını câiz görmüşlerdir (başka yorumlarla birlikte bk. Râzî, XXIX, 192-196; İbn Rüşd el-Hafîd, Bidâyetü’l-Müctehid ve Nihâyetü’l-Muktesıd, I, 435; II, 32; Şevkânî, V, 186; a.mlf., Neylü’l-Evtâr, I, 225-227, 246-248; İbn Âşûr, XXVII, 333-337). Bu uygulamaları ve abdestin gerekliliği yönündeki ictihadı esas alan ve kutsal kitabına saygısının bir nişanesi olarak ona el sürerken abdestli olmaya gayret eden bir müminin bu davranışı onun ecrini ve feyzini arttırır; fakat bu hükmün Kur’an’la yakından ilgilenme ve mânaları üzerinde düşünme çabasını engelleyen bir set gibi algılanması kuşkusuz yanlış olur. Zaten İmam Mâlik gibi İslâm âlimleri Kur’an eğitim öğretiminin ve sıkıntıya yol açan durumların ayrı mütâlaa edilmesi gerektiğini gösteren fetvalar vermişlerdir. Mushafa dokunmadan Kur’an’ın okunması veya tercümesine el sürülmesi için abdest almak ise genel olarak gerekli görülmemiş, sadece tavsiye edilmiştir.
Vâkıa Suresi 78. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İnsanların gözlerinden gizlenmiş bir kitaptadır ki, o Levh-i Mahfûz'dur.