Sonra siz -Ey yeniden dirilişi yalanlayanlar! Dosdoğru yoldan sapanlar!- Kıyamet günü, meyvelerin en kötüsü ve pisi olan zakkum ağacının meyvesini muhakkak yiyeceksiniz.
49- De ki:“Hiç şüphesiz öncekiler de sonrakiler de;” 50- “Vakti belirli bir günde elbette bir araya toplanacaklardır.” 51- Sonra sizler, ey sapıklar, yalanlayıcılar! 52- Zakkûm ağacından yiyeceksiniz. 53- Ve o ağaçtan karınlarınızı dolduracaksınız. 54- Onun üzerine de kaynar sudan içeceksiniz. 55- Hem de suya kanmama hastalığına yakalanmış develerin içişi gibi içeceksiniz. 56- İşte hesap günü onların ziyafeti budur. 57- Sizi Biz yarattık. O halde (dirilişi de) tasdik etmeniz gerekmez mi?
49-50. Yani de ki: Önce yaratılanların da sonra yaratılanların da hepsini Allah, öldükten sonra diriltecektir. Onları vadesi belli bir günde toplayıp bir araya getirecektir. Yüce Allah, bütün yaratılmışların yok olmasından sonra kulları için böylece takdir etmiş ve teklîf yurdunda (dünyada) yaptıkları işlerinin karşılığını vermeyi murad etmiştir.
51. “Sonra sizler, ey” hidâyet yolundan uzaklaşan ve helâk edici yolları izleyen “sapıklar”, peygamberi ve onun getirdiği hakkı, vaatleri ve tehditleri yalanlayan “yalanlayıcılar!” 52. “Zakkûm ağacından yiyeceksiniz.” Ki o, en kötü, en fena, en pis kokulu ve en korkunç manzaralı bir ağaçtır. 53. “Ve o ağaçtan karınlarınızı dolduracaksınız.” Bu derece korkunç olmakla birlikte onları bu ağaçtan yemek zorunda bırakan sebep, midelerini kazındıran ve neredeyse kalplerini paramparça edecek olan aşırı derecedeki açlıktır. İşte açlıklarını bastırmaya çalışacakları yiyecek budur. Halbuki o ne şişmanlatır, ne de açlığa karşı bir fayda sağlar.
54. İçeceklerine gelince o da en kötü içecektir. Çünkü onlar, böyle bir yiyecek üzerine karınlarında kaynayıp duracak olan kaynar sudan hem de “suya kanmama hastalığına yakalanmış develerin içişi gibi” içeceklerdir. (Âyet-i kerimede geçen)“ٱلۡهِيمِ ”; ya aşırı susuzluk çeken develer yahut da develerin yakalandığı ve ne kadar su içerse içsin bir türlü suya kanamama hastalığı demektir. 55. “İşte hesap günü onların ziyafetleri”, bu yiyecek ve içecektir. Bunu da onlara kendileri hazırlamıştır. Onlar, Yüce Allah’ın dostlarına hazırladığı ziyafeti bırakıp bunu tercih etmişlerdir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“İman edip salih ameller işleyenlerin konakları ise Firdevs cennetleridir. Onlar orada ebediyen kalacaklardır. Oradan ayrılmak da istemezler.”(el-Kehf, 18/107-108)
57. Daha sonra Yüce Allah, öldükten sonra dirilişe dair aklî delili söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Sizi Biz yarattık.” Yani sizler, anılmaya değer bir şey değilken, herhangi bir acizlik ve yorgunluk söz konusu olmaksızın sizi biz var ettik. Buna kaadir olan, ölüleri diriltmeye kaadir değil midir? Elbette ki O, her şeye gücü yetendir. Bundan dolayı Yüce Allah, öldükten sonra dirilişten daha büyük ve daha açık bir delili gördükleri halde, öldükten sonra dirilişi tasdik etmedikleri için onları azarlamaktadır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu defa, âhireti inkâr ederek dünya hayatını boşa geçirenlerin acı âkıbeti ve içine düşecekleri vahim durumlar canlı bir anlatımla tasvir edilmektedir (cehennem hakkında bilgi için bk. Ömer Faruk Harman-Bekir Topaloğlu, “Cehennem”, DİA, VII, 225-233).
45. âyetteki mütrefîn kelimesi –Kur’an’da aynı kökten gelen kelimelerin kullanımı da dikkate alınarak– genellikle “sahip olduğu imkânlardan ötürü, refah içinde şımaran insanlar” mânasında anlaşılmıştır. Bu bağlamda kelimeyi “Allah’a şirk koşanlar” veya “kibirlenenler” şeklinde yorumlayan müfessirler de vardır (Şevkânî, V, 178). Râzî’nin dikkate değer açıklamasından da (XXIX, 170-171) yararlanarak bu konuda şöyle bir değerlendirme yapılabilir: Amel defteri solundan verilecek cehennemlikler hep zenginlerden olmayacağına göre burada kötülenen şey, insanların nimetler içinde olması değildir; asıl eleştirilen tutum, müteakip âyette değinilen, günahta ve inkârcılıkta ısrar etmektir. Esasen yoksulluk ve zenginlik hem toplumsal şartlara hem de kişinin algılamasına göre izâfîlik taşır ve hemen bütün insanlar –sahip oldukları imkânlar çerçevesinde– nimetin asıl sahibini görmezden geliyorsa “mütref” olarak nitelenebilir. Dolayısıyla, burada eleştirilenler, âhiret endişesi taşımayan, ahlâkî değerlere sırt çevirerek gününü gün eden, böylece hazlarının tutsağı haline gelen ve ebedî kurtuluşları için ellerindeki en büyük fırsat olan ömürlerini hoyratça tüketenlerdir.
46. âyetin meâlinde hıns kelimesinin “günah” anlamı esas alınmıştır. Müfessirlerin çoğunluğuna göre burada, cehennemliklerin Lokman sûresinin 13. âyetinde en büyük günah olarak nitelenen şirk (Allah’a ortak koşma) üzerindeki inatçı tavırlarından söz edilmektedir. Bu kelimenin “yemini bozma” anlamından hareketle âyet, “Onlar o büyük yeminlerini bozmamakta ısrarcı davranıyorlardı” şeklinde de çevrilebilir; bu takdirde Nahl sûresinin 38. âyetinde belirtildiği üzere müşriklerin, “Allah’ın ölen birini diriltmeyeceğine dair en büyük yeminleri etmeleri”ne atıfta bulunulmuş olur (İbn Atıyye, V, 246; zakkum ağacı hakkında bilgi için bk. Sâffât 37/62-65).
Sonra siz -Ey yeniden dirilişi yalanlayanlar! Dosdoğru yoldan sapanlar!- Kıyamet günü, meyvelerin en kötüsü ve pisi olan zakkum ağacının meyvesini muhakkak yiyeceksiniz.