Önceki ayet· 52:15Sonraki ayet· 52:17

Tûr Suresi 16. Ayet· 52:16

↗ Tûr suresi
Mekki
ٱصۡلَوۡهَا فَٱصۡبِرُوٓاْ أَوۡ لَا تَصۡبِرُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡكُمۡۖ إِنَّمَا تُجۡزَوۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
Girin ona, ister dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Ancak yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız.
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Girin ona, ister dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Ancak yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır
Girin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız" (denilecek).
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
"Dalın ona! Artık ister sabredin ister sabretmeyin. Sizin için hepsi birdir. Siz ancak yapıp ettiğiniz şeylerin karşılığıyla yüzyüze geleceksiniz."
Süleyman Ateş
Girin ona, ister dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Ancak yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.5%
İngilizce
[Enter to] burn therein; then be patient or impatient - it is all the same for you. You are only being recompensed [for] what you used to do
Fransızca
Brûlez dedans! Supportez ou ne supportez pas, ce sera égal pour vous: vous n'êtes rétribués que selon ce que vous faisiez
İspanyolca
Entren en él, lo soporten o no, será igual. Solo se los castiga por lo que obraron
Rusça
Горите в нем! Вам все равно, будете вы терпеть или не станете проявлять терпения. Вам воздается только за то, что вы совершали
Endonezce
Masuklah ke dalamnya (rasakanlah panas apinya); baik kamu bersabar atau tidak, sama saja bagimu; sesungguhnya kamu hanya diberi balasan atas apa yang telah kamu kerjakan
Bengalce
এতে প্রবেশ কর অতঃপর তোমরা সবর কর অথবা না কর, উভয়ই তোমাদের জন্য সমান। তোমরা যা করতে তোমাদেরকে কেবল তারই প্রতিফল দেয়া হবে।
Çince
你们进火狱去吧!你们忍受其中的刑罚与否,随你们的方便,那对于你们是一样的。你们只受自己行为的报酬。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Bu ateşin sıcaklığını ve acısını tadın. Onun sıcaklığına ister sabredin ister sabretmeyin; sizin için birdir. Bugün sabretseniz de sabretmeseniz de dünyada işlemiş olduğunuz küfür ve günahların karşılığına çarptırılacaksınız.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Yemin olsun Tûr’a, 2, 3- Yayılmış sahifeler içinde yazılı olan Kitaba, 4- Beyt-i Ma’mûr’a, 5- Yükseltilmiş tavan (olan göğe), 6- Dopdolu/tutuşturulmuş denize ki, 7- Rabbinin azabı kesinlikle vuku bulacaktır. 8- Onu engelleyecek hiçbir şey yoktur. 9- O gün gök, sarsılıp çalkalanır, 10- Dağlar da hareketlenip hızla yürür. 11- Artık vay geldi o gün yalanlayanların haline! 12- Onlar ki daldıkları (batılda) oynayıp duruyorlar. 13- O gün cehennem ateşine doğru itilip kakılacaklardır. 14- (Onlara şöyle denecektir:)“İşte sizin (dünyadayken) yalanladığınız ateş!” 15- “Bu da mı sihir yoksa siz görmüyor musunuz?” 16- “Girin o ateşin içine! Artık ister sabredin, ister etmeyin; sizin için birdir. Siz ancak yaptıklarınızın cezasını çekiyorsunuz.” (Mekke’de inmiştir. 49 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. 1. Yüce Allah öldükten sonra diriliş, takvâ sahiplerinin mükâfatı, inkarcıların cezası gibi pek çok üstün ve değerli hikmetler içeren bu büyük ve azametli hususlara yemin etmektedir. Önce Tûr’a yemin etmektedir. Tûr, Yüce Allah’ın İmran oğlu Mûsâ aleyhisselam ile konuştuğu ve kendisine hükümler vahyettiği dağdır. Bu hem ona, hem de ümmetine bir lütuftu. Zira o, Allah’ın pek büyük âyetlerinden, kullarına lütfettiği ve kullar tarafından değer biçilmeyecek kadar büyük çapta bir nimettir. 2-3. “Yayılmış” gizli değil açık olan, akıl ve basiret sahibi herkes tarafından durumu açıkça görülen, satır satır yazılmış “sahifeler içinde yazılı olan Kitaba...” Bununla Yüce Allah’ın her şeyi yazmış olduğu Levh-i Mahfuz’un kastedilmiş olma ihtimali olduğu gibi, kitapların en faziletlisi olan Kur’ân-ı Kerîm’in kastedilmiş olması da ihtimaldir. Allah, bu Kitabı öncekilerin ve sonrakilerin haberlerini, geçmişlerin ve geleceklerin ilimlerini ihtiva eder bir halde indirmiştir. 4. “Beyt-i Ma’mûr” yedinci semânın üstündeki Beytullah’tır. Orası her zaman melâike-i kirâm ile mamurdur, dolup taşar. Her gün oraya yetmiş bin melek girer ve Rablerine ibadet ederler. Öyle ki aynı meleklere, Kıyamet gününe kadar bir daha sıra gelmez. Bir görüşe göre de Beyt-i Ma’mûr, Allah’ın Beyt-i Haramı, yani her vakit tavaf edenlerle, namaz kılanlarla, Allah’ı zikredenlerle, hac ve umre için oraya gelenlerle mamur olan, dolup taşan evidir. Nitekim Yüce Allah:“Ve şu emin beldeye ki...”(et-Tin, 95/3) buyruğunda da ona yemin etmiştir. Yeryüzündeki evlerin en faziletlisi, İslâm’ın rükünlerinden ve kendisi olmaksızın muazzam binasının tamamlanması mümkün olmayan en büyük esaslarından birisi olan hac ve umre yapmak maksadı ile insanların kendisine geldiği, İbrahim ve İsmail -ikisine de selâm olsun- tarafından bina edilmiş, Allah’ın insanların gelip toplandıkları güvenli bir yer kıldığı bu Beytullah’a Yüce Allah’ın yemin etmesi, ona ve saygınlığına yakışan şekilde azametini beyan etmesi onun hakkıdır. 5. “Yükseltilmiş tavana” yani Yüce Allah’ın mahlukata bir tavan, yeryüzünün üstünde içinde ışık kaynaklarının olduğu, işaret ve aydınlığı ile yol bulunan bir yapı kılarak kendisinden yağmuru, rahmeti ve çeşitli rızıkları indirdiği semâya; 6. “Dopdolu deniz” Allah’ın doldurduğu, bununla beraber tabiatı gereği yeryüzünü su doldurması gerekirken yeryüzüne taşmayan, ilâhî hikmet gereği yeryüzünde çeşitli canlıların yaşayabilmesi için Allah'ın yeryüzüne taşmasını engellediği su ile dopdolu denize… Bu ifadeden kastın, Kıyamet gününde bütün genişliğine rağmen çeşitli azap çeşitleri ile doldurulup tutuşturulacak ve yakıcı ateş ile dolacak olan deniz anlamında olduğu da söylenmiştir. 7. Yüce Allah’ın bu şeylere yemin etmesi, bunların Allah’ın âyetlerinden, vahdaniyetinin delillerinden, kudretinin ve ölüleri dirilteceğinin belgelerinden olduğuna delildir. Bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Rabbinin azabı kesinlikle vuku bulacaktır.” Rabbinin azabının gerçekleşmesi kaçınılmaz bir şeydir. Allah vaadini değiştirmez, sözünden caymaz. 8. “Onu engelleyecek hiçbir şey yoktur.” Hiç kimse o azaba engel olamayacaktır. Çünkü hiçbir kimse Allah’ın kudretini âciz bırakamaz. Kaçan O’ndan kurtulumaz. Daha sonra Yüce Allah azabın gerçekleşeceği o günün niteliklerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 9. “O gün gök, sarsılıp çalkalanır.” Yani gök döner durur, çalkalanır, hareketlenir ve durgunluğu söz konusu olmaksızın sürekli hareket eder. 10. “Dağlar da hareketlenip hızla yürür.” Yani yerlerinden hareket eder. Bulutlar gibi yol alırlar. Atılmış yün gibi çeşitli renklerde olurlar. Daha sonra etrafa saçılan zerreler haline gelinceye kadar saçılıp savrulurlar. Bütün bunlar ise Kıyamet gününün dehşeti, o günde gerçekleşecek ve bu kocaman varlıkları bile etkileyip sarsacak olan dehşetli haller dolayısı ile olacaktır. Peki, ya zayıf ve güçsüz Âdemoğlunun hâli ne olacaktır? 11. “Artık vay geldi o gün yalanlayanların haline!” Vay geldi haline (ويل); her türlü ceza, üzüntü, azap ve korkuyu ifade eden kapsamlı bir kelimedir. Daha sonra Yüce Allah, bu feci hali hak eden yalanlayıcıların niteliklerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 12. “Onlar ki daldıkları (batılda) oynayıp duruyorlar.” Onlar bâtıla dalar ve bâtıl ile oyalanırlar. İlimleri ve araştırmaları, hakkı yalanlamayı ve bâtılı doğrulamayı ihtiva eden zararlı ilimlerdir. Amelleri cahil, beyinsiz ve oynayıp eğlenen kimsenin amelleridir. Tasdik ve iman ehli kimselerin sahip oldukları faydalı bilgilerle salih amellerin tam aksine sahiptirler. 13. “O gün cehennem ateşine doğru itilip kakılacaklardır” Oraya itile kakıla, yüz üstü süründürülerek sert bir şekilde sürülecekler. Azarlamak ve kınamak üzere de onlara şöyle denilecektir: 14. “İşte sizin (dünyadayken) yalanladığınız ateş!” O gün artık haddi hesabı tespit edilemeyecek, nitelikleri söylenemeyecek çaptaki ebedi azabı tadın, denilecek onlara. 15. “Bu da mı sihir yoksa siz görmüyor musunuz?” Bununla âyetlerin akışından da anlaşıldığı üzere cehennem ateşine ve azaba işaret edilme ihtimali vardır. Yani onlar, ateş ve azabı görecekleri vakit azarlanmak üzere onlara şöyle denilecek: Bu, gerçeği olmayan bir sihir midir? İşte onu görmüş bulunuyorsunuz. Yoksa siz dünyada iken görmeyen kimseler miydiniz? Yani basireti ve bilgisi bulunmayan kimseler miydiniz? Yoksa sizler bu işi bilmeyen ve bu hususta size karşı delil ortaya konulmamış kimseler mi idiniz? Bu sorunun cevabı ise bütün bunların böyle olmadığıdır. Yani bu sihir değildir, çünkü sizler artık bunun gerçeğin gerçeği, doğrunun doğrusu, bütün yönleri ile sihre aykırı olduğunu açıkça görmüş bulunuyorsunuz. Onların görmeyen ve bilmeyen kimseler oluşlarına gelince durum böyle değildir. Aksine Allah’ın onlara karşı delilleri ortaya konulmuş, peygamberler onları bu deliller ile imana davet etmişlerdir. Öyle ki ortaya konulan delil ve belgeler de bu gerçeği açık seçik ve hakkında delil getirilen en büyük hususlar konumuna çıkarmıştır. Yüce Allah’ın:“Bu da mı sihir yoksa siz görmüyor musunuz?” buyruğunun, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirmiş olduğu apaçık hakka ve dosdoğru yola işaret etmesi ihtimali de vardır. Yani aklı başında bulunan bir kimsenin, onun bu getirdikleri hakkında -en büyük ve değerli gerçek iken-: “O bir sihirdir”, demesi düşünülebilir mi? Ancak onlar basiretsiz olduklarından dolayı Kur’ân hakkında bu sözleri söylemişlerdir. 16. “Girin o ateşin içine!” Sizi çepeçevre kuşatacak, bütün bedenlerinizi kapsayacak ve acısı kalplerinize kadar tırmanacak olan o ateşe girin. "Artık ister sabredin, ister etmeyin; sizin için birdir.” Ateşte tahammül etmenizin size faydası olmayacağı gibi azapta ortak olmanızın da bir faydası olmayacaktır. Hiçbir şekilde azabınız hafifletilmeyecektir. Bu, sabretmek sureti ile meşakkati hafifleyecek ve şiddeti azalacak bir şey değildir. Onlara bu ağır cezanın verilmesi, onların kötü amelleri ve pis işlerinden dolayıdır. Bundan dolayı Yüce Allah:“Siz ancak yaptıklarınızın cezasını çekiyorsunuz.” buyurmaktadır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İlk iki âyette kıyamet sahneleriyle ilgili kısa ve sarsıcı bir tasviri takiben 12. âyette inkârcıların o günü hiç akıllarına getirmeden sürdürdükleri dünya hayatının, kalıcı değeri olmayan, boş ve anlamsız bir uğraş ve oyalanmadan ibaret olduğu belirtilmekte; 13-16. âyetlerde de karşılaşacakları ağır cezanın soyut bir tasavvur olarak kalmaması için, karşılaşacakları muamele hakkında canlı bir anlatım üslûbu kullanılmakta ve bunun üzerinde dikkatle düşünülmesi istenmektedir. 15. âyette, peygamberlerin bildirdiği gerçekler üzerinde düşünmek ve kabul etmek yerine bunları birer yalan, gösterdikleri mûcizeleri de sihir olarak niteleme yolunu seçenler acı hakikatle yüzyüze geldiklerinde kendilerine “Bu da mı sihir? Dünyada hakikatlere karşı kör davrandığınız gibi burada da gözünüz görmüyor mu yoksa?” şeklinde aşağılayıcı bir hitapta bulunulacağı haber verilmektedir (Zemahşerî, IV, 34). Râzî buna yakın bir yoruma yer vermekle beraber şu hususu da ekler: Kişi bir şeyi gerçeği hilâfına görüyorsa ya görülende yahut görende bir kusur söz konusudur; inançsızlarca inkâr edilenlerin şaşmaz bir gerçek olduğu o gün ortaya çıkacağına göre bu kusurun görenlerde bulunduğu anlaşılmış olacaktır; âyet bu durumu teyit amacı taşır (XXVIII, 247). 16. âyetle ilgili başka izahlar da yapılmış olmakla beraber meâl Zemahşerî’nin şu yorumu esas alınarak verilmiştir: İnkârcılara sabredip etmemelerinin kendileri açısından bir farkının olmayacağı bildirildikten sonra, “Çünkü sadece yaptıklarınızın karşılığını görmektesiniz” şeklinde bir gerekçe gösterilmiştir; bu gerekçenin amacı ise, artık yargılamanın sona erdiğini ve dünyada yapılanların karşılığını görmekte olduklarını, dolayısıyla orada cezayı hafifletici bir çaba içinde olmalarının yarar sağlamayacağını, sabır erdeminin ancak imtihan ortamı olan dünya hayatında değer taşıdığını hatırlatmaktır (IV, 34).
Tûr Suresi 16. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Bu ateşin sıcaklığını ve acısını tadın. Onun sıcaklığına ister sabredin ister sabretmeyin; sizin için birdir. Bugün sabretseniz de sabretmeseniz de dünyada işlemiş olduğunuz küfür ve günahların karşılığına çarptırılacaksınız.