Önceki ayet· 47:22Sonraki ayet· 47:24

Muhammed Suresi 23. Ayet· 47:23

↗ Muhammed suresi
Medeni
أُوْلَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَعَنَهُمُ ٱللَّهُ فَأَصَمَّهُمۡ وَأَعۡمَىٰٓ أَبۡصَٰرَهُمۡ
İşte, Allah'ın lanetlediği, sağır kıldığı ve gözlerini kör ettiği bunlardır
Meal ihtilafı: 2% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
İşte, Allah'ın lanetlediği, sağır kıldığı ve gözlerini kör ettiği bunlardır
Elmalılı Hamdi Yazır
İşte onlar, Allah'ın lanetlediği, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
İşte bunlardır, Allah'ın kendilerine lanet edip kulaklarını sağır, gözlerini de kör ettiği kimseler...
Süleyman Ateşen ayrışan
Onlar, Allah'ın la'netleyip sağır yaptığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.2%
İngilizce
Those [who do so] are the ones that Allah has cursed, so He deafened them and blinded their vision
Fransızca
Ce sont ceux-là qu'Allah a maudits, a rendus sourds et a rendu leurs yeux aveugles
İspanyolca
A ellos Dios los ha maldecido haciendo que se comporten como sordos y ciegos
Rusça
Таких Аллах проклял и лишил слуха и ослепил их взоры
Endonezce
Mereka itulah orang-orang yang dikutuk Allah; lalu dibuat tuli (pendengarannya) dan dibutakan penglihatannya
Bengalce
এদের প্রতিই আল্লাহ অভিসম্পাত করেন, অতঃপর তাদেরকে বধির ও দৃষ্টিশক্তিহীন করেন।
Çince
这等人,是安拉所弃绝的,故他使他们变聋,使他们变瞎。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İşte yeryüzünde bozgunculuk yapmak ve akrabalık bağlarını kesmek ile vasıflanmış olan bu kimseleri Allah Teâlâ; rahmetinden uzaklaştırmış, onların kulaklarını kabul ve itaat etmek için olması gereken işitmekten sağır kılmış ve gözlerini hakkı görüp haktan ibret almak hususunda da kör etmiştir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
20- İman edenler:“(Keşke cihadı emreden) bir sûre indirilseydi!” derler. Ama hükmü kesin bir sûre indirilip de içinde savaş (emri) söz konusu edilince kalplerinde hastalık bulunanların, sana üzerlerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi baktıklarını görürsün. Halbuki onlar için en uygunu; 21- İtaat etmek ve güzel söz söylemekti. (Savaş konusunda) iş ciddiye bindiğinde de eğer onlar, Allah’a karşı samimi olsalardı bu, onlar için elbette daha hayırlı olurdu. 22- Şayet yüz çevirirseniz yeryüzünde fesat çıkarmanızdan ve akrabalık bağlarınızı parçalamanızdan başka sizden ne beklenir ki? 23- İşte böyleleri Allah’ın lanetlediği, sağırlaştırdığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir. 20. “İman edenler” ağır ve zor emirlerin çabuk verilmesini isteyerek: Savaş emrini ihtiva eden “bir sûre indirilseydi! derler. Ama hükmü kesin” yani gereğince amel olunması istenen “bir sûre indirilip de içinde” nefislere en ağır şey olan “savaş (emri) söz konusu edilince kalplerinde hastalık bulunanların” imanı zayıf olanların, bu emri yerine getiremeyip sebat gösteremedikleri ve bu işten hoşlanmayıp onu çok ağır buldukları için “üzerlerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi baktıklarını görürsün.” Bu, Yüce Allah’ın şu buyruğunu andırmaktadır:“Kendilerine: (Savaştan) ellerinizi çekin, namazı dosdoğru kılın ve zekâtı verin, denilmiş olanlara bakmaz mısın? Şimdi onlara savaş farz kılınınca bakarsın ki içlerinden bir grup, müşriklerden Allah’tan korkar gibi hatta daha fazla korkarlar.”(en-Nisâ, 4/77) 20-21. Daha sonra Yüce Allah, onlar için en uygun olanı gösterip teşvik ederek şöyle buyurmaktadır:“Halbuki onlar için en uygunu itaat edip güzel söz söylemekti.” Yani onlar için en uygun olan, kendileri için kesinlik kazanmış mevcut emri yerine getirmek ve bu uğurda bütün gayretlerini ortaya koymaktır. Kendilerine ağır gelecek hükümlerin teşr’i edilmesini istememeli, aksine Allah’ın verdiği esenlik ve afiyet dolayısı ile sevinmelilerdi. “İş ciddiye bindiğinde” ve onlara kesin emir gelince “eğer onlar” böyle bir durumda Allah’tan yardım isteyerek ve O’nun emrini yerine getirmek için gayretlerini ortaya koyarak “Allah’a karşı samimi olsalardı bu, onlar için” önceki hallerinden “elbette daha hayırlı olurdu.” Bunun birkaç nedeni vardır: 1. Kul, her bakımdan eksiktir, acizdir. Yüce Allah’ın ona yardım etmesi hali hariç onun hiçbir şeye gücü yetmez. O bakımdan kul, içinde bulunduğu mükellefiyet ve yükümlülüklerden fazlasını istememelidir. 2. Kul, gözünü geleceğe dikecek olursa hem hali hazırdaki görevini hem de gelecekteki görevini yerine getirme gücü azalır. Halihazırdaki güce gelince ona ait gayret ve emek başka bir vakte kaymış olur. Amel ise gayrete ve kararlılığa bağlıdır. Gelecekteki güce gelince ise o günker gelinceye kadar kişinin gayreti azalıp tükenir. O vakit de o işi yapması için ona yardım edilmez. 3. Halihazırdaki işini yapmayıp tembellik göstermekle birlikte geleceğe dair birtakım hayaller kuran kişi, birtakım işleri gelecekte yapacağına dair karar verip dair yemin eden kimseye benzer. Böyle birisinin gücünün zayıflaması, verdiği kararı yerine getirememesi ve yapmaya hazırlandığı sözleri ifa edememesi sıkça görülen bir durumdur. O nedenle yapılması gereken, kulun bütün gayreti, düşüncesi ve çabası ile içinde bulunduğu vakitte yapacağı işlere odaklanması ve gücü oranında görevini yerine getirmeye çalışmasıdır. Sonra da yeni her bir iş geldikçe ona tam bir gayretle, sağlam bir kararlılıkla, gücünü başka taraflara dağıtmaksızın ve o hususta Rabbinden yardım isteyerek sarılmalıdır. Bütün işlerde başarılı ve isabetli iş yapmak için en uygun olan tutum budur. 22. Yüce Allah, Rabbine itaatten yüz çeviren kimseyi söz konusu etmekte ve böyle birisinin hayra yönelmeyeceğini, aksine hep kötülüğe yöneleceğini belirterek şöyle buyurmaktadır:“Şayet yüz çevirirseniz yeryüzünde fesat çıkarmanızdan ve akrabalık bağlarınızı parçalamanızdan başka sizden ne beklenir ki?” Ortada iki iş vardır: Ya Allah’a itate bağlanmak ve O’nun emirlerini yerine getirmek -ki bu hayırdır, doğruyu bulmaktır ve kurtuluştur- yahut da bundan yüz çevirmek ve Allah’a itaat etmekten uzaklaşmaktır. Bu durumda ise yeryüzünde masiyetler işlemek ve akrabalık bağlarını kesmek sureti ile fesat çıkarmaktan başka bir şey söz konusu olmaz. 23. “İşte böyleleri” yeryüzünde fesat çıkartan ve akrabalık bağlarını kopartan kimseler “Allah’ın lanetlediği” rahmetinden uzaklaştırıp gazabına yaklaştırdığı “sağırlaştırdığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir.” Artık bunlar kendilerine faydalı olacak şeyleri ne işitirler ne de görürler. Bunların kulakları olmakla birlikte -itaat ve kabul anlamına- işitmezler. Onların işitmeleri, Allah’ın delilinin, kendi aleyhlerinde sabit olmasını sağlayacak bir işitmedir. Onların gözleri olmakla birlikte ibretleri ve ilâhi belgeleri görmezler. Gözlerini kat’i delillere ve apaçık belgelere çevirmezler.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bizim “İktidara gelmiş olsanız...” şeklinde çevirmeyi tercih ettiğimiz kısmı, “küfre döndüğünüzde” şeklinde çevirmek de mümkündür. Her iki mânaya göre de imandan ve ilâhî irşaddan yüz çevirenlerin sosyal, siyasî ve ahlâkî faaliyetlerde başarılı olamayacaklarına, imkânları kötüye kullanacaklarına, tabii ve sosyal düzeni bozacaklarına işaret edilmektedir.
Muhammed Suresi 23. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İşte yeryüzünde bozgunculuk yapmak ve akrabalık bağlarını kesmek ile vasıflanmış olan bu kimseleri Allah Teâlâ; rahmetinden uzaklaştırmış, onların kulaklarını kabul ve itaat etmek için olması gereken işitmekten sağır kılmış ve gözlerini hakkı görüp haktan ibret almak hususunda da kör etmiştir.