Önceki ayet· 40:14Sonraki ayet· 40:16

Mü'min Suresi 15. Ayet· 40:15

↗ Mü'min suresi
Mekki
رَفِيعُ ٱلدَّرَجَٰتِ ذُو ٱلۡعَرۡشِ يُلۡقِي ٱلرُّوحَ مِنۡ أَمۡرِهِۦ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦ لِيُنذِرَ يَوۡمَ ٱلتَّلَاقِ
Arş sahibi, varlıkların en yücesi olan Allah, kavuşma gününü ihtar etmek için kullarından dilediğine emriyle vahyi indirir
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Arş sahibi, varlıkların en yücesi olan Allah, kavuşma gününü ihtar etmek için kullarından dilediğine emriyle vahyi indirir
Elmalılı Hamdi Yazır
O dereceleri yükselten Arş'ın sahibi Allah, o buluşma gününün (kıyametin) dehşetini haber vermek için kullarından dilediği kimseye emrinden ruh (melek) indiriyor.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
O Refî'dir, dereceleri yükseltendir; arşın sahibidir. Buluşma günü hakkında uyarmak için emrinden olan Rûh'u kullarından dilediğine indirir.
Süleyman Ateş
(O,) Dereceleri yükselten; Arş'ın sahibi (Allah), buluşma gününe karşı uyarmak için, emrinden olan ruhu, kullarından dilediğine indirir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.5%
İngilizce
[He is] the Exalted above [all] degrees, Owner of the Throne; He places the inspiration of His command upon whom He wills of His servants to warn of the Day of Meeting
Fransızca
Il est Celui qui est élevé aux degrés les plus hauts, Possesseur du Trône, Il envoie par son ordre l'Esprit sur celui qu'Il veut parmi Ses serviteurs, afin que celui-ci avertisse du jour de la Rencontre
İspanyolca
Él posee los atributos más sublimes, Señor del Trono. Concede la revelación con Su Mensaje a quien Él quiere de Sus siervos, para que adviertan sobre el día de la comparecencia
Rusça
Он обладает возвышенными качествами (или возвышает по степеням) и владеет Троном. Он ниспосылает дух (откровение) со Своими велениями тем из Своих рабов, кому пожелает, чтобы предупредить о Дне встречи
Endonezce
(Dialah) Yang Mahatinggi derajat-Nya, yang memiliki Arasy, yang menurunkan wahyu dengan perintah-Nya kepada siapa yang Dia kehendaki di antara hamba-hamba-Nya, agar memperingatkan (manusia) tentang hari pertemuan (hari Kiamat)
Bengalce
তিনিই সুউচ্চ মর্যাদার অধিকারী, আরশের মালিক, তাঁর বান্দাদের মধ্যে যার প্রতি ইচ্ছা তত্ত্বপূর্ণ বিষয়াদি নাযিল করেন, যাতে সে সাক্ষাতের দিন সম্পর্কে সকলকে সতর্ক করে।
Çince
他是至尊的,是有宝座的,他依自己的决定发出的启示,授予他所意欲的仆人,以便他警告众人以相会之日——
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O, ibadet ve duanın kendisine tahsis edilmesini hak edendir. O mahlukatından ayrı, dereceleri yüksek olandır. O, Azim olan arşın Rabbidir. Kullarından dilediğine kendilerinin yaşamaları ve diğerlerini yaşatmaları, öncekilerin ve sonrakilerin birbiri ile karşılaşacakları kıyamet günü ile insanları korkutmaları için ayetlerini indirmiştir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
13- Ayetlerini size gösteren ve gökten size rızık indiren O’dur. Ama ancak (O’na) yönelenler düşünüp öğüt alır. 14- Öyle ise kâfirler hoşlanmasa da dini yalnız Allah’a hâlis kılarak O’na dua/ibadet edin. 15- O, dereceleri yükseltendir/yüksek olandır, Arş’ın sahibidir. Kavuşma/kıyamet gününe karşı (insanları) uyarması için kullarından dilediği kimseye kendi emrinden olan ruhu/vahyi O gönderir. 16- O gün onlar (kabirlerinden kalkıp Rablerinin huzurunda) apaçık meydana çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. (Allah:)“Bugün hükümranlık kimindir?”(diye sorar ve yine kendisi cevap verir:)“Tek ve Kahhâr olan Allah’ındır.” 17- Bugün herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı pek çabuk görendir. 13. Yüce Allah, hakkı batıldan ayırt etmek sureti ile kulları üzerindeki pek büyük nimetlerini hatırlatmaktadır. Bunu kullarına gösterdiği gerek nefsi ve âfâkî (hem iç hem de dış dünyalarındaki) âyetleri ile gerekse de Kur’ânî âyetleri ile gerçekleştirmektedir. Bu âyetler, arzulanan her türlü maksada delalet ettiği gibi hidâyeti sapıklıktan da açıkça ayırt etmektedir. Öyle ki bunlar üzerinde düşünüp tefekkür eden herhangi bir kimsenin içinde hakikatleri bilme hususunda en ufak bir şüphe ve tereddüt kalmaz. Bu, Yüce Allah’ın kulları üzerindeki en büyük nimetlerindendir. Çünkü bunun sonucunda hak ile ilgili herhangi bir şüphe ortada kalmamakta, doğru ile eğri birbirine karışmamaktadır. Aksien Yüce Allah, buna dair delilleri türlü türlü açıklamakta, âyetleri izah etmiş bulunmaktadır. Tâ ki helâk olan apaçık bir delil üzere helak olsun, hayatta kalan da apaçık bir delil üzere hayat sürsün. Açıklanan meseleler ne kadar büyük ve değerli olursa, onlara dair deliller de o kadar çok ve kolay anlaşılır olur. Mesela tevhidi ele alalım; tevhid meselesi en büyük ve en önemli meselelerden biridir. Hatta en büyük meseledir. Bundan dolayı buna dair aklî ve naklî deliller de pek çok ve çeşitlidir. Yüce Allah buna dair çokça misaller vermiş ve pek çok istidlâllerde bulunmuştur. İşte bundan dolayı Yüce Allah, bir sonraki ayette tevhidi söz konusu etmiş ve tevhide dair birtakım delillere dikkat çekerek “dini yalnız Allah’a halis kılarak O’na dua/ibadet edin” buyurmuştur. Yüce Allah, kullarına âyetlerini gösterdiğini söz konusu ettikten sonra da pek büyük bir âyete (işaret ve delile) dikkat çekerek şöyle buyurmaktadır: “Gökten size rızık indiren O’dur.” Yani O, size kendisi vasıtası ile rızık elde edebildiğiniz, hem sizlerin hem de sahip olduğunuz hayvanların kendisi vasıtasıyla yaşama imkânı bulduğu yağmuru indirir. Bu da bütün nimetlerin O’nun tarafından verildiğine delildir. Din nimetleri O’ndandır ki bunlar, dini meseleler, onlara dair deliller ve onlaırn gereğince amel etme nimetleridir. Bütün dünyevi nimetler de O’ndandır. Kendisi ile kulların da toprağın da hayat bulduğu yağmur sayesinde çıkan nimetler gibi. İşte bu, kesin olarak şunu göstermektedir: Nimet veren yalnızca O olduğu gibi, dinin sadece kendisine halis kılınması gereken yegane mabûd da O’dur. “Ama” bu âyetler kendisine hatırlatıldığı vakit “ancak” Yüce Allah’a “yönelenler düşünüp öğüt alır.” Allah’a, O’nu sevmeye, O’na saygı ile boyun eğmeye, itaate, O’na yalvarıp yakarmaya yönelenler düşünür ve öğüt alır. İşte ilâhî âyetlerden gereği gibi yararlananlar bu kimselerdir. İlahî rahmet böyleleri için söz konusu olur ve bu âyetlerle bunların basiretleri artar. 14. İlâhî âyetler, düşünüp öğüt alma sonucunu verdiğine, düşünüp öğüt almak da Yüce Allah’a ihlâsı gerektirdiğine göre burada sebep bildiren bir ifade kullanılarak şu şekilde emir verildiğini görüyoruz:“Öyle ise... dini yalnız Allah’a halis kılarak O’na dua/ibadet edin.” Buradaki dua, hem ibadet anlamındaki duayı, hem de Allah’tan dilekte bulunmak anlamındaki duayı kapsamaktadır. Dini Allah'a halis kılmak ise gerek farz, gerek müstehap, gerek Allah’ın hakları, gerek kullarının hakları ile ilgili bütün ibadetlerde, sadece ve sadece Allah’ın rızasını kasdetmektir. Yani sizler, din gereği yapıp ettiklerinizi ve kendisiyle Allah'a yakınlaşmaya çalıştığınız her ameli yalnızca Allah için, sadece O’nun rızası için yapın. “Kâfirler” bundan “hoşlanmasa da” aldırmayın; bu, sizi dininizden saptırmasın. Allah yolunda herhangi bir kınayanın kınamasından çekinmeyin. Kâfirler dinin, yalnızca O’na halis kılınmasından son derece rahatsız olurlar ve bundan hiç hoşlanmazlar. Nitekim Yüce Allah, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Allah tek başına anıldığında âhirete inanmayanların kalpleri nefretle dolar. O’nun dışındakiler anıldığında ise hemen yüzleri güler.”(ez-Zümer, 39/45) Daha sonra Allah, ibadetin yalnızca kendisine halis kılınmasını gerektirecek şekilde celal ve kemalinden söz ederek şöyle buyurmaktadır: 15. “O, dereceleri yükseltendir/yüksek olandır. Arşın sahibidir.” O, yüceler yücesidir. Yalnız kendisine ait olan Arşa istiva etmiştir. Dereceleri alabildiğine yüksektir. Bu yükseklik ile mahlukatından ayrıdır, şanı şerefi oldukça yüksek, vasıfları üstün, zatı pek yücedir. Öyle ki O’na ancak temiz, arınmış ve pak olan amel ile yaklaşılabilir. Bu amel ise sahiplerinin derecelerini yükselten, kendilerini Allah’a yakınlaştıran ve diğer yaratıklarının üstüne çıkartan ihlâstır. Daha sonra Yüce Allah, kullarına olan risalet ve vahiy nimetini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Kavuşma/kıyamet gününe karşı (insanları) uyarması için kullarından dilediği kimseye kendi emrinden olan ruhu/vahyi O gönderir.” Vahyin, ruhlar ve kalpler için konumu, tıpkı ruhun bedenler için konumu gibidir. Nasıl ki ruhsuz bir bedenin hayat bulması, yaşaması mümkün değilse, ruh ve kalbin de vahiy ruhu olmaksızın düzen bulması ve kurtuluşa ermesi mümkün değildir. Bu yüzden Allah, kullarının fayda ve maslahatlarının kaynağı olan ruhu/vahyi dilediği kimseye gönderir ki bunlar da peygamberlerdir. Yüce Allah, onları üstün kılmış ve vahyi ile kullarına davet için onları seçmiştir. Peygamberlerin gönderilmesinin faydası, kulların dinlerinde, dünyalarında ve âhiretlerinde mutluluklarını gerçekleştirmek, yine din, dünya ve âhiretlerinde bedbahtlığı onlardan uzaklaştırmaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Kendisine vahiy verilen kişinin “kavuşma/kıyamet gününe karşı (insanları) uyarması için” yani kulları onunla uyarmak ve o günde gerçekleşecek hallerden kurtarıcı sebeplere sarılarak o gün için gerekli hazırlıkları yapmaya teşvik etmek üzere göndermiştir. Bu güne “kavuşma günü” adının verilmesinin sebebi, o günde yaratanın yaratılmışlar ile, yaratılmışların birbirleri ile, amelde bulunanların da amelleri ve amellerinin karşılığı ile kavuşması, bir araya gelmesi sebebiyledir. 16. “O gün onlar (kabirlerinden kalkıp Rablerinin huzurunda) apaçık meydana çıkarlar.” Yerin üzerinde aşikar olacaklar, hiçbir yokuşu ve inişi bulunmayan düz bir alanda bir araya toplanmış olacaklardır. Seslenen kişi sesini hepsine duyuracak ve bakan göz hepsini görebilecektir. “Onlardan hiçbir şey” ne kendileri, ne amelleri ne de bu amellerine verilecek herhangi bir karşılık “Allah’a gizli kalmaz.”“Bugün hükümranlık kimindir?” Yani öncekileri, sonrakileri, göklerde ve yerde bulunanları bir araya getirip toplayan, mülkünde hiçbir kimsenin ortaklığının bulunmadığı, her türlü ilişki ve bağlantının koparıldığı, geriye salih ya da kötü amellerden başka hiçbir şeyin kalmadığı o büyük günün mutlak mâliki, hükümranı kimdir? O gün hükümranlık “tek ve Kahhâr olan Allah’ındır.” Yani O, zatında, isimlerinde, sıfatlarında, fiillerinde eşsiz, bunların hiçbirisinde hiçbir şekilde ortağı bulunmayandır. Kahhardır; bütün mahlukatı emrine boyun eğdirmiştir. Bütün mahlukat, O’na itaat etmiş, zillet ve saygı ile O’na boyun eğmiştir. Özellikle yüzlerin Hayy ve Kayyûm’un önünde zilletle eğileceği o günde bu böyledir. O gün hiç kimse, O’nun izni olmaksızın konuşmayacaktır. 17. “Bugün herkese” az ya da çok, hayır ya da şer dünyada “kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur” kötülüklerini artırmak yahut iyiliklerini azaltmak sureti ile kimseye zulmedilmez. “Şüphesiz Allah hesabı pek çabuk görendir.” O halde o günü uzak görmeyin. Çünkü kesinlikle gelecek olan bir şey, pek yakın demektir. Aynı şekilde o Kıyamet gününde Yüce Allah, kullarının hesabını da çok çabuk görecektir. Çünkü O’nun ilmi her şeyi kuşatmıştır, kudreti kemâl derecesindedir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bir önceki âyetin sonunda Allah, zâtını “yüce ve ulu” şeklinde nitelemişti; burada ise kendi yüceliği ve ululuğunun bazı kanıtlarını göstermektedir. “İşaretler” (âyât), Allah’ın varlığına, birliğine, yaratıp yönetmesine delâlet eden varlık ve olaylar; “gökten indirilen rızık” ise gerek insanların gerekse bitkilerin ve hayvanların yararlandığı yağmurdur. Burada ayrıca insanın zihnini ve gönlünü bu ilâhî işaretlere açık tutup onlardan gerekli sonuçları çıkarması, bunun için samimi bir yöneliş ve arayış içinde olması, içten bir bağlılıkla Allah’a yönelip O’na kulluk ve dua etmesi gerektiği de belirtilmektedir. “O’nun dereceleri yüksektir” diye çevirdiğimiz refîu’d-derecât tamla­masındaki refî‘ kelimesi hem “yüksek” hem de “yükselten” anlamına geldiğinden âyetin bu bölümü iki farklı şekilde yorumlanmıştır (meselâ bk. Râzî, XXVII, 42-43; Şevkânî, IV, 555; İbn Âşûr, XXIV, 106-107): a) “Allah’ın dereceleri yüksektir”; yani Allah, kendisinin saygınlığını ve yüceliğini gösteren sayılamayacak derecede üstün niteliklere sahiptir; bu sebeple dua ve ibadete de ancak O lâyıktır; O’nu bırakarak hangi türden olursa olsun asla O’nun derecesine ulaşması düşünülemeyecek varlıkları tanrı yerine koyup onlara tapmak akıl ve iz‘anla bağdaşmaz. b) “Allah, dereceleri yükseltendir”; meleklerin, peygamberlerin, sevdiği ve himayesine aldığı diğer kullarının derecesini yükselten O’dur. Şu halde maddî ve manevî alanda sağlıklı ve hayırlı gelişme de ancak O’nun lutuf ve inâyetiyle mümkündür. Çünkü O, “Arşın sahibidir”; yani mutlak hükümranlık O’nundur, bütün varlık ve olayların yönetimi ve nihaî kaderi O’nun elindedir. Râzî, 15. âyet metninde vahyin “ruh” kelimesiyle ifade edilmesini özetle şöyle açıklar: “Ruhlar, ilâhî bilgiler ve kutsal hakikatlerle hayat kazanır; vahiy ruhlara bu bilgileri ve hakikatleri kazandırdığı için ruh diye anılmıştır. Ruh, canlı olmanın sebebi, vahiy ise belirtilen mânevî hayata ulaşmanın sebebidir” (XXVII, 44). Yüce Allah, kullarından dilediğine, yani peygamberlerine vahiy indirmek suretiyle dinî ve ahlâkî hayatları bakımından bireyler ve toplumlar için bir ruh ve can değerinde olan lutufta bulunmuş olmaktadır. Son ilâhî vahiy olan Kur’an da bu anlamda ruh olarak isimlendirilmiştir (Zuhruf 42/52). Âhiret gününde bütün yaratılmışlar veya semavî varlıklarla dünyevî varlıklar ya da yaratıcıyla kulları bir araya geleceği için 15. âyette o gün “buluşma günü” şeklinde nitelendirilmiştir. Bu buluşmayı, zalimlerle mazlumların veya insanlarla onların dünyadayken yaptıkları işlerin buluşması olarak açıklayanlar da vardır (Zemahşerî, III, 365; Şevkânî, IV, 555; İbn Âşûr, XXIV, 109).
Mü'min Suresi 15. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O, ibadet ve duanın kendisine tahsis edilmesini hak edendir. O mahlukatından ayrı, dereceleri yüksek olandır. O, Azim olan arşın Rabbidir. Kullarından dilediğine kendilerinin yaşamaları ve diğerlerini yaşatmaları, öncekilerin ve sonrakilerin birbiri ile karşılaşacakları kıyamet günü ile insanları korkutmaları için ayetlerini indirmiştir.