Önceki ayet· 38:38Sonraki ayet· 38:40

Sâd Suresi 39. Ayet· 38:39

↗ Sâd suresi
Mekki
هَٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمۡنُنۡ أَوۡ أَمۡسِكۡ بِغَيۡرِ حِسَابٖ
İşte Bizim bağışımız budur; ister ver, ister tut, hesapsızdır." dedik
Meal ihtilafı: 7% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
İşte Bizim bağışımız budur; ister ver, ister tut, hesapsızdır." dedik
Elmalılı Hamdi Yazır
"İşte bu, bizim ihsanımızdır. Artık sen dilersen başkalarına ver veya verme. Bundan hesaba çekilmeyeceksin" dedik.
Yaşar Nuri Öztürk
Bu, bizim lütfumuzdur; ister ver, ister elinde tut. Hesap yok...
Süleyman Ateş
Bu bizim ihsanımızdır. Artık dilediğine ver veya verme, hesapsızdır. (dedik).
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.9%
İngilizce
[We said], "This is Our gift, so grant or withhold without account
Fransızca
«Voilà Notre don; distribue-le ou retiens-le sans avoir à en rendre compte»
İspanyolca
[Le dije:] "Éste es el reino con el que te he agraciado; haz uso de él como quieras, pues no deberás rendir cuenta de ello
Rusça
Это - Наш дар. Оказывай милость или удерживай - расчета не будет (ты не будешь нести ответственность за то, что одарял дарами одних и не оказывал милости другим, или тебе будут дарованы блага без расчета)
Endonezce
Inilah anugerah Kami; maka berikanlah (kepada orang lain) atau tahanlah (untuk dirimu sendiri) tanpa perhitungan
Bengalce
এগুলো আমার অনুগ্রহ, অতএব, এগুলো কাউকে দাও অথবা নিজে রেখে দাও-এর কোন হিসেব দিতে হবে না।
Çince
“这是我所特赐你的,你可以将它施给别人,也可以将它保留起来,你总是不受清算的。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Süleyman! İşte sen bizden talep ettin ve biz de senin bu talebine icabet edip sana verdik. Artık sen de dilediğine ver ya da dilediğini bundan men et! Verme ve vermeme hususunda asla hesaba çekilmeyeceksin.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
30- Biz, Davud’a Süleyman’ı bahşettik. O, ne güzel kuldu! Çünkü o, (Allah’a) çokça yönelen biri idi. 31- Hani ona akşam üzeri bir ayağını toynağı üzerinde dikerek duran safkan koşu atları sunulmuştu. 32- O demişti ki:“Ben mal sevgisi yüzünden Rabbimi anmaktan geri kaldım.” Derken güneş gözden kayboldu. 33- (O:)“Onları bana geri getirin.”(dedi). Sonra da boyunlarına ve ayaklarına vurmaya başladı. 34- Andolsun biz Süleyman’ı imtihandan geçirdik ve tahtı üzerine bir ceset bıraktık. Sonra o, (tevbe ederek Allah'a) yöneldi. 35- Dedi ki:“Rabbim! Beni bağışla ve bana benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir hükümranlık ver! Çünkü Sen, bol bol ihsan edensin.” 36- Biz de emri ile istediği yere yumuşak bir şekilde esip giden rüzgarı onun emrine verdik. 37- Ve şeytanları, (onlardan) her bir bina ustasını, dalgıçları ve; 38- Zincirlerle bağlı olan diğerlerini de (onun emrine verdik). 39- “İşte bu, Bizim bağışımızdır. Artık ister ver, ister (vermeyip) yanında tut; hesapsızdır.” 40- Şüphesiz onun, nezdimizde yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri vardır. 30. Yüce Allah, Davud aleyhisselam’dan övgü ile söz edip onun başından geçen olayları ve mazhar olduğu lütufları zikrettikten sonra oğlu Süleyman aleyhisselam’dan da övgü ile söz ederek şöyle buyurmaktadır:“Biz Davud’a Süleyman’ı bahşettik.” Ona Süleyman’ı lütfederek ihsanda bulunduk ve onunla gözünü aydın ettik. “O” Süleyman aleyhisselam “ne güzel kuldu!” Yani o, övülmeyi gerektiren sıfatlara sahipti. “Çünkü o” bütün hallerinde Allah’a “çokça yönelen biri idi.” Gönülden O’na bağlı idi, hep O’na yöneliyordu. O’nu candan seviyor, O’nu anıyor, O’na dua ediyor, yalvarıp yakarıyordu. O’nu razı edecek hususlarda bütün gayretini ortaya koyuyor, O’nun rızasını her şeyin önünde tutuyordu. İşte bunun bir göstergesi de şu olaydır: 31. Süleyman’a, durdukları vakit tek ayağını tırnağı üzere dikip öbür ayakları üzerinde duran göz alıcı ve hoşa giden bir görünüşe sahip olan -özellikle de hükümdarlar gibi- bunlara ihtiyacı olan kimseler için önemli olan bu atlar, ona sunuldu. Derken güneş battı. Böylelikle bu atlar, onu akşam namazından ve akşam üzeri Allah’ı anmaktan oyalamış oldu. 32. O da yaptığına pişman olarak ve kendisini Allah’ı anmaktan oyalayan şeyleri Allah’a feda etme niyeti ile Allah’ın sevgisini ve Allah’ı sevmeyi onlardan öne geçirerek dedi ki:“Ben mal sevgisi yüzünden Rabbimi anmaktan geri kaldım.” Burada sevmek, tercih etmek manasınadır. Yani ben mal sevgisini -özellikle de at sevgisini- tercih ederek “Rabbimi anmaktan geri kaldım. Derken güneş gözden kayboldu” 33. “Onları bana getirin” dedi. Sonra da “boyunlarına ve ayaklarına vurmaya başladı.” Yani boyunlarına ve ayaklarına kılıç darbeleri indirerek onları kesmeye başladı. 34. “Andolsun Biz Süleyman’ı imtihandan geçirdik.” Hükümdarlığının elinden gitmesi ve ondan ayrı kalması ile onu sınadık. Bunun sebebi, beşer tabiatının gerektirdiği bir yanılma olmuştu. “Ve tahtı üzerine bir ceset” bir şeytan “bıraktık.” Yüce Allah, bu şeytanın onun hükümdarlık tahtına oturmasını hüküm ve takdir etmişti. Bu da Süleyman aleyhisselam’ın sınanması döneminde onun mülkünde tasarruf etmişti. “Sonra o” Süleyman aleyhisselam tevbe ederek Yüce Allah’a “yöneldi.” 35-38. Yüce Allah, onun duasını kabul buyurdu, onu mağfiret etti ve hükümdarlığını ona geri verdi. Ayrıca kendisinden sonra hiçbir kimsenin sahip olamayacağı bir mülkü de fazladan ihsan etti. Bu ise şeytanların onun emrine verilmiş olması idi. Onlar, ona istediği binayı yapıyor, onun için denizlere dalıyor, oradan inciler ve süs eşyaları çıkartıyorlardı. Aralarından isyan edenler olursa onları da zincire vurup bağlıyordu. 39. Ona dedik ki:“İşte bu Bizim bağışımızdır.” Onunla gözün aydın olsun. Bundan dilediğin kimseye “ister ver ister” dilediğin kimseye de “(vermeyip) yanında tut; hesapsızdır.” Bu hususta senin için herhangi bir sıkıntı yoktur ve hesaba çekilmen de söz konusu olmayacaktır. Çünkü Yüce Allah, onun adaletinin mükemmel, verdiği hükümlerin çok güzel olduğunu biliyordu. Bu bağışların Süleyman aleyhisselam’a dünyada verilmiş olmasından, âhirette de benzeri lütufların ona verilmeyeceği sanılmasın. Aksine âhirette de onun için pek büyük bir hayır olacaktır. Bundan dolayı şöyle buyurulmaktadır: 40. Yani o, Allah’a yakınlaştırılmış ve Yüce Allah’ın çeşitli lütuflarına mazhar olmuş, kendilerine lütufta ve ihsanda bulunulmuş kullardandır. Davud ve Süleyman -ikisine de selâm olsun-
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Süleyman’ın sınavdan geçirilmesi ve tahtının üstüne ceset konulmasının ne anlama geldiği, Allah’tan bağışlanmasını dilemesine sebep olan hatasının ne olduğu konularında tefsirlerde yine İsrâiliyat türünden bazı rivayetler ve bir peygamberin kişiliğine yakışmayan hikâyeler bulunmaktadır (meselâ bk. Taberî, XXIII, 156-159; Kurtubî, XV, 199-202). Fahreddin Râzî, “haşiv ehli”ne isnat ettiği bu rivayetleri kesinlikle asılsız saymaktadır. Râzî, kendisinin de katıldığı “ehl-i tahkik”in bu rivayetlere yönelttiği eleştirileri sıraladıktan sonra onların kabul edilebilir gördükleri ihtimalleri özetle şöyle açıklar: a) Hz. Süleyman, yeni doğan bir çocuğunu kötü güçlerden korumak için planlar düşünmekle birlikte Allah’a tevekkül etmeyi unuttuğu için korktuğu başına gelmişti; bu olay onun için bir sınavdı. Nitekim çocuğun cesedini tahtında görünce hatasının farkına varıp Allah’tan af dilemiştir. b) Bir hadise göre Hz. Süleyman, bir ara Allah yolunda savaşacak yiğit evlatları doğması için eşleriyle yatacağını söylemiş; fakat “inşaallah” demeyi unuttuğu için sadece bir kötürüm oğlu olmuş, böylece beklentisi gerçekleşmemişti (Buhârî, “Enbiyâ”, 40; Müslim, “Eymân”, 23). İşte Süleyman’ın sınavı bu olay olabilir. Buna göre onun Allah’tan af dilemesinin sebebi “inşaallah” demeyi unutmasıdır; tahtına ceset bırakılması ise temsilî bir anlatım olup doğan sakat çocuğa işaret eder. c) Hz. Süleyman’ın hastalıkla imtihan edildiği, hastalık yüzünden çok zayıflayıp tahtında âdeta ceset gibi göründüğü de düşünülebilir. d) Nihayet burada Süleyman’ın büyük bir felâket beklentisi içine girdiği, böyle bir kaygı ve korku yüzünden zayıflayıp âdeta cesede döndüğü anlatılmak istenmiş olabilir (XXVI, 208-209). Bize göre bu âyetlerde değinilen olayın mahiyetinden ziyade Kur’an’ın vermek istediği mesaj önemlidir. O mesaj da şudur: Hz. Süleyman gibi Allah’ın, “O ne iyi kuldu” diye övdüğü (30. âyet), kendi yanında kesin bir yakınlık derecesine sahip olduğunu bildirdiği (40. âyet) büyük bir peygamber ve çok güçlü bir hükümdar bile bazı sıkıntılarla veya hatalarla imtihan edilebilir ve edilmiştir. Şu halde Allah katındaki mânevî mertebesi ve dünyadaki gücü ne olursa olsun her insan Allah’ın yardımına, himayesine, affına ve keremine muhtaçtır; hiç kimse maddî gücüne, hatta mânevî mertebesine güvenerek kendisini Allah’tan bağımsız hissetmemeli, bu anlama gelebilecek bir tutum içine girmemelidir. Burada ayrıca şu hususlara da işaret edilmiştir: 1. İnsanın gönlü Allah ile birlikte olduğu, sorumluluğunu hissettiği sürece mal sevgisi kötü değildir, böyle insanlara değerli mallar dünya mutluluğu verdiği gibi onu veren Allah’ı daha çok anıp şükretmesine de vesile olacaktır. 2. Bir kimsenin, Hz. Süleyman gibi yeryüzünde hakkı, iyilik ve adaleti hakim kılma niyetiyle varlığını ve gücünü Allah yoluna adaması, mal ve iktidar sevgisinin kendisine Allah’ı unutturmasına izin vermemesi, hatalarını görüp hemen tövbe ve istiğfarla tamir etmesi, adalete riayet etmesi ve nefsinin zararlı isteklerine karşı dirençli olması şartıyla en yüksek seviyede siyasi güç ve iktidar istemesinde bir sakınca yoktur. Hz. Süleyman’ın, “Benden sonra hiç kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık (mülk) ver bana” şeklinde çevirdiğimiz duasıyla Allah’tan siyasî iktidar değil, bir peygamber olarak yalnız kendisine mahsus olmak üzere mûcize gerçekleştirme gücü istediği de belirtilir. Nitekim arkasından ona verilen mûcizevî güçler anlatılmaktadır (bu ve başka yorumlar için bk. Râzî, XXVI, 209-210).
Sâd Suresi 39. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Süleyman! İşte sen bizden talep ettin ve biz de senin bu talebine icabet edip sana verdik. Artık sen de dilediğine ver ya da dilediğini bundan men et! Verme ve vermeme hususunda asla hesaba çekilmeyeceksin.