Önceki ayet· 23:61Sonraki ayet· 23:63

Mü'minûn Suresi 62. Ayet· 23:62

↗ Mü'minûn suresi
Mekki
وَلَا نُكَلِّفُ نَفۡسًا إِلَّا وُسۡعَهَاۚ وَلَدَيۡنَا كِتَٰبٞ يَنطِقُ بِٱلۡحَقِّ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ
Biz herkese ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Katımızda gerçeği söyleyen bir kitap vardır; onlar haksızlığa uğratılmazlar
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Biz herkese ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Katımızda gerçeği söyleyen bir kitap vardır; onlar haksızlığa uğratılmazlar
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz hiç kimseyi, gücünün yettiğinden başkası ile yükümlü kılmayız. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Biz, hiçbir benliğe gücünün yeteceğinden daha azını yüklemenin dışında bir teklifte bulunmayız. Bizim katımızda, hakkı söyleyen bir kitap vardır. Onlara haksızlık edilmez.
Süleyman Ateş
Biz, hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmeyiz. Katımızda gerçeği söyleyen bir Kitap vardır. (Herkesin eylemleri onda tesbit edilmiştir), onlara asla haksızlık edilmez.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.9%
İngilizce
And We charge no soul except [with that within] its capacity, and with Us is a record which speaks with truth; and they will not be wronged
Fransızca
Nous n'imposons à personne que selon sa capacité. Et auprès de Nous existe un Livre qui dit la vérité, et ils ne seront pas lésés
İspanyolca
No exijo a nadie por encima de sus posibilidades. [Sepan que] tengo un Libro que dice la verdad, y nadie será tratado injustamente
Rusça
Мы не возлагаем на человека сверх его возможностей. У Нас есть Писание, которое глаголет истину, и с ними не поступят несправедливо
Endonezce
Dan Kami tidak membebani seseorang melainkan menurut kesanggupannya, dan pada Kami ada suatu catatan yang menuturkan dengan sebenarnya, dan mereka tidak dizalimi (dirugikan)
Bengalce
আমি কাউকে তার সাধ্যাতীত দায়িত্ব অর্পন করি না। আমার এক কিতাব আছে, যা সত্য ব্যক্ত করে এবং তাদের প্রতি জুলুম করা হবে না।
Çince
我只依各人的能力而加以责成。我有一本书宣言真理,他们是不被亏待的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Hiçbir nefse güç yetirebileceğinden başka amelleri yüklemeyiz. Katımızda her amel eden kimsenin amelini kaydettiğimiz, içerisinde hiçbir şüphe olmaksızın sadece hak ile konuşan bir kitap vardır. Onlar, ne iyilikleri eksiltilerek ve ne de kötülükleri arttırılarak bir haksızlığa uğratılırlar.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
57- Rablerinin korkusundan titreyenler, 58- Rablerinin âyetlerine iman edenler, 59- Rablerine şirk koşmayanlar, 60- Rablerine dönecekler diye yapmakta olduklarını kalpleri çarpa çarpa yapanlar var ya… 61- İşte onlar hayırlarda yarışırlar ve onlarda öne geçerler. 62- Biz, kimseye gücünden fazlasını yüklemeyiz. Katımızda hakkı konuşan bir kitap vardır. Onlara zulmedilmez. 57. “Rablerinin korkusundan titreyenler.” Yüce Allah, kendilerine adaleti ile muamele eder de hiçbir iyilikleri kalmaz diye korkarak kendileri hakkında hüsn-ü zanda bulunmayıp Allah’ın hakkını gereği gibi yerine getiremediklerinden çekinenler, imanlarını kaybetmekten korkanlar, Rablerini celâl ve ikrâmına, azametine yakışacak şekilde tazim edemeyeceklerini bildiklerinden dolayı korkanlar ve bu sebebten ötürü kalpleri titreyenler... İşte bunların bu korkuları ve kalplerinin titremesi, günahlardan ve farzları aksatmaktan uzak durmalarını gerektirir ki zaten bunlar da korkuyu gerektirir. 58. “Rablerinin âyetlerine iman edenler.” Yani Rablerinin âyetleri kendilerine okunduğunda imanları artan, aynı şekilde Kur’ân âyetleri üzerinde tefekkür ederek düşünenler, bunun sonucunda da Kur’ân-ı Kerîm’in yüce anlamlarını, üstün değerini, lafızlarının sağlamlık ve mükemmelliğini, onda tutarsızlığın bulunmadığını, çelişki içermediğini anlayanlar, Kur’ân’ın çağırdığı marifetullah, Allah’tan korkmak, mükâfatını ummak, amellerin karşılığının verilmesi ile ilgili halleri açıkça öğrenenler… İşte bunlar, imanın -dille ifade edilemeyecek- pek çok tafsili özelliğini elde ederler. Aynı şekilde bunlar, Yüce Allah’ın şu buyruklarında sözü edildiği gibi afaki (dış dünyadaki) âyetler üzerinde de tefekkür ederler: “Muhakkak göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün değişip durmasında elbette akıl sahipleri için deliller vardır.”(Âl-i İmrân, 3/190) vb. diğer âyetlerde olduğu gibi. 59. “Rablerine şirk koşmayanlar.” Allah’tan başkasını mabud edinip de dua ve ümidini sahte bir ilaha yönelterek açıkça şirk koşmayan; riyakarlık ve buna benzer bir şekilde de gizli şirke düşmeyenler... Aksine sözlerini, amellerini ve tüm hallerini yalnızca Yüce Allah için ihlaslı kılanlar. 60. “Rablerine dönecekler diye yapmakta olduklarını kalpleri çarpa çarpa yapanlar.” kendilerinden istenen, emrolundukları namaz, zekât, hac, sadaka ve buna benzer güç yetirebildikleri her ameli işlemekle birlikte amelleri Rablerine arz olunup da O’nun huzurunda duracakları vakti hatırlayarak -O’nu tanıdıkları ve O’na layık olan ibadetlerin neler olduğunu bildiklerinden ötürü- kendi amellerinin, onları Allah’ın azabından kurtaramayacak olmasından korkarlar. 61. “İşte onlar hayırlarda yarışırlar.” Hayır işlerinde yarış alanındadırlar. Onların bütün gayretleri kendilerini Allah’a yakınlaştıracak şeylere yöneliktir. Bütün istekleri, kendilerini O’nun azabından kurtaracak şeylere hasredilmiştir. İşittikleri her bir hayrı yahut fırsat buldukları her bir iyiliği işlerler, fırsatları değerlendirirler, ellerini çabuk tutarlar. Önlerine, sağlarına ve sollarına bakarlar, Yüce Allah’ın seçkin kullarının, gerçek dostlarının her türlü hayrı çabucak işlediklerini, kendilerini Rablerine yakınlaştıracak hususlarda birbirleri ile yarıştıklarını görürler ve bu yarışa onlar da katılır. Başkası ile yarışan ve elini çabuk tutan bir kimse, bu konudaki üstün gayreti dolayısı ile başkasını geçebileceği gibi kusuru dolayısı ile geri de kalabilir. Bundan dolayı Allah, bunların öne geçenlerden olduklarını şöyle haber vermektedir:“ve onlarda” yani hayırlı işlerde “öne geçerler.” Bu konuda zirveye ulaşmış ve başkalarını geçmişlerdir. Bunlar, en öndeki kafiledir. Allah tarafından bunların öne geçecekleri ve bahtiyarlardan olacakları takdir edilmiştir. 62. Allah, onların hayırlarda ellerini çabuk tutup öne geçtiklerini söz konusu ettiğinden bazı kimseler, kendilerinden ve diğerlerinden güç yetirilemeyen yahut da çok zor birtakım işlerin istendiğini zannedebilirler diye şöyle buyurmaktadır:“Biz, kimseye gücünden” takatinden ve güç yetirebildiğinden “fazlasını yüklemeyiz.” Gücünü aşacak şey ile onu yükümlü kılmayız. Bu, Allah’ın bir rahmeti ve bir hikmetidir. Böylelikle kendisine ulaştıran yolu kolaylaştırmış, her vakit ona giden yolu izleyen yolcuların bulunmasını sağlamıştır. “Katımızda hakkı konuşan bir kitap vardır.” Bu ise kendisinde her şeyin yazılı bulunduğu ilk kitaptır (Levh-i Mahfuz) ve bundaki her şey, olana/vakıaya mutabıktır. Ondan dolayı bu, hak bir kitaptır. “Onlara zulmedilmez” Yaptıkları iyiliklerin karşılığı eksik verilmez, ceza ve isyanları da aslından fazla gösterilmez.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Önceki âyetlerde belirtilen iyi ve değerli davranışların, hayırlarda yarışmanın önemi üzerinde durulmuştu. Bu âyette ise bunların insanlar için imkânsız olmadığı, çünkü Allah’ın insanlardan güç yetirilemeyecek şeyler istemediği bildirilmektedir. Ayrıca Kur’an’da başka yerlerde de geçen (Bakara 2/233, 286; En‘âm 6/152; A‘râf 7/42) ifadelerle insanlara güçlerinin yetmediği ödevler yüklemenin Allah’ın yasasına uymadığına, dolayısıyla bunun âdil olmadığına işaret edilmektedir. Âyetteki kitap kelimesi genellikle “amel defteri” yani insanların dünyada iken yaptıkları iyi ve kötü işlerin kaydedildiği, –mahiyeti bizce bilinmeyen– bir tür belge olarak açıklanmıştır. Âyet, bu belgenin tamamen gerçekleri içereceğini, insanların haksızlığa uğramasına yol açacak hiçbir hatalı bilgi taşımayacağını bildirmektedir.
Mü'minûn Suresi 62. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Hiçbir nefse güç yetirebileceğinden başka amelleri yüklemeyiz. Katımızda her amel eden kimsenin amelini kaydettiğimiz, içerisinde hiçbir şüphe olmaksızın sadece hak ile konuşan bir kitap vardır. Onlar, ne iyilikleri eksiltilerek ve ne de kötülükleri arttırılarak bir haksızlığa uğratılırlar.