Önceki ayet· 23:23Sonraki ayet· 23:25

Mü'minûn Suresi 24. Ayet· 23:24

↗ Mü'minûn suresi
Mekki
فَقَالَ ٱلۡمَلَؤُاْ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن قَوۡمِهِۦ مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٞ مِّثۡلُكُمۡ يُرِيدُ أَن يَتَفَضَّلَ عَلَيۡكُمۡ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَنزَلَ مَلَـٰٓئِكَةٗ مَّا سَمِعۡنَا بِهَٰذَا فِيٓ ءَابَآئِنَا ٱلۡأَوَّلِينَ
Kavminin içinden ileri gelen inkarcı bir grup (şöyle) dedi: "Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Size üstün gelmek istiyor. Eğer Allah (elçi göndermek) dileseydi, melekleri indirirdi. Biz ilk babalarımızdan böyle bir şey işitmedik."
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Kavminin içinden ileri gelen inkarcı bir grup (şöyle) dedi: "Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Size üstün gelmek istiyor. Eğer Allah (elçi göndermek) dileseydi, melekleri indirirdi. Biz ilk babalarımızdan böyle bir şey işitmedik."
Elmalılı Hamdi Yazır
Bunun üzerine, kavminin içinden kâfir kodaman topluluğu "Bu, dediler, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hakim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki bir melek gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Toplumu içinden inkârcı kodaman grup şöyle dedi: "Bu adam, sizin gibi bir insandan başka şey değil; size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, melekler indirirdi. Biz ilk atalarımız arasında böyle bir şey duymadık."
Süleyman Ateş
Kavminin içinden ileri gelen inkarcı bir grup (şöyle) dedi: "Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Size üstün gelmek istiyor. Eğer Allah (elçi göndermek) dileseydi, melekleri indirirdi. Biz ilk babalarımızdan böyle bir şey işitmedik."
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.4%
İngilizce
But the eminent among those who disbelieved from his people said, "This is not but a man like yourselves who wishes to take precedence over you; and if Allah had willed [to send a messenger], He would have sent down angels. We have not heard of this among our forefathers
Fransızca
Alors les notables de son peuple qui avaient mécru dirent: «Celui-ci n'est qu'un être humain comme vous voulant se distinguer à votre détriment. Si Allah avait voulu, ce sont des Anges qu'Il aurait fait descendre. Jamais nous n'avons entendu cela chez nos ancêtres les plus reculés
İspanyolca
Pero los magnates de su pueblo que no creyeron, dijeron [a los más débiles]: "Éste es un mortal como ustedes, que solo pretende poder. Si Dios hubiera querido [que siguiéramos Su Mensaje] habría enviado ángeles [en lugar de seres humanos]. Nunca oímos algo similar de nuestros antepasados
Rusça
Но знатные люди из его народа, которые не уверовали, сказали: «Он - такой же человек, как и вы. Он лишь хочет возвыситься над вами. Если бы Аллах пожелал, то Он ниспослал бы ангелов. Мы не слышали о подобном от наших праотцев
Endonezce
Maka berkatalah para pemuka orang kafir dari kaumnya, "Orang ini tidak lain hanyalah manusia seperti kamu, yang ingin menjadi orang yang lebih mulia dari kamu. Dan seandainya Allah menghendaki, tentu Dia mengutus malaikat. Belum pernah kami mendengar (seruan yang seperti) ini pada (masa) nenek moyang kami yang dahulu
Bengalce
তখন তার সম্প্রদায়ের কাফের-প্রধানরা বলেছিলঃ এ তো তোমাদের মতই একজন মানুষ বৈ নয়। সে তোমাদের উপর নেতৃত্ব করতে চায়। আল্লাহ ইচ্ছা করলে ফেরেশতাই নাযিল করতেন। আমরা আমাদের পূর্বপুরুষদের মধ্যে এরূপ কথা শুনিনি।
Çince
他的宗族中不信道者的头目们说:“这个人只是像你们一样的一个凡人,他想获得你们的尊重。假若安拉意欲(派使者),他必定降下许多天使。我们没有听到在我们的祖先的时代发生过这样的事。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Nuh'un kavminden, Yüce Allah'a iman etmeyip, kâfirlerden olan ileri gelenleri, kendilerine tabi olan halkın geneline şöyle dediler: "Peygamber olduğunu iddia eden bu kimse, sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. O, sizin üstünüzde bir hüküm ve üstünlük kurmak istiyor. Eğer Allah bize bir elçi göndermek isteseydi bu elçiyi meleklerden gönderir, insanlardan göndermezdi. Biz, onun iddia ettiği bu şeyi bizden önce gelmiş olan atalarımızdan da işitmedik."
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
23- Andolsun Nûh’u kavmine gönderdik de o:“Ey kavmim! Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan başka (hak) ilâhınız yoktur. Hiç korkup sakınmaz mısınız?” dedi. 24- Kavminden kâfir olan ileri gelenler şöyle dedi:“Bu, ancak sizin gibi bir insandır. Size karşı üstünlük sağlamak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermeyi) dileseydi elbette melekler indirirdi. Biz evvelki atalarımızdan böyle bir şey işitmedik.” 25- “O, ancak delirmiş bir adamdır. O nedenle bir süre ona katlanıp bekleyin.” 26- O da:“Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!” dedi. 27- Biz de ona şöyle vahyettik:“Gözlerimiz önünde ve vahyimiz doğrultusunda gemiyi yap!”(Azap) emrimiz gelip de tandır kaynayınca (ona) dedik ki: “Her bir (hayvandan) birer çift (al) ve aleyhlerinde (helak) sözü geçmiş olanlar hariç aile efradını gemiye bindir! Zulmedenler hakkında da bana bir şey söyleme! Çünkü onlar boğulacaklardır.” 28- Sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğinizde de “Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamdolsun.” de. 29- De ki:“Rabbim, beni mübarek bir yere indir. Sen konuk edenlerin en hayırlısısın!” 30- Şüphesiz bunda ibretler vardır. Gerçek şu ki Biz, (insanları) imtihan etmekteyiz. 23. Yüce Allah, kulu ve rasûlü Nûh aleyhisselam’ın risaletini söz konusu etmektedir ki o, Allah’ın yeryüzü halkına gönderdiği ilk rasûldür. Onu kavmine gönderdiğinde onlar putlara tapıyorlardı. Nûh onlara yalnızca Allah’a ibadet etmelerini emrederek şöyle dedi:“Ey kavmim, Allah’a ibadet edin.” İbadetinizi yalnızca O’na halis kılın. Çünkü ibadet ihlâsla yapılmadığı yani Allah’a halis kılınmadığı sürece geçerli değildir. “Sizin O’ndan başka (hak) ilâhınız yoktur.” Bu buyrukla Allah’tan başkasının ulûhiyeti reddedilmekte, yalnızca Yüce Allah’ın ilah olduğu vurgulanmaktadır. Çünkü yaratan, rızık veren, bütün kemâl sıfatlarına sahip olan yalnızca O’dur. O’nun dışındaki varlıklar ise böyle değildir. “Hiç korkup sakınmaz mısınız?” Şu put ve heykellere tapmaktan sakınmaz mısınız? Bunlar, salih kimselerin suretinde yapılmış olup Allah ile birlikte kendilerine ibadet edilmekte olan putlardı. 24. Nûh aleyhisselam kavmini dokuz yüz elli yıl boyunca gizli ve açık, gece ve gündüz sürekli davet etti. Kavminin ise ancak nefreti ve azgınlığı artıyordu. “Kavminden kâfir olan ileri gelenler” Yani kavmi arasından şerefli ve efendi sayılıp kendilerine uyulanlar, peygamberleri Nûh aleyhisselam’a karşı çıkmak ve ona uymaktan başkalarını sakındırmak maksadı ile “şöyle dedi: Bu, ancak sizin gibi bir insandır. O, size karşı üstünlük sağlamak istiyor.” O, sadece sizin gibi bir insan! Onun peygamberlik iddiasında bulunmaktan kastı ise size karşı üstün olmak ve kendisine uyulmasını sağlamaktır. Yoksa -o hemcinsiniz iken- size üstün olmasını gerektirecek ne var? Bu karşı çıkış şekli, peygamberleri yalanlayanlardan her zaman görülegelmiştir. Allah da bu itiraza peygamberleri aracılığı ile tam anlamıyla cevap vermiştir:“Peygamberlerine dediler ki: Siz de ancak bizim gibi bir insansınız. Atalarımızın taptıklarından bizi alıkoymak istiyorsunuz. O halde bize apaçık bir delil getirin. Peygamberleri de onlara şöyle demişti: Biz, ancak sizin gibi bir insanız. Ancak Allah kulları arasından dilediği kimselere lütufta bulunur.”(İbrahim, 14/10-11) Böylelikle peygamberler, vahyin Allah’ın bir lütuf ve ihsanı olduğunu haber verdiler. Sizin ise Allah’ın lütfuna sınır koyma, O’nun lütuf ve ihsanının bize ulaşmasını engelleme imkânınız yoktur. Kavmi devamla:“Allah dileseydi elbette melekler indirirdi” demişlerdi. Bu da Allah’ın dilemesini ileri sürerek gösterilen batıl bir tepki ve karşı çıkıştır. Evet, elbette ki O dileseydi melekleri indirirdi. Fakat O, Hakîmdir, Rahîmdir; hikmet ve rahmeti peygamberlerin, insanların hemcinsi olmasını gerektirmiştir. Çünkü insanların melekleri, muhatap olma güçleri yoktur. Onlara gönderilecek bir meleğin muhatap alınabilmesi ancak bir insan suretinde gönderilmesi ile mümkün olur. Böyle bir durumda ise değişen hiçbir şey olmayacaktır. Nûh kavminin:“Biz evvelki atalarımızdan böyle bir şey işitmedik.” yani herhangi bir peygamber gönderildiğini işitmedik, şeklindeki sözlerine gelince; onların ataları arasında peygamberin gönderildiğini işitmemiş olmalarının delil olacak bir tarafı yoktur. Çünkü onlar, geçmişte olanları bilgileri ile kuşatabilmiş değildirler. O nedenle bilgisizliklerini kendi lehlerine bir delil kabul edemezler. Diyelim ki hemcinslerinden onlara bir peygamber gönderilmedi. Bu durumda iki aihtimal vardır: Onlar ya hidâyet üzereydiler yahut da değildiler. Eğer hidayet üzerinde idiyseler zaten bir peygamber gönderilmesine ihtiyaç yoktu, demektir. Hidâyet üzere değildiyseler o halde atalarına verilmemiş ve onların habersiz olduğu bir nimeti özellikle onlara ihsan ettiğinden dolayı Allah’a şükretmelidirler. Bir ihsanın başkalarına yapılmamış olması, kendilerine yapılan iyiliğe karşı nankörlük etmelerine sebep olmamalıdır. 25.“O, ancak delirmiş bir adamdır.” Yani delidir, “O nedenle bir süre” yani ölüm onu gelip bulana kadar “ona katlanıp bekleyin.” Peygamberlerine karşı çıkmak üzere ileri sürdükleri bu şüpheleri, onların ileri derecedeki küfürlerine ve inatlarına, ayrıca son derece cahil ve sapık olduklarına delildir. Çünkü yukarda da belirttiğimiz gibi bunlar, hiçbir bakımdan karşı çıkmaya elverişli özellikte gerekçeler değildir. Aksine kendi içinde çelişkilidir ve birbirleri ile çatışmaktadır. Mesela onların:“Bu, ancak sizin gibi bir beşerdir. O size karşı üstünlük sağlamak istiyor” sözleri ile onu kendilerine karşı üstünlük sağlamak, onların efendisi olmak üzere bazı planlar hazırlayabilecek kadar akıllı olarak kabul ediyor, aldanılmaması için ondan sakınılması gerektiğini söylüyorlar. Peki, bu:“O ancak delirmiş bir adamdır” iddiaları ile nasıl bağdaşır? Bu, ne söylediğini bilmeyen, tereddüt içerisinde bulunan, sapıtmış, işi tersinden gören ve maksadı -ne şekilde olursa olsun- karşı çıkmak olan kişilerden başkasının sözleri olamaz. Allah ise mutlaka kendisine ve peygamberlerine düşmanlık besleyenlerin rüsvaylıklarını ortaya çıkartır. 26. Nûh aleyhisselam kavmine davetinin onların nefretle kaçışlarını artırmaktan başka bir fayda sağlamadığını görünce:“Rabbim! Yalanlamalarına karşı bana yardım et, dedi.” Böylelikle, Rabbinin emrini zayi ettikleri, peygamberlerini yalanladıklarından dolayı Allah için öfkelenerek Rabbinden kendisine yardım etmesini diledi ve şöyle dua etti:“Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dönüp dolaşan hiç kimse bırakma! Çünkü eğer sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar ve kötü kimseden, aşırı giden kâfirden başka evlat doğurmazlar.”(Nûh, 71/26-27) Yüce Allah bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır: “Andolsun ki Nûh bize seslenmişti. Biz, duaya ne güzel karşılık verenleriz!”(es-Saffat, 37/75) 27. “Biz de ona” duasını kabul ederek, azabın sebebleri meydana gelmeden önce kurtulaşa bir vesile olmak üzere “şöyle vahyettik: “Gözlerimiz önünde ve vahyimiz doğrultusunda” emrimiz gereğince ve yardımımız ile ve korumamız ve himayemiz altında “gemiyi yap!” zira biz seni görüyor ve işitiyoruz. “(Azap) emrimiz” kavminin azaba uğratıldıkları tufan “gelip de tandır” yani normalde sudan uzak olan ateşin yakıldığı yerler de dahil olmak üzere yeryüzü pınarlar halinde “kaynayınca (ona) dedik ki: “Her bir (hayvandan) birer çift (al)” yani Rabbani hikmetin yeryüzünde varlıklarını sürdürmelerini gerektirdiği hayvan türlerinin soylarının devamı için bütün hayvan türlerinden bir erkek ve bir dişi olmak üzere al “ve aleyhlerinde” mesela oğlu gibi azaba uğrayacağına dair “(helak) sözü geçmiş olanlar hariç aile efradını gemiye” alarak beraberinde “bindir. Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme.” Yani onları kurtarayım diye bana dua etme. “Çünkü onlar” kesinleşmş olan takdirim gereğince “boğulacaklardır.” 28. “Sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğinizde de: Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamdolsun, de” Yani gemiye binip gemi dalgalar arasında yol aldığında Allah’a kurtuluşu ve esenliği nasip ettiği için hamdedin. Yüce Allah, hem ona hem de onunla birlikte bulunanlara zalimler topluluğunun hem amellerinden hem de uğradıkları azaptan kurtulmalarına karşılık şükretmeleri ve hamdde bulunmaları için bu sözleri öğretmiştir. 29. “De ki: “Rabbim, beni mübarek bir yere indir. Sen konuk edenlerin en hayırlısısın.” Yani sizin üzerinizde bir nimet daha var. Bu nimet dolayısı ile de Yüce Allah’a dua edin. Bu nimet, Yüce Allah’ın, sizlere bereketli kılınmış bir yere inmeyi kolaylaştırmasıdır. Yüce Allah, onun bu duasını kabul buyurduğunu şöylece bildirmektedir:“... iş olup bitti ve (gemi) Cûdî (dağının) üzerinde karar kıldı. O zalimler topluluğu uzak olsunlar, denildi... denildi ki: Tarafımızdan hem sana hem de beraberindeki ümmetlere bir selâmet ve nice bereketlerle (gemiden) in...”(Hûd, 11/44, 48) 30. “Şüphesiz bunda” yani bu kıssada Allah’ın yegane ma’bud olduğuna, rasûlü Nûh’un doğru sözlü olduğuna, kavminin ise yalancı olduğuna ve Allah’ın kullarına ne kadar merhametli olduğuna dair pek çok “ibretler vardır.” Merhametlidir, çünkü O, kullarını, yeryüzü halkı suda boğulurken ataları Nûh’un sulbünde gemide taşımıştı. Gemi de aynı şekilde Yüce Allah’ın ibret ve delillerinden biridir. Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki biz onu (o gemiyi) bir ibret/delil olarak bıraktık. O halde var mı ibret alıp düşünen?”(el-Kamer, 54/15) Bundan dolayı Yüce Allah burada “ibretler” diyerek çoğul bir kelime zikretmiştir. Zira bu, pek çok ibret ve delil içermektedir. “Gerçek şu ki Biz, (insanları) imtihan etmekteyiz.”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu âyetlerden Nûh kavminin çok tanrılı bir inanca sahip olduğu anlaşılmaktadır. Nûh’un uyarısına rağmen kavminin ileri gelenleri, onun tevhide çağıran tebliğleri üzerinde samimi olarak düşünecekleri yerde, davetinin altında kötü niyet aramaya kalkışmışlar, liderlik peşinde olduğu, aklî dengesinin yerinde olmadığı gibi haksız iddialar ileri sürerek onu insanların gözünde küçük düşürmeye çalışmışlardır. Onu aklî dengesi yerinde olmamakla suçlamalarının sebebi, kendi bâtıl inançlarını aklın gereği olarak görmeleri, buna aykırı bir inancın akılla bağdaşmayacağını sanmalarıdır (Hz. Nûh ve tevhid mücadelesi hakkında bilgi için bk. Hûd 11/25-49). “Bir süre onu gözetim altında tutun” diye çevirdiğimiz ifade tefsirlerde iki şekilde açıklanmıştır: a) O akıl hastası olduğuna göre bir süre sabredip bekleyin; iyileşirse ne âlâ, aksi halde öldürürsünüz; b) Bir süre bekleyin; eğer gerçekten peygamber ise Tanrı ona yardım edecek, durumunu güçlendirecektir; o zaman biz de kendisine uyarız; ama eğer yalancının biriyse Tanrı onu alçaltır, planını bozar, biz de ondan kurtuluruz.
Mü'minûn Suresi 24. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Nuh'un kavminden, Yüce Allah'a iman etmeyip, kâfirlerden olan ileri gelenleri, kendilerine tabi olan halkın geneline şöyle dediler: "Peygamber olduğunu iddia eden bu kimse, sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. O, sizin üstünüzde bir hüküm ve üstünlük kurmak istiyor. Eğer Allah bize bir elçi göndermek isteseydi bu elçiyi meleklerden gönderir, insanlardan göndermezdi. Biz, onun iddia ettiği bu şeyi bizden önce gelmiş olan atalarımızdan da işitmedik."