Diyanet İşleri
İnanmış olarak yararlı iş işleyenin ameli inkar edilmeyecektir. Biz onu yazmaktayız
Elmalılı Hamdi Yazır
İnanmış olarak yararlı iş işleyenin emeği inkâr edilmeyecektir. Biz şüphesiz onu yazmaktayız.
Yaşar Nuri Öztürk
Kim inanmış olarak hayra ve barışa yönelik işlerden bir şey yaparsa, onun gayretine nankörlük edilmez. Biz böylesi lehine kâtiplik ederiz.
Süleyman Ateşen ayrışan
İmdi kim inanmış olarak iyi işlerden yaparsa onun çalışmasına nankörlük edilmez, biz (onun çalışmasını) yazanlarız.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Onlardan kim salih ameller işlerse; o Allah'a, resullerine ve ahiret gününe iman eden kimsedir. Onun salih ameli asla inkâr edilmez. Bilakis Allah Teâlâ, onun amelini överek ona karşılığını kat kat verir. Yeniden diriltildiğinde amelini kitapta yazılı bulur ve bundan dolayı mutlu olur.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
91- Irzını koruyan o (Meryem’i) de (an). Biz, ona ruhumuzdan üfledik ve hem onu hem de oğlunu âlemlere bir delil/ibret kıldık. 92- İşte bu sizin dininiz/ümmetiniz, tek bir dindir/ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde yalnız Bana ibadet edin.” 93- Buna rağmen onlar, din işlerini parça parça edip aralarında ayrılığa düştüler. Hepsi de bize döneceklerdir. 94- Artık kim mü’min olarak salih ameller işlerse onun gayretleri inkar edilmez. Biz onu muhakkak yazmaktayız.
91. Yani kadr-u kıymetini açıklayarak, şerefini açıkça dile getirerek, övgü ile söz ederek Meryem’i de an. Yüce Allah:“Irzını koruyan” buyurmaktadır. Yani o, namus ve haysiyetini haramdan ve harama yaklaşmaktan korumuştu. Hatta helâlden bile uzak tutmuş, ibadetle meşgul olduğundan ve bütün zamanını Rabbine hizmet ile doldurduğundan dolayı evlenmemişti. Cibril aleyhisselam, ona hilkatı tam, eksiksiz ve güzel bir insan suretinde geldiğinde:“Senden Rahmân’a sığınırım, eğer Allah'tan korkan bir kimse isen (benden uzak dur)”(Meryem, 19/18) demişti. Yüce Allah da onu amelinin türünden mükâfatlandırmış ve ona babasız bir evlat ihsan etmişti. Cebrail aleyhisselam ona üflemiş ve Allah’ın izni ile gebe kalmıştı. Hiçbir kimse kendisine dokunmaksızın hamile kalıp doğurduğu oğlu, bu oğlun beşikte bebekken konuşması, ithamcıların Meryem hakkındaki su-i zanlarından onu temize çıkarması, kendi durumunu haber vermesi, onun ellerinde meşhur pek çok olağanüstü olayların ve mucizeleri gerçekleşmesi suretiyle “onu ve oğlunu âlemlere bir delil/ibret kıldık.” Böylelikle Meryem de oğlu da nesiller boyu sözü edilen, ibret alanların ibret aldığı bir alâmet ve ibret sebebi olmuşlardı.
92. Yüce Allah peygamberleri söz konusu ettikten sonra bütün insanlara hitaben şöyle buyurmaktadır:“İşte bu sizin dininiz/ümmetiniz, tek bir dindir/ümmettir.” Yani sözü edilen bu peygamberler, sizin ümmetiniz, kendilerini rehber tanımanız ve hidâyetlerine uymanız gereken önderlerinizdir. Hepsi de aynı din ve aynı yol üzeredirler. Hepinizin Rabbi de birdir. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:“Ben de sizin Rabbinizim.” Sizi yaratan, din ve dünyadaki nimetlerimle sizi terbiye eden Benim. Rab bir, peygamber bir, din de bir olduğuna göre -ki bu din, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın, bütün şekilleri ile yalnız Allah’a ibadet etmektir- o halde yerine getirmeniz gereken görev, bu ibadeti ifa etmektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“O halde bana yalnız bana ibadet edin.” Yüce Allah, ibadeti daha önce sözü edilenlerin bir sonucu olarak dile getirmektedir. Yani onların sonucu O’na ibadet etmeyi gerektirmektedir.
93. Bu ibadet hususunda insanların birlik olmaları, bu konuda tefrikaya düşmemeleri gerekirdi, onlara yaraşan buydu. Fakat kıskançlık ve düşmanlık, insanların parçalanıp dağılmasından başka bir şeye el vermez. İşte bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Buna rağmen onlar din işlerini parça parça edip aralarında ayrılığa düştüler.” Yani peygamberlere tâbi olanlara mensup bazıları, çeşitli fırkalara, gruplara ve bölüklere ayrıldılar da herkes kendisinin haklı olduğunu diğer fırkaların batıl olduğunu iddia etti. “Her fırka, kendi yanlarında olanla sevinmektedir.”(el-Mü’minin, 23/53; er-Rûm, 30/32) Bu fırkalar arasından hakkı isabet ettirenlerin, peygamberlere uyarak dosdoğru dini ve sırat-i müstakimi izleyen kimseler olduğu bilinen bir gerçektir. Örtünün açılıp gizliliklerin açığa çıkacağı ve Allah'ın, aralarında kesin hükmünü vermek üzere insanları haşredeceği zaman kimlerin hak üzere oldukları ortaya çıkacaktır. İşte o vakit kimin doğru, kimin yalancı olduğu da ayan beyan bilinecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Bu ayrılmış fırkaların ve diğerlerinin “hepsi bize döneceklerdir.” Biz de onlara amellerinin karşılıklarını eksiksiz şekilde vereceğiz.
94. Daha sonra Yüce Allah, onların amellerinin karşılığına dair hem lafzen hem de manen net bir açıklama yaparak şöyle buyurmaktadır:“Kim” Allah’a, peygamberlerine ve peygamberlerinin getirdiklerine inanan bir “mü’min olarak salih ameller” peygamberlerin teşri buyurduğu ve semavi kitapların teşvik ettiği amelleri “işlerse, onun gayretleri inkar edilmez.” Onun yaptıklarını boşa çıkarmayız. Aksine onu kat kat fazlası ile mükâfatlandırırız. “Biz onu muhakkak yazmaktayız.” O işlediğini Levh-i Mahfuzda olsun, Hafaza melekleri ile beraber bulunan amel defterlerinde olsun yazıp tespit ederiz. Bu ayet, mana itibariyle de şunu ifade etmektedir: Salih ameller işlemeyen yahut da mü’min olmaksızın salih ameller işleyen kimseler dünyalarında da dinlerinde de hüsrandadırlar.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İnanıp güzel ve yararlı işler yapanların çabalarının boşa çıkmayacağı, bunların kendi hesaplarına kaydedildiği veciz bir üslûpla özetlendikten sonra kötülükleri yüzünden helâk edilenlerin ise artık geri dönmelerinin imkânsız olduğu, onlar için yanlışlarını telâfi etme fırsatının artık ellerinden gittiği bildirilerek, Kur’an’a muhatap olan herkese karşı, son derece önemli bir uyarıda bulunulmaktadır. Müfessirler 95. âyeti üç türlü yorumlamışlardır: a) İnkârlarında ısrar etmelerinden dolayı Allah’ın yok ettiği bir ülke halkının bir daha asla dünyaya dönmesi mümkün değildir. Bu sebeple onların dünyaya dönüp iyi işler yaparak âhirette mutlu olmak istemeleri boşunadır (bk. es-Secde 32/12; Fâtır 35/37; İbn Kesîr, V, 366). Bu ve benzeri âyetler reenkarnasyon iddiasının temelden yoksun olduğunu göstermektedir (bilgi için bk. Bakara 2/28). b) İnkârda ısrar edenler kıyamete kadar yaşasalar dahi tövbe edip imana gelmezler. Bu durum inkârda ısrarları sebebiyle kalplerinin katılaştığını, bu sebeple artık iman etmeyeceklerini ifade eder (İbn Kesîr, V, 366; Şevkânî, III, 479-480). c) Allah’ın yok ettiği bir ülke halkının Allah’a dönmemesi mümkün değildir; her toplum mutlaka Allah’a dönecek ve yaptığının karşılığını görecektir (Şevkânî, III, 479; Ateş, V, 523).
Yaygın yoruma göre Ye’cûc ve Me’cûc’ün önünün açılması ve bunların her taraftan akın edip dünyada fesat çıkarmaları kıyamet alâmetlerindendir. Buna göre âyet Ye’cûc ve Me’cûc’ün soyunun veya onların karakterine sahip toplulukların kıyamete kadar devam edeceğini ifade eder. Bunlar zaman zaman fitne çıkarmakta ve dünyayı kana bulamaktadırlar. Son defasında bütün engelleri, dağları ve tepeleri aşıp insanlığa saldıracaklardır. Ancak olayı mecazi anlamda yorumlayanlar da vardır; bunlara göre: a) 96. âyet, temsilî bir anlatım olup “bir bütün olarak, son saatin (kıyamet) gelip çatmasından önce insanlığı kuşatacak olan toplumsal ve kültürel karışıklığı veya felâketin karşı durulmaz mahiyetini dile getirmektedir” (Esed, II, 663). b) Ye’cûc ve Me’cûc daha önce Kehf sûresinde (83-101) anlatılmış olan Zülkarneyn kıssasında geçmektedir. O kıssada geçen Zülkarneyn, onun yaptırdığı set, iki dağ ile Ye’cûc ve Me’cûc hakkında temsilî bir yorum da yapılmıştır (bk. Kehf 18/99).