Önceki ayet· 21:47Sonraki ayet· 21:49

Enbiyâ Suresi 48. Ayet· 21:48

↗ Enbiyâ suresi
Mekki
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ ٱلۡفُرۡقَانَ وَضِيَآءٗ وَذِكۡرٗا لِّلۡمُتَّقِينَ
And olsun ki, Musa ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran Kitap'ı sakınanlar için ışık ve öğüt olarak verdik
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
And olsun ki, Musa ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran Kitap'ı sakınanlar için ışık ve öğüt olarak verdik
Elmalılı Hamdi Yazır
Yemin olsun ki, Musa ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran kitabı, takva sahibleri için bir ışık ve öğüt olarak verdik.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Yemin olsun, biz, Mûsa'ya ve Hârun'a hak ile bâtılı ayıran, korunanlar için bir ışık ve öğüt olan furkanı verdik.
Süleyman Ateş
Andolsun biz, Musa'ya ve Harun'a hak ve batılı ayırdeden ve korunanlar için bir ışık ve öğüt olan Kitabı verdik.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.0%
İngilizce
And We had already given Moses and Aaron the criterion and a light and a reminder for the righteous
Fransızca
Nous avons déjà apporté à Moïse et Aaron le Livre du discernement (la Thora) ainsi qu'une lumière et un rappel pour les gens pieux
İspanyolca
Concedí a Moisés y a Aarón el Criterio [la Tora], para iluminar y exhortar a los piadosos
Rusça
Мы даровали Мусе (Моисею) и Харуну (Аарону) различение (способность различать истину ото лжи), сияние (Таурат) и напоминание для богобоязненных
Endonezce
Dan sungguh, Kami telah memberikan kepada Musa dan Harun, Furqan (Kitab Taurat) dan penerangan serta pelajaran bagi orang-orang yang bertakwa
Bengalce
আমি মূসা ও হারুণকে দান করেছিলাম মীমাংসাকারী গ্রন্থ, আলো ও উপদেশ, আল্লাহ ভীরুদের জন্যে
Çince
我确已赏赐穆萨和哈伦证据和光明,以及敬畏者的记念;
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ant olsun ki Musa ve Harun -aleyhisselam-'a hak ve batılın, helal ve haramın arasını ayıran, kendisine iman eden kimseye yol gösteren ve Rableri katından muttakiler için bir öğüt olan Tevrat'ı verdik.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
48- Andolsun ki Biz, Mûsâ ile Hârûn’a bir ışık ve takvâ sahipleri için bir öğüt olmak üzere Furkân’ı verdik. 49- O (takva sahipleri) ki Rablerinden gıyaben korkarlar ve onlar Kıyametten dolayı da korku içindedirler. 50- İşte bu (Kur'ân) da (Muhammed’e) indirdiğimiz mübârek bir öğüttür. Şimdi siz onu mu inkâr ediyorsunuz? 48. Yüce Allah, bu âleme daha üstünleri gönderilmemiş, şanı daha büyük, daha mübarek, hidâyet ve açıklamaları daha muazzam bir kitap gelmemiş bulunan iki üstün kitabı, yani Tevrat ile Kur’an-ı Kerim’i çoğu kere bir arada söz konusu etmektedir. Yüce Allah, Mûsâ’ya asaleten Hârûn’a da ona tâbi olarak “Furkân’ı” verdiğini haber vermektedir. Furkan’dan kasıt ise hakkı batıldan, hidâyeti sapıklıktan ayıran Tevrat’tır. O aynı zamanda “bir ışık”tır. Hidâyet bulanların, kendisiyle yollarını buldukları bir nurdur. Doğru yolu izleyecekler onu rehber edinirlerdi. Onun vasıtası ile ahkâm bilinir, helal ile haram birbirinden ayırt edilirdi. O, cehaletin, bidatlerin ve sapıklığın karanlıklarını aydınlatırdı. Yine o, “takvâ sahipleri için bir öğüt” idi. Onun sayesinde kendilerine neyin faydalı, neyin zararlı olduğunu düşünür, hayır ve şerri onun vasıtası ile öğrenrilerdi. Burada öğütün özellikle takva sahiplerine has kılınması, ilim ve amel itibari ile ondan yararlananların onlar olmasından dolayıdır. 49. Yüce Allah daha sonra takvâ sahiplerinin özelliklerini açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Rablerinden gıyaben korkarlar.” İnsanların kendilerini görmediği yerde, herkesin gözünden uzak oldukları halde bile O’ndan korkarlar. İnsanların kendilerini gördükleri hallerde korkmaları ise öncelikle söz konusudur. Bu sebeple haram kıldığı şeylerden her zaman uzak dururlar ve emirlerini daima yerine getirirler. “Ve onlar Kıyametten dolayı da korku içindedirler.” Rablerini tam anlamı ile bildiklerinden dolayı ondan korkar, çekinirler. Böylelikle hem ihsan makamını hem de Allah’tan korkma makamını bir arada elde etmiş olurlar. Buradaki atıf (“ve” bağlacı) aynı şey ve aynı niteliğe sahip varlık hakkında varid olan birbirinden farklı sıfatları, birbirine atfetmek kabilindendir. 50. “İşte bu” yani Kur’an-ı Kerim de “indirdiğimiz mübarek bir zikir/öğüttür.” Yüce Allah, bu Kitabı iki üstün sıfat ile nitelendirmektedir: Öncelikle onu “zikir/öğüt ve hatırlatma” olmakla nitelendirmektedir ki o, kendisi vasıtası ile Allah’ın isimleri, sıfatları ve fiilleri, Rasûllerin ve velilerin sıfatları, halleri, amellerin karşılıklarına dair hükümler, cennet ve cehennem gibi ihtiyaç duyulan bütün hususların hatırlanıp öğüt alındığı bir kitaptır. Yine onun vasıtası ile pek çok mesele, aklî ve naklî deliller de düşünülüp öğrenilir. Yine Yüce Allah bu Kur’an-ı Kerim’e “zikir” adını şu sebeple vermiştir: O, Allah’ın akıl ve fıtratlara yerleştirmiş olduğu doğru haberleri tasdik ederek, aklın güzel gördüğünü emredip çirkin gördüğünü yasaklayarak insanlara kendi öz yapılarını hatırlatmaktadır. Bu yüce Kitabın “mübarek” oluşu ise hayrının çok olmasını ve sürekli artmasını ifade etmektedir. Gerçekten bereketi Kur’an-ı Kerim’den daha büyük hiçbir şey yoktur. Çünkü dinî veya dünyevî bütün hayır ve nimetler yahut bunların artması, hiç şüphesiz onun sebebi iledir ve gereğince amel etmenin bir sonucudur. Bu yüce Kitap, mübarek bir zikir olduğuna göre kabulle, itaatle, teslimiyetle karşılanması, bu üstün bağış dolayısı ile Yüce Allah’a şükredilmesi, bu nimetin gereğinin yerine getirilmesi, lafız ve manalarının öğrenilmesi sureti ile bereketinin ortaya çıkartılması gerekir. Bunun zıddı olarak ondan yüz çevirmek, ona aldırış etmemek, iman etmemek, aksine onu inkâr etmek sureti ile ona karşılık vermek ise hiç şüphesiz küfrün ve nankörlüğün en büyüğü, cahillik ve zulmün en ileri şeklidir. Bundan dolayı Yüce Allah, Kitabı inkâr edenlerin bu tutumlarını reddeden bir üslup ile:“Şimdi siz onu mu inkâr ediyorsunuz?” buyurmaktadır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Metindeki furkan “hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden, hayrı şerden ayıran, buna dair ölçüler getiren” demektir. Müfessirlerin çoğunluğuna göre Hz. Mûsâ ve Hârûn’a verilenlerden maksat Tevrat’tır. Çünkü onda hakkı bâtıldan, doğruyu yanlıştan, helâli haramdan ayırt eden, insanlara ışık tutup yol gösteren, öğüt verip onları kötülüklerden koruyan âyetler vardır. Bir kısım müfessirlere göre ise “ışık”tan maksat Tevrat, furkandan maksat da Allah’ın Hz. Mûsâ’ya nasip ettiği zaferdir (Taberî, XVII, 34-35; Şevkânî, III, 462; furkan hakkında bilgi için ayrıca bk. Âl-i İmrân 3/4; 49. âyette geçen gayb kavramı hakkında bk. Bakara 2/3). Sûrenin başından buraya kadarki âyetlerinde Allah’ın birliği, peygamberlik ve âhiret gibi temel dinî konular hakkında bilgi verildikten sonra, buradan itibaren 93. âyete kadar da Hz. Peygamber’e teselli verip mâneviyatını güçlendirmek, ayrıca muhatapların da ders ve ibret almalarını sağlamak maksadıyla uygun yönleriyle geçmiş peygamberlerin kıssalarından kesitler verilmektedir.
Enbiyâ Suresi 48. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ant olsun ki Musa ve Harun -aleyhisselam-'a hak ve batılın, helal ve haramın arasını ayıran, kendisine iman eden kimseye yol gösteren ve Rableri katından muttakiler için bir öğüt olan Tevrat'ı verdik.