Önceki ayet· 2:113Sonraki ayet· 2:115

Bakara Suresi 114. Ayet· 2:114

↗ Bakara suresi
Medeni
وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّن مَّنَعَ مَسَٰجِدَ ٱللَّهِ أَن يُذۡكَرَ فِيهَا ٱسۡمُهُۥ وَسَعَىٰ فِي خَرَابِهَآۚ أُوْلَـٰٓئِكَ مَا كَانَ لَهُمۡ أَن يَدۡخُلُوهَآ إِلَّا خَآئِفِينَۚ لَهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا خِزۡيٞ وَلَهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٞ
Allah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını yasak eden ve oraların yıkılmasına çalışan kimseden daha zalim kim vardır? Onların oralara korkmadan girememeleri gerekir. Dünyada rezillik onlaradır, ahirette büyük azab da onlaradır
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Allah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını yasak eden ve oraların yıkılmasına çalışan kimseden daha zalim kim vardır? Onların oralara korkmadan girememeleri gerekir. Dünyada rezillik onlaradır, ahirette büyük azab da onlaradır
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Allah'ın mescitlerini, içlerinde Allah'ın isminin anılmasından meneden ve onların harap olmalarına çalışan kimselerden daha zâlim kim olabilir! İşte bunlar, oralara korka korka girmekten başka birşey yapmazlar. Bunlara dünyada perişanlık, ahirette de büyük bir azap vardır.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'ın mescitlerini, içlerinde O'nun adı anılıyor diye engelleyen ve onların yıkımı için uğraşan kişiden daha zalim kim olabilir!... Böylelerinin, o mescitlere girmeleri ancak korka korka olacaktır. Böyleleri için dünyada bir rezillik vardır. Âhirette ise bunlara çok büyük bir azap öngörülmüştür.
Süleyman Ateş
Allah'ın mescidlerinde, Allah'ın adının anılmasına engel olan ve onların harabolmasına çalışandan daha zalim kim vardır? Bunların, oralara korka korka girmeleri gerekir (başka türlü girmeğe hakları yoktur). Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük azab vardır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.4%
İngilizce
And who are more unjust than those who prevent the name of Allah from being mentioned in His mosques and strive toward their destruction. It is not for them to enter them except in fear. For them in this world is disgrace, and they will have in the Hereafter a great punishment
Fransızca
Qui est plus injuste que celui qui empêche que dans les mosquées d'Allah, on mentionne Son Nom, et qui s'efforce à les détruire? De tels gens ne devraient y entrer qu'apeurés. Pour eux, ignominie ici-bas; et dans l'au-delà un énorme châtiment
İspanyolca
¿Acaso existe alguien más injusto que quien prohíbe que en las casas de Dios se alabe Su nombre, e intentan destruirlas? Ellos deberían entrar en ellas con temor. [Porque finalmente] serán humillados en este mundo y en la otra vida recibirán un castigo terrible
Rusça
Кто может быть несправедливее того, кто запрещает в мечетях Аллаха поминать имя Его и стремится разрушить их? Им следовало бы входить туда только с чувством страха. Позор им в мирской жизни и великие мучения в Последней жизни
Endonezce
Dan siapakah yang lebih zalim daripada orang yang melarang di dalam masjid-masjid Allah untuk menyebut nama-Nya, dan berusaha merobohkannya? Mereka itu tidak pantas memasukinya kecuali dengan rasa takut (kepada Allah). Mereka mendapat kehinaan di dunia dan di akhirat mendapat azab yang berat
Bengalce
যে ব্যাক্তি আল্লাহর মসজিদসমূহে তাঁর নাম উচ্চারণ করতে বাধা দেয় এবং সেগুলোকে উজাড় করতে চেষ্টা করে, তার চাইতে বড় যালেম আর কে? এদের পক্ষে মসজিদসমূহে প্রবেশ করা বিধেয় নয়, অবশ্য ভীত-সন্ত্রস্ত অবস্থায়। ওদের জন্য ইহকালে লাঞ্ছনা এবং পরকালে কঠিন শাস্তি রয়েছে।
Çince
阻止人入清真寺去念诵安拉的尊名,且图谋拆毁清真寺者,有谁比他们还不义呢?这等人,除非在恐慌之中,不宜进清真寺去。他们在今世将受凌辱,在后世将受重大的刑罚。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'ın mescitlerinde isminin anılmasını yasaklayandan daha zalim kimse olamaz. O kimseler orada namazı, zikri ve Kur'an okumayı yasaklarlar. mescitlerin yıkılıp tahrip edilmesine ya da orada ibadet edilmesine engel olmaya sebep olarak gayretle çalışırlar. İşte oraların tahrip edilmesi için çaba sarf edenler Allah'ın mescitlerine (eğer girerlerse) ancak içinde bulundukları küfür ve Allah'ın mescitlerinden alıkoydukları için kalpleri korkudan titreyerek korka korka girebilmelidirler. Onlar için dünya hayatında Müminlerin ellerinden çekecekleri zillet ve rezillik vardır. İnsanları Allah'ın mescitlerine girmelerini yasakladıkları için ahirette de büyük azap vardır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
114- Allah’ın mescidlerinde O’nun isminin anılmasını meneden ve onların harab olmalarına çalışanlardan daha zalim kim olabilir? Böyleleri oralara ancak korka korka girebilirler. Onlara dünyada zillet vardır, âhirette de en büyük azab yine onlaradır. 114. “Allah’ın mescidlerinde O’nun isminin anılmasını meneden” Yani Allah’ın mescidlerinde Allah’ın adının anılmasını, namaz kılınmasını ve benzeri itaatlerin yerine getirilmesini engelleyen kimselerden “ve onların” maddi ve manevi yönden “harab olmalarına çalışanlardan” yani bu konuda bütün gayretini ortaya koyanlardan “daha zalim kim olabilir?” yani böylelerden daha zalim ve daha büyük bir günah ve suç sahibi yoktur. Mescidlerin maddi olarak tahriplerinden kasıt onların yıkılmaları, tahrip edilmeleri ve kirletilmeleridir. Manevi tahrip ise oralarda Allah’ın adının anılmasını engellemektir. Bu, bu niteliğe sahip olan herkes hakkında umumî bir hükümdür. Bunun kapsamına Fil ashabı ve Hudeybiye yılı Allah Rasûlünü Mescid-i Haram’a gitmekten alıkoyan Kureyşliler, Beytulmakdis’i tahrip eden hıristiyanlar ve bunların dışında Allah’a karşı çıkmak, muhalefet etmek maksadı ile mescidlerin tahribi için çalışan çeşitli zalimler de girmektedir. Allah’ın bunlara verdiği ceza, oralara girmekten hem şer’an, hem de ilâhî bir kader olarak men edilmeleri olmuştur. Onlar oralara ancak zelil olarak ve korku içinde girebilirler. Allah’ın kullarını korkuttukları için Allah da onların kalplerine korku salmıştır. Allah, Rasûlünü Hudeybiye’de engelleyen müşriklere karşı, aradan fazla geçmeden Rasûlü’ne Mekke’yi fethetme iznini vermiş ve müşriklerin, Beyt’ine yaklaşmalarını men ederek şöyle buyurmuştur:“Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir; onun için bu yıllarından sonra artık Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar.”(et-Tevbe, 9/28) Fil Ashabının başından geçenleri de Yüce Allah Kitab-ı Kerîm’inde zikretmiştir. Hıristiyanlara da Allah, mü’minleri egemen kılmış ve bunlar, onları oradan sürmüşlerdi. İşte bu şekilde onların niteliklerine sahip olan herkesin payını zamanı gelince alması kaçınılmaz bir şeydir. Ayrıca bu Allah’ın haber verdiği büyük mucize ve belgelerdendir. Zira bunlar meydana gelmeden önce Allah vukua geleceklerini bildirmiştir ve O’nun bildirdiği gibi de gerçekleşmiştir. Ayrıca alimler, bu âyet-i kerimeyi, kâfirlerin mescidlere girmelerine imkân tanımanın caiz olmadığına delil göstermişlerdir. “Onlara dünyada zillet” önceden geçtiği gibi rezillik ve rüsvalık “vardır, âhirette de en büyük azap yine onlaradır.” Allah’ın mescidlerinde Allah’ın adının anılmasını engelleyenden daha zalim kimseler olmadığına göre, bu mescidlerin maddi ve manevi olarak imar edilmesi için çalışandan da daha büyük iman sahibi kimse olamaz. Nitekim Yüce Allah bunu:“Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe iman eden... kimseler imar eder”(et-Tevbe, 9/18) buyruğunda dile getirmektedir. Hatta Yüce Allah adına kurulan evlerin yükseltilmesini, ta’zim edilmesini ve onlara gereken saygının gösterilmesini de emrederek şöyle buyurmaktadır:“Allah’ın, yükseltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde...”(en-Nur, 24/36) Mescidlere dair pek çok hüküm vardır ki bunların özü bu âyet-i kerimelerin muhtevası içerisindedir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Sözlükte “secde edilen yer” anlamına gelen mescid (çoğulu mesâcid) terim olarak, müslümanların namaz kılmalarına ayrılmış mekânı ifade eder. Secde, bir hadise göre müminin Allah’a en yakın bulunduğu an olduğu (Müslim, “Salât”, 215; Nesâî, “Mevâk^t”, 35), bu sebeple namazın en önemli rüknünü oluşturduğu ve âdeta namaz ibadetini sembolize ettiği için hem Kur’an-ı Kerîm’de hem hadislerde hem de diğer İslâmî kaynaklarda özel olarak namaz ibadetine tahsis edilmiş yerler secde fiiline nisbetle mescid diye anılmıştır. Sözlükte “toplayan, bir araya getiren” anlamına gelen cami ismi ise başlangıçta sadece cuma namazlarının kılındığı büyük mescidleri ifade ederken daha sonra bilhassa Türkler’de mescid kelimesi sadece çoğu mahalle aralarında inşa edilen küçük mâbedler için kullanılmış, vakit namazlarının da kılındığı bütün büyük mescidlere de cami denilmiştir. Ayrıca bayram ve cenaze namazlarının kılındığı açık alanlara musallâ, yol boylarında üstü açık olarak inşa edilen mescidlere de namazgâh denilir. Taberî, âyette mescidlerin harap olması için çalıştıkları bildirilen zümrenin hıristiyanlar olduğunu, zira onların Kudüs’teki Beytülmakdis’i (Süleyman Mâbedi) tahrip ettiklerini, bu hususta Buhtunnasr’a yardımcı olduklarını, Buhtunnasr Kudüs’ten ayrıldıktan sonra da Benî İsrâil’in bu mâbedde ibadet etmelerini engellediklerini ileri süren görüşü tercih etmişse de (I, 499), diğer tarihî veriler yanında, Fahreddin er-Râzî’nin, Ebû Bekir er-Râzî’nin Ahkâmü’l-Kur’ân’ında yer alan açıklamalarını dikkate alarak belirttiği gibi (IV, 9, 10), Buhtunnasr’ın Kudüs’ü işgal ederek Beytülmakdis’i yıktırması Hz. Îsâ’dan ve dolayısıyla hıristiyanlardan çok önce (m. ö. 586) vuku bulduğu, ayrıca yahudiler gibi hıristiyanlar da bu mâbede saygı duydukları için bu açıklamayı kabul etmek mümkün değildir. Ancak Romalılar’ın, yahudi ayaklanmasını bastırmak üzere 70 yılında Kudüs’ü kuşatmaları sırasında Beytülmakdis de yanmıştı. Âyette, müşriklerin Hudeybiye Gazvesi sırasında Hz. Peygamber’in ve yanındaki müslümanların Mescid-i Harâm’a girmelerini engellemelerinin kastedildiği yolunda bir görüş daha varsa da (bk. Taberî, I, 499; Râzî, IV, 9, 10) bu yorum isabetli görülmemiştir. Zira bu âyette, bahsedilen kimselerin mescidleri harap etmeye çalışmalarından da söz edilmektedir. Halbuki Araplar Mescid-i Harâm’a daima saygı göstermişlerdir. Bununla birlikte, bu bölümdeki âyetlerin temel konusu dikkate alınarak “mescidlerin harap olması için çalışan” ifadesiyle, Süleyman Mâbedi’ni yakan Romalı putperestlerin, “Allah’ın mescidlerinde O’nun adının anılmasına engel olan” ifadesiyle de müslümanların Mescid-i Harâm’a girip ibadet etmelerini engelleyen Mekkeli putperestlerin kastedildiği düşünülebilir (Reşîd Rızâ, I, 431). Fahreddin er-Râzî, bu hususta dört yorum zikrettikten sonra beşinci bir yoruma yer vermekte ve bunu daha güçlü bulmaktadır. Buna göre yahudiler, Kâbe’ye yönelerek namaz kılınmasını hazmedemiyorlar, müşrikleri Kâbe’yi tahribe teşvik ettikleri gibi kendileri de Medine’deki Mescid-i Nebevî’yi tahrip için çalışıyorlardı (IV, 9-10). Bu tür yorumlar, âyette mutlak mânada ibadet ve mâbed düşmanlığının hedef alındığını düşünmemize de engel değildir. Buna göre, geçmişte veya gelecekte mâbedlerde Allah’a ibadet edilmesini engelleyen, oraların maddî veya mânevî anlamda yıkılıp harap olması veya her ne suretle olursa olsun işlevsiz bir duruma düşmesi için çabalayan her türlü olumsuz hareketler Kur’an-ı Kerîm tarafından kesin bir surette kınanmıştır. Zira ibadet, insanın yaratıcısıyla ilişkisini sağlamada ve bu suretle onda kulluk bilincini canlı ve sürekli kılmada en önemli işleve sahip düzenli davranış biçimleri; mâbedler de sadece bu işlevin yerine getirilmesi için tesis edilmiş kutsal mekânlardır. Şu halde âyette verilen asıl mesaj, mâbedlerin dokunulmazlığı ve ibadet özgürlüğüdür. Nitekim bu temel yaklaşım dolayısıyla Kur’an, “içinde Allah’ın isminin anıldığı” (ibadetlerin yapıldığı) mescidlerle birlikte kiliselere ve havralara da saygı gösterilmesi gerektiğine işaret etmiştir (Hac 22/40). Bazı yanlışları da bulunsa, Allah inancını ana eksen olarak alan Ehl-i kitabın ibadet özgürlükleri ve tapınaklarının saygınlığı Hz. Peygamber’den itibaren müslüman yöneticilerin titizlikle uydukları bir ilke olarak yaşatılmıştır. Hatta Hz. Peygamber, Necranlı bir hıristiyan heyetinin Medine Mescidi’ne girerek burada kendi dinlerine göre âyin yapmalarına bile izin vermiştir (İbn Sa‘d, Tabakāt, Beyrut, ts. [Dârü Sâdır], I, 357). İşte diğer kitâbî dinlerin ibadet ve mâbedleri için bile böylesine saygılı bir bakış getiren İslâm dini, kendi mâbedleri olan mescidlerde ibadet edilmesine engel olan ve bu mukaddes mekânların tahribine çalışanları zalimlerin en zalimi saymış (zulüm teriminin Kur’anî anlamı için bk. Bakara 2/54); bu sebeple konumuz olan âyette onların mescidlere, ancak müminlerin gücünden korkarak, onlar tarafından yakalanmaktan korkup çekinerek girebileceklerine (Râzî, IV, 11), bunun için de müminlerin güçlü olmaları gerektiğine; ayrıca mâbedlerin, kötü niyetlilerin oraları tahribe ve ibadet edilmesini engellemeye cesaret edemeyecekleri şekilde güvence altında tutulması gerektiğine işaret edilmiştir (“dünyada rezillik” ifadesinin açıklaması için bk. Bakara 2/85).
Bakara Suresi 114. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'ın mescitlerinde isminin anılmasını yasaklayandan daha zalim kimse olamaz. O kimseler orada namazı, zikri ve Kur'an okumayı yasaklarlar. mescitlerin yıkılıp tahrip edilmesine ya da orada ibadet edilmesine engel olmaya sebep olarak gayretle çalışırlar. İşte oraların tahrip edilmesi için çaba sarf edenler Allah'ın mescitlerine (eğer girerlerse) ancak içinde bulundukları küfür ve Allah'ın mescitlerinden alıkoydukları için kalpleri korkudan titreyerek korka korka girebilmelidirler. Onlar için dünya hayatında Müminlerin ellerinden çekecekleri zillet ve rezillik vardır. İnsanları Allah'ın mescitlerine girmelerini yasakladıkları için ahirette de büyük azap vardır.