Diyanet İşlerien ayrışan
Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut (Onun emirlerini uygula). (dedik) ve ona çocuk iken hikmet verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır
"Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" (dedik) ve daha çocukken ona hikmet verdik.
Yaşar Nuri Öztürk
"Ey Yahya! Kitap'ı kuvvetle tut." Biz ona daha sabi iken hikmet verdik.
Süleyman Ateş
Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut (Onun emirlerini uygula). (dedik) ve ona çocuk iken hikmet verdik.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yahya dünyaya geldi ve kendisine hitap edilecek yaşa ulaştı. Ardından ona: "Ey Yahya! Tevrat'ı ciddiyet ve gayret ile al." dedik. Daha çocuk yaştayken ona anlayış, ilim, ciddiyet ve kararlılık verdik.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
12- “Ey Yahya, Kitab’a sımsıkı sarıl!”(dedik ve) daha çocuk iken ona hüküm/hikmet verdik. 13- Katımızdan bir kalp inceliği ve bir arınmışlık da verdik. O, takvâ sahibi bir kimse idi. 14- Ana-babasına karşı itaatkârdı. Zorba ve isyankâr değildi. 15- Doğduğu günde, öldüğü günde ve diri olarak kabirden kaldırılacağı günde selâm onun üzerinedir!
12. Bundan önceki ayetler, Yahya’nın doğumuna, gençliğine ve terbiyesine dairdir. Yahya hitabı kavrayabilecek bir çağa ulaşınca Allah ona tam bir kuvvet ile Kitaba sarılmasını emretmişti. Yüce Allah’ın Kitab’a sımsıkı sarılma emri, onun lafızlarını bellemek, anlamlarını iyice kavramak, emir ve yasakları gereğince amel etmekle olur. İşte tam manasıyla Kitab’a sımsıkı sarılmak budur. O da Rabbinin emrine uydu, Kitab’a yöneldi, onu belledi ve kavradı. Allah, ona başkasında bulunmayacak türden bir zekâ ve kavrayış kabiliyeti ihsan etmişti. Bundan dolayı Yüce Allah:“daha çocuk iken ona hüküm/hikmet verdik” buyurmaktadır. Yani kçükyaşta bir çocuk iken Allah'ın hükümlerini bilme ve onlarla hükmetme imkanı vermiştik.
13. Yine Biz ona, “Katımızdan bir kalp inceliği” rahmet ve şefkat verdik ki bununla işleri kolaylaştı, hali ıslah oldu ve fiilleri istikamet buldu. “ve bir arınmışlık da verdik.” Çeşitli afetlerden ve günahlardan onu arındırdık. O bakımdan kalbi tertemiz, aklı arı-duru idi. Bu da ondan yerilmeyi gerektiren sıfatların ve kötü huyların uzak olmasını, güzel ahlâkın ve övülmeye değer sıfatların ileri derece olmasını gerektirir. Onun için Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“O, takvâ sahibi bir kimse idi.” Emrolunduğu şeyleri yapan, yasak kılınan şeyleri de terk eden bir kimse idi. Takvâ sahibi mü’min olan bir kimse ise Allah’ın gerçek dostu olur. Takvâ sahipleri için hazırlanmış olan cennetin varislerinden olur ve Yüce Allah’ın takvâ dolayısıyla ihsan edeceğini belirttiği dünyevi ve uhrevi mükâfatları elde eder.
14. Aynı şekilde o:“Ana-babasına karşı itaatkârdı.” Anne-babasına kötülük yapan, onlara karşı gelen bir kimse değildi. Aksine söz ve davranışlarıyla onlara iyilikte bulunan bir kişi idi. “Zorba ve isyankâr değildi.” Allah’a ibadete karşı büyüklenen, Allah’ın kullarına karşı, anne-babasına karşı büyüklük taslayan bir kişi değildi. Aksine mütevazı, itaatkar ve sürekli Allah'a yönelen biri idi. Böylelikle hem Allah’ın hakkını, hem de kullarının hakkını bir arada yerine getirirdi. Bundan dolayı başından sonuna bütün hallerinde Allah’tan yana esenliğe kavuşturulmuştu. Bunun için Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
15. “Doğduğu günde, öldüğü günde ve diri olarak kabirden kaldırılacağı günde ona selâm olsun.” Bu da bu üç halde ve bu üç halin arasındaki bütün hallerde şeytandan, kötülükten ve cezadan yana esenlikte olmasını, cehennem ateşinden ve dehşetli hallerden yana esenliğe kavuşturulmuş olmasını ve selamet/esenlik yurdu olan cennetin ehlinden olmasını gerektirmektedir. Allah’ın salât ve selâmları ona, onun babasına ve diğer bütün peygamberlere olsun. Allah bizleri onlara uyanlardan kılsın. Şüphesiz ki O, pek cömert ve lütufkârdır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Yahyâ’ya herhangi bir kitap indirilmemiş, ancak Hz. Mûsâ’ya indirilmiş olan Tevrat’ı iyi anlayıp onunla amel etmesi emredilmiştir. Şevkânî, Yahyâ’ya daha çocukken verilen hikmeti, “kendisine sımsıkı sarılması emredilen kitabı kavrama, dinî hükümleri anlama yeteneği” şeklinde açıklamış ve aynı kelimeye “ilim, bildiğiyle amel etme, peygamberlik, akıl” gibi anlamların da verildiğini belirtmiştir (III, 366).