Önceki ayet· 15:56Sonraki ayet· 15:58

Hicr Suresi 57. Ayet· 15:57

↗ Hicr suresi
Mekki
قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَيُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ
(İbrahim gelenlerin Hak elçileri melekler olduklarını anlayınca): "Ey elçiler, dedi, işiniz nedir?"
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
(İbrahim gelenlerin Hak elçileri melekler olduklarını anlayınca): "Ey elçiler, dedi, işiniz nedir?"
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
"Ey elçiler! Başka ne işiniz var?" dedi.
Yaşar Nuri Öztürk
"Amacınız nedir ey elçiler?" diye sordu.
Süleyman Ateş
(İbrahim gelenlerin Hak elçileri melekler olduklarını anlayınca): "Ey elçiler, dedi, işiniz nedir?"
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.8%
İngilizce
[Abraham] said, "Then what is your business [here], O messengers
Fransızca
Et il [leur] dit: «Que voulez-vous, ô envoyés d'Allah?»
İspanyolca
Preguntó: "¿Cuál es su misión? ¡Oh, emisarios [de Dios]
Rusça
Он сказал: «Какова же ваша миссия, о посланцы?»
Endonezce
Dia (Ibrahim) berkata, "Apakah perkara pentingmu, wahai para utusan
Bengalce
তিনি বললেনঃ অতঃপর তোমাদের প্রধান উদ্দেশ্য কি হে আল্লাহর প্রেরিতগণ
Çince
他说:“使者们啊!你们有什么差事呢?”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İbrahim onlara şöyle dedi: "Ey Allah Teâlâ tarafından gönderilen elçiler! O halde sizi buraya getiren nedir?''
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
57- Dedi ki:“O halde, ey elçiler, (esas) göreviniz nedir?” 58- Dediler ki:“Gerçek şu ki biz, günahkar bir kavme gönderildik.” 59- “Ancak Lût ailesi müstesnâ. Onların hepsini mutlaka kurtaracağız. 60- “Karısı hariç. Onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.” 61- Nihâyet elçiler Lût ailesine geldikleri vakit… 62- O dedi ki:“Doğrusu siz, tanınmayan kimselersiniz.” 63- Dediler ki:“Bilakis biz, sana onların hakkında şüphe ettikleri şeyi getirdik.” 64- “Biz sana hak ile geldik ve şüphesiz biz doğru söyleyenleriz.” 65- “O nedenle gecenin bir vaktinde aile efradını yola çıkar, sen de arkalarından git ve sizden hiç kimse arkasına dönüp bakmasın. Emrolunduğunuz yere gidin!” 66- Ona şu gerçeği vahyettik:“Sabaha karşı onların ardı arkası mutlaka kesilmiş olacaktır.” 67- Derken şehir halkı (birbirlerine) müjde vererek geldiler. 68- (Lut) dedi ki: “Bunlar, benim misâfirlerimdir, beni rezil etmeyin.” 69- “Allah’tan korkun ve beni mahcup etmeyin!” 70- “Biz seni birilerini misafir etmekten men etmedik mi?” dediler. 71- Dedi ki:“İşte kızlarım (onlarla evlenin, bunu yapın) eğer yapacaksanız!” 72- Hayatın hakkı için (ey Muhammed), onlar gerçekten sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı. 73- Nihayet sabah güneş doğarken o çığlık onları yakalayıverdi. 74- Oranın üstünü altına getirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık. 75- Elbette bunda basiret sahibi olanlar için ibretler vardır. 76- Elbette o (Lut kavminin) şehri, işlek bir yol üzerindedir. 77- Elbette bunda iman edenler için bir ibret vardır. 57. Melekler, İbrahim’e bu müjdeyi verdikten sonra o, onların önemli bir iş için gönderilmiş olduklarını anladı ve meleklere “dedi ki: “O halde, ey elçiler, (esas) göreviniz nedir?” Ne için gönderildiniz? 58. “Dediler ki: “Gerçek şu ki biz, günahkar” fesatları çok, kötülükleri büyük “bir kavme” onlara azap ve ceza indirmek üzere “gönderildik.” 59-60. “Ancak Lût ailesi müstesnâ. Onların hepsini mutlaka kurtaracağız.” Lût ve onun aile halkı müstesnâdır ve azaptan kurtarılacaklardır. “Karısı hariç, onun” azap içerisinde “geride kalanlardan olmasını takdir ettik.” Lût ve diğer aile halkını ise bu azaptan kurtaracağız. Bunun üzerine İbrahim aleyhisselam, helâklerinin ertelenmesi hususunda elçilerle tartışmaya, bu konuda onlara karşı savunmaya koyuldu. Bunun üzerine ona:“Ey İbrahim, bundan vazgeç, çünkü Rabbinin emri gelmiştir, onlara geri çevrilemeyecek bir azap gelip çatmıştır”(Hud, 11/76) diye cevap verdiler ve yanından ayrıldılar. 61-62. “Nihâyet elçiler Lût ailesine geldikleri vakit” Lût onlara “Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz.” ben sizi tanımıyorum, kim olduğunuzu bilmiyorum, dedi. 63. “Dediler ki: Bilakis biz sana onların, hakkında şüphe ettikleri şeyi getirdik.” Yani biz, sana hakkında şüphe ettikleri ve onları kendisi ile tehdit ettiğin vakit seni yalanladıkları şeyi, başlarına gelecek olan o azabı getirmek için geldik. 64. “Biz sana” şaka değil “hak ile geldik ve şüphesiz biz” sana söylediğimiz bu sözlerimizle “doğru söyleyenleriz.” 65. “O nedenle gecenin bir vaktinde aile efradını yola çıkar.” Uykuya dalınacağı ve kimsenin senin yola çıkışını bilmeyeceği bir sırada onları yola çıkar. “Sen de arkalarından git ve sizden kimse arkasına dönüp bakmasın!” Yani çabucak yola koyulun ve hızlıca uzaklaşın. “Emrolunduğunuz yere gidin.” Sanki onlarla birlikte nereye yöneleceklerini gösteren bir kılavuz da var gibiydi. 66. “Ona şu gerçeği vahyettik:” Yani istisnası olmayan şu kat’i haberi verdik: “Sabaha karşı onların ardı arkası mutlaka kesilmiş olacaktır.” Yani onları kökten imha edecek olan azap, sabah vakti başlarına gelecektir. 67. “Derken” Lût kavminin içinde yaşadığı “şehir halkı (birbirlerine) müjde vererek” biri diğerine Lût’un misâfirlerinin bulunduğunu, bunların yüzlerinin güzelliğini ve bunları ellerine geçirebilecekleri müjdesini vererek “geldiler.” Çünkü onlar bu misâfirlere hayasızca işlerini yapmak istiyorlardı. 68-69. Lût’un evine varınca misâfirlerini almak için Lut’la uğraşmaya başladılar. Lût ise onlara karşı koyup şöyle dedi: “Bunlar benim misâfirlerimdir, sakın beni rezil etmeyin. Allah’tan korkun ve beni mahcup etmeyin.” Sizde Allah korkusundan eser yoksa da bir defa olsun Allah’tan korkup sakının; misâfirlerime karşı beni rezil etmeyin! O çirkin işi yapmaya kalkışarak onların saygınlıklarını ayaklar altına almayın! 70. Lût’un:“Sakın beni rezil etmeyin” sözüne karşı cevap olmak üzere sadece: “Biz seni birilerini misafir etmekten men etmedik mi? dediler.” Başkalarını misâfir etmeni yasaklamadık mı? Biz seni uyarmış bulunuyorduk, daha önce uyarıda bulunan mazeret kapsını kapatmış olur. 71. Lût, karşı karşıya kaldığı bu zorlu hâl dolayısı ile onlara:“Dedi ki: “İşte kızlarım (onlarla evlenin, bunu yapın) eğer yapacaksanız!” Ancak onlar, Lût’un sözlerine aldırmadılar bile. İşte bundan dolayı Yüce Allah, Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır: 72. “Hayatın hakkı için (ey Muhammed) onlar gerçekten sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.” Bu şarhoşluk, onları herhangi bir ayıplama ve kınanmaya aldırmamaları noktasına götüren ve yaptıkları hayasızca işe duydukları sevgiden kaynaklanan bir sarhoşluktu. 73. Gelen elçiler Lût’a durumlarını açıklayınca Lût, duyduğu sıkıntı ve kederden kurtuldu. Rabbinin emrine uyarak aile halkını alıp geceleyin yola koyuldu ve kurtuldular. Kasaba halkına gelince:“Nihayet sabah güneş doğarken” azabın kendileri için daha çetin ve ağır olacağı bir vakit olan güneşin doğuşu zamanında “o çığlık onları yakalayıverdi.” 74. “Oranın üstünü altına getirdik” Şehirlerini kaldırıp başlarına geçirdik “ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık.” Bu taşlar, onlardan şehrin dışında olanların da arkasına takılıp onları bulmuştu. 75. “Elbette bunda basiret sahibi olanlar için ibretler vardır.” Düşüncesi, tefekkürü, feraseti bulunan, dikkatle düşünen ve bununla neyin kastedildiğini anlayan kimseler için ibretler vardır. Bu ibret de şudur: Allah’a isyanı gerektiren işleri yapma cesaretini gösterenleri, özellikle de bu büyük hayasızlığı işlemeye kalkışanları Yüce Allah -en çirkin günahı işleme cesaretini göstermelerine karşılık- en ağır cezalarla cezalandıracaktır. 76. “Elbette o (Lut kavminin) şehri” gidip gelenler için “işlek bir yol üzerindedir.” Oralara gidip gelen herkes bunu bilmektedir. 77. “Elbette bunda iman edenler için bir ibret vardır.” Bu kıssadaki ibretlerin bazıları şunlardır: Şanı Yüce Allah’ın, halili İbrahim’e özel bir inâyeti vardı. Zira Lût aleyhisselam ona uyanlardan ve ona iman edenlerdendi, adeta onun bir öğrencisi gibiydi. Yüce Allah, Lût kavmini -helâki hak ettiklerinde- helâk etmeyi murat edince elçilerine oğlunu müjdelemeleri ve ne için gönderildiklerini haber vermeleri için İbrahim’e de uğramalarını emretmişti. İbrahim de elçilerle Lût kavminin helâkinin ertelenmesi hususunda tartışmıştır. Sonunda onlar, onu ikna etmişler ve gönlü tatmin olmuştur. Aynı şekilde Lût da kendi vatanını paylaşan kimseler olduklarından belki onlara şefkat edip acıyabilirdi. Yüce Allah da onun kavmine karşı daha çok öfkelenmesini gerektirecek sebepleri takdir etmişti. Hatta Lût, kendisine:“Onlara vaat edilen (azap) vakti sabahtır, sabah da yakın değil mi?”(Hûd, 11/8) denilince onların helâk edilecekleri bu vakti bile geç bulmuştu. Diğer taraftan Yüce Allah, bir ülkeyi helâk etmeyi murad etti mi o ülke halkının kötülükleri ve azgınlıkları daha da artar. Artık en ileri derecesine ulaştı mı da onlara hak ettikleri azabı gönderir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu âyetlerde de Cenâb-ı Hakk’ın azabının şiddetli oluşuna ve dilediğinde hak edenleri nasıl cezalandırdığına bir delil ve ibret örneği olmak üzere Lût kavminin helâk edilişine değinilmekte, müteakip âyetlerde ise olayın ayrıntısı anlatılmaktadır. “Görev” diye çevirdiğimiz hatb kelimesi, tefsirlerde “tehlikeli durum, önemli iş” gibi mânalarla açıklanmıştır. Buna göre Hz. İbrâhim, bir peygamber olarak kendi sezgisiyle meleklerin sadece müjde için değil, tehlikeli bir görevi yerine getirmek üzere de geldiklerini hallerinden anladığından böyle bir soru sormuş olmalıdır. Nitekim 52. âyetten de bu anlaşılmaktadır. Buna göre melekler önce iyi haberi, sonra da kötü haberi vermişlerdir. İyi haber Hz. İshak’la ilgili olanı, kötü haber de Lût kavminin helâk edileceği haberiydi. “Suçlu kavim”den maksat, Hz. Lût’un peygamber olarak gönderildiği Sodom halkıdır (İbn Atıyye, III, 366), en büyük suçları ise –aşağıda açıklanacağı üzere– eşcinsellik idi.
Hicr Suresi 57. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İbrahim onlara şöyle dedi: "Ey Allah Teâlâ tarafından gönderilen elçiler! O halde sizi buraya getiren nedir?''