Allah’ın, peygamberlerinin getirdiklerini yalanlayanları helak etmedeki sünneti geçmişte yaşandığı halde yine de Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e indirilmiş olan Kur’an’a iman etmiyorlar. O yalanlayanlar muhakkak senden ibret alsınlar.
10- Andolsun ki senden önce de geçmiş topluluklara peygamberler gönderdik. 11- Onlara gelen her bir peygamberle mutlaka alay ederlerdi. 12- İşte biz, onu günahkarların kalplerine böylece sokarız. 13- Onlar ona iman etmezler. Halbuki öncekiler hakkında (Allah'ın) kanunu ortadadır.
10. Allah azze ve celle Peygamberine, müşrikler kendisini yalanladığı için şöyle hitap etmektedir: Bu yalanlama önceki ümmetlerin ve geçmiş nesillerin âdeti idi. “Andolsun ki senden önce de geçmiş topluluklara peygamberler gönderdik.” Yani çeşitli kesimlerine ve fırkalarına rasuller gönderdik.
11. “Onlara gelen” ve onları hakka ve hidâyete davet eden “her bir peygamberle mutlaka alay ederlerdi.”
12. “İşte biz onu” yalanlamayı “günahkarların” yani zulüm ve iftira ayrılmaz nitelikleri olmuş kimselerin “kalplerine böylece sokarız.” Kalpleri küfür ve yalanlama konusunda birbirine benzediği için, peygamberlerine muameleleri de alay etme ve iman etmeme şeklinde birbirine benzemiştir. Bu nedenle biz de onları aynı şekilde cezalandırdık. Bundan dolayı Allah şöyle buyurmaktadır: 13. “Onlar ona iman etmezler. Halbuki öncekiler hakkında (Allah'ın) kanunu” yani Allah’ın, âyetlerine iman etmeyenleri helâk etme şeklindeki değişmez kanunu “ortadadır.”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Suçluların yani inkârcıların kalplerine yerleştirilen şeyin ne olduğu sorusuna bağlı olarak 12. âyete tefsirlerde iki değişik mâna verilmiştir: ☼a) “İşte o ‘zikr’i yani ilâhî mesajı, Kur’an’ı suçluların kalplerine böyle yerleştiririz.” ☼b) “İşte inkârcılık, putperestlik ve peygamberlerle alay etme sapkınlığını suçluların kalplerine böyle yerleştiririz.”
Ancak sûrenin ilk âyetlerinin asıl konusu Kur’an olduğundan bu âyetlerdeki zamirlerden de Kur’an’ın anlaşılması daha isabetlidir. Nitekim müfessirler 13. âyete “...hâlâ Kur’an’a inanmamaktadırlar” şeklinde anlam vermişlerdir. Şu halde ilk şıktaki yorum daha isabetlidir. Bu yüzden biz de meâlinde bu görüşü tercih ettik.
Sonuç olarak yukarıdaki tercihlere göre bu iki âyette Allah Teâlâ şöyle buyurmuş olmaktadır: “Peygamber ve ilâhî mesaj karşısındaki inkârcı ve alaycı tavırlarıyla kendilerini suçlu duruma düşüren Arap müşriklerinin kalplerine Kur’an’ı işte böyle yerleştiririz; yani onu işitmelerini, bildikleri dilden konuştuğu için onu anlamalarını, özelliklerini kavramalarını sağlarız; ama yine de tasdike yanaşmazlar, iman etmezler. Halbuki öncekilerin sünneti yani eski kavimleri cezalandıran ilâhî yasa da uygulanmıştır; onlar, eski milletlerin inkârcılıkları, peygamberleriyle alay etmeleri yüzünden başlarına neler geldiğini de bilmektedirler. Ama bundan ibret ve ders almaları gerekirken yine de inkârlarında ısrar ederler.” Allah’ın, Kur’an’ı onu dinleyen putperestlerin kalplerine yerleştirmesi yani onu işitip bilgilenmelerini sağlaması, âhirette artık onların, “Biz Kur’an’ı duymadık, bilgi sahibi olmadık” gibi bir mazeret ileri sürmelerini de imkânsız hale getirmiştir (İbn Âşûr, XIV, 24-25).
Allah’ın, peygamberlerinin getirdiklerini yalanlayanları helak etmedeki sünneti geçmişte yaşandığı halde yine de Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e indirilmiş olan Kur’an’a iman etmiyorlar. O yalanlayanlar muhakkak senden ibret alsınlar.