Kök Analizi
لبث

kökünün Kur'an'daki kullanımı

Bu sayfa, bu kökten türeyen tüm kelimeleri, geçtiği ayetleri ve taşıdığı anlam yelpazesini bir arada gösterir — kökün Kur'an genelindeki kullanım haritası.

31 geçiş27 ayet25 Mekki · 2 Medeni2 türev/anlamlbth
KÖK ANLAMI
Bir yerde kalmak, durmak, beklemek veya oyalanmak anlamlarına gelir. Bir işi yapmakta gecikmemek veya sabırla beklemek de bu kökten türemiştir.
Sözlük tanımı (Lane's Lexicon)
لَبِثَ (lebişe) fiili, muzari fiili يَلْبَثُ (yelbesü) olup, mastarı لَبْثٌ (lebsün)'dür. Bu mastar, kural dışıdır; çünkü geçişsiz (intransitive) فَعِلَ (fa'ile) veznindeki bir fiilin mastarı, kurala göre فَعَلٌ (fa'alün) vezninde olmalıdır (Sihâh'a göre). Diğer mastarları لَبَيثٌ (lebeysün) olup, bu kurala uygundur ve Cerîr'in bir beytinde geçmektedir (Sihâh'a göre). Ayrıca لَبَاثٌ (lebâsün) (Sihâh'a ve Kâmoos'a göre), لُبْثٌ (lübsün) (İbn Seyyide'nin ilk verdiği şekil olup, Tâcu'l-Arûs'a göre en yaygın olanıdır), لُبَاثٌ (lübâsün), لَبَاثَةٌ (lebâsetün) ve لَبِيثَةٌ (lebîsetün) (Kâmoos'a göre) mastarları da vardır. Bu son sayılanların hepsi kural dışıdır (Tâcu'l-Arûs'a göre). Bir de لُبْثَانٌ (lübsânün) mastarı vardır (İbn Seyyide'ye göre); bu da kural dışıdır ve Tâcu'l-Arûs'ta سحبان (sahbân) gibi olduğu belirtilir, ancak bunun سُبْحَان (sübhân) için bir hata olduğunu varsayıyorum. Veya لُبْثٌ (lübsün) ve لَبَاثٌ (lebâsün) kelimeleri isimdir (el-Misbâhu'l-Münîr sözlüğüne göre). Bu fiil, "bekledi; durakladı; bekledi ve gözledi veya umdu; sabırlı oldu ve bekledi ve gözledi veya umdu" anlamlarına gelir (Sihâh'a ve Kâmoos'a göre). "Bekledi; kaldı; durdu; durakladı" anlamlarına da gelir (İbn Seyyide'ye ve el-Misbâhu'l-Münîr sözlüğüne göre); aynı şekilde أَلْبَثَ (elbesa) fiili de bu anlamdadır (el-Misbâhu'l-Münîr sözlüğüne göre). بِمَكَانٍ (bi-mekânin) ifadesiyle kullanıldığında "bir yerde kaldı" anlamına gelir (İbn Seyyide'ye ve el-Misbâhu'l-Münîr sözlüğüne göre). Veya "bekledi; veya durakladı" anlamına gelir; eş anlamlısı تَوَقَّفَ (tevekkefe) fiilidir (Kâmoos'a göre). مالَبِثَ أَنْ فَعَلَ كَذَا وَكَذَا (mâ lebişe en fe'ale kezâ ve kezâ) ifadesi, "şunu şunu yapmakta gecikmedi veya yavaş davranmadı" anlamına gelir (Tâcu'l-Arûs'a ve diğer lügatlere göre). اِلْبَثْ عَنْ فُلَانٍ (ilbes 'an fülânin) ifadesi, "falan kişiyi bekle ve onu bırak ki, senin bu davranışın onun yargısının veya fikrinin yanlışlığını ortaya çıkarsın" anlamına gelir (Esâsu'l-Belâga'ya göre).
Türev ve anlam dağılımı
Aynı kökün farklı kalıpları farklı anlamlar taşır — bir türeve tıkla, liste yalnız o kullanıma filtrelensin.
Geçtiği ayetler
20 / 27 ayet
2:259
أَوۡ كَٱلَّذِي مَرَّ عَلَىٰ قَرۡيَةٖ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّىٰ يُحۡيِۦ هَٰذِهِ ٱللَّهُ بَعۡدَ مَوۡتِهَاۖ فَأَمَاتَهُ ٱللَّهُ مِاْئَةَ عَامٖ ثُمَّ بَعَثَهُۥۖ قَالَ كَمۡ لَبِثۡتَۖ قَالَ لَبِثۡتُ يَوۡمًا أَوۡ بَعۡضَ يَوۡمٖۖ قَالَ بَل لَّبِثۡتَ مِاْئَةَ عَامٖ فَٱنظُرۡ إِلَىٰ طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمۡ يَتَسَنَّهۡۖ وَٱنظُرۡ إِلَىٰ حِمَارِكَ وَلِنَجۡعَلَكَ ءَايَةٗ لِّلنَّاسِۖ وَٱنظُرۡ إِلَى ٱلۡعِظَامِ كَيۡفَ نُنشِزُهَا ثُمَّ نَكۡسُوهَا لَحۡمٗاۚ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۥ قَالَ أَعۡلَمُ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٞ
لَبِثْتَ — kaldınلَبِثْتُ — kaldımلَّبِثْتَ — kaldın
Yahut altı üstüne gelmiş bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi? "Allah burayı ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" dedi, "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi, "Hayır yüz yıl kaldın, yiyeceğine içeceğine bak, bozulmamış; eşeğine bak ve hem seni insanlar için bir ibret kılacağız, kemiklere bak, onları nasıl birleştirip, sonra onlara et giydiriyoruz" dedi; bu ona apaçık belli olunca, "Artık Allah'ın her şeye Kadir olduğuna inanmış bulunuyorum" dedi
Baqarah Suresi · Medeni
10:16
قُل لَّوۡ شَآءَ ٱللَّهُ مَا تَلَوۡتُهُۥ عَلَيۡكُمۡ وَلَآ أَدۡرَىٰكُم بِهِۦۖ فَقَدۡ لَبِثۡتُ فِيكُمۡ عُمُرٗا مِّن قَبۡلِهِۦٓۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
لَبِثْتُ — geçirdim
De ki: "Allah dileseydi ben onu size okumazdım, size de bildirmemiş olurdu. Daha önce yıllarca aranızda bulundum, hiç düşünmüyor musunuz
Yunus Suresi · Mekki
10:45
وَيَوۡمَ يَحۡشُرُهُمۡ كَأَن لَّمۡ يَلۡبَثُوٓاْ إِلَّا سَاعَةٗ مِّنَ ٱلنَّهَارِ يَتَعَارَفُونَ بَيۡنَهُمۡۚ قَدۡ خَسِرَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِلِقَآءِ ٱللَّهِ وَمَا كَانُواْ مُهۡتَدِينَ
يَلْبَثُوٓا۟ — kalmamışlardı
Onları toplayacağı kıyamet günü, sanki gündüz, birbirleriyle sadece tanışacakları bir saat kadar kalmış gibidirler. Allah'ın karşısına çıkmayı yalan sayanlar kaybetmişlerdir
Yunus Suresi · Mekki
11:69
وَلَقَدۡ جَآءَتۡ رُسُلُنَآ إِبۡرَٰهِيمَ بِٱلۡبُشۡرَىٰ قَالُواْ سَلَٰمٗاۖ قَالَ سَلَٰمٞۖ فَمَا لَبِثَ أَن جَآءَ بِعِجۡلٍ حَنِيذٖ
لَبِثَ — ve gecikmedi
And olsun ki, elçilerimiz müjde ile İbrahim'e geldiler. "Selam sana" dediler, "Size de selam" dedi, hemen kızartılmış bir buzağı getirdi
Hud Suresi · Mekki
12:42
وَقَالَ لِلَّذِي ظَنَّ أَنَّهُۥ نَاجٖ مِّنۡهُمَا ٱذۡكُرۡنِي عِندَ رَبِّكَ فَأَنسَىٰهُ ٱلشَّيۡطَٰنُ ذِكۡرَ رَبِّهِۦ فَلَبِثَ فِي ٱلسِّجۡنِ بِضۡعَ سِنِينَ
فَلَبِثَ — (böylece) kaldı
İkisinden, kurtulacağını sandığı kimseye Yusuf: "Efendinin yanında beni an" dedi. Ama şeytan efendisine onu hatırlatmayı unutturdu ve Yusuf bu yüzden daha birkaç yıl hapiste kaldı
Yusuf Suresi · Mekki
17:52
يَوۡمَ يَدۡعُوكُمۡ فَتَسۡتَجِيبُونَ بِحَمۡدِهِۦ وَتَظُنُّونَ إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا قَلِيلٗا
لَّبِثْتُمْ — kalmıştın
Sizi çağırdığı gün, O'na hamdederek davetine uyarsınız ve kabirlerinizde pek az bir müddet kaldığınızı sanırsınız
Isra Suresi · Mekki
17:76
وَإِن كَادُواْ لَيَسۡتَفِزُّونَكَ مِنَ ٱلۡأَرۡضِ لِيُخۡرِجُوكَ مِنۡهَاۖ وَإِذٗا لَّا يَلۡبَثُونَ خِلَٰفَكَ إِلَّا قَلِيلٗا
يَلْبَثُونَ — kalırlardı
Memleketinden çıkarmak için seni nerdeyse zorlayacaklardı. O takdirde senin ardından onlar da pek az kalabilirlerdi
Isra Suresi · Mekki
18:12
ثُمَّ بَعَثۡنَٰهُمۡ لِنَعۡلَمَ أَيُّ ٱلۡحِزۡبَيۡنِ أَحۡصَىٰ لِمَا لَبِثُوٓاْ أَمَدٗا
لَبِثُوٓا۟ — kaldılar
Sonra onları uyandırdık ki, (onların uyuma müddetleri hakkında ihtilaf eden) iki zümreden hangisinin, (onların) kaldıkları süreyi daha iyi hesabedeceğini bilelim.
Kahf Suresi · Mekki
18:19
وَكَذَٰلِكَ بَعَثۡنَٰهُمۡ لِيَتَسَآءَلُواْ بَيۡنَهُمۡۚ قَالَ قَآئِلٞ مِّنۡهُمۡ كَمۡ لَبِثۡتُمۡۖ قَالُواْ لَبِثۡنَا يَوۡمًا أَوۡ بَعۡضَ يَوۡمٖۚ قَالُواْ رَبُّكُمۡ أَعۡلَمُ بِمَا لَبِثۡتُمۡ فَٱبۡعَثُوٓاْ أَحَدَكُم بِوَرِقِكُمۡ هَٰذِهِۦٓ إِلَى ٱلۡمَدِينَةِ فَلۡيَنظُرۡ أَيُّهَآ أَزۡكَىٰ طَعَامٗا فَلۡيَأۡتِكُم بِرِزۡقٖ مِّنۡهُ وَلۡيَتَلَطَّفۡ وَلَا يُشۡعِرَنَّ بِكُمۡ أَحَدًا
لَبِثْتُمْ — kaldınızلَبِثْنَا — kaldıkلَبِثْتُمْ — kaldığınızı;
Birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız?" dedi. "Bir gün veya daha az bir müddet kaldık" dediler. "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Paranızla birinizi şehre gönderin, sakın sizi kimseye duyurmasın" dediler
Kahf Suresi · Mekki
18:25
وَلَبِثُواْ فِي كَهۡفِهِمۡ ثَلَٰثَ مِاْئَةٖ سِنِينَ وَٱزۡدَادُواْ تِسۡعٗا
وَلَبِثُوا۟ — ve kaldılar
Onlar mağaralarında üçyüz dokuz yıl kaldılar
Kahf Suresi · Mekki
18:26
قُلِ ٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا لَبِثُواْۖ لَهُۥ غَيۡبُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ أَبۡصِرۡ بِهِۦ وَأَسۡمِعۡۚ مَا لَهُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَلِيّٖ وَلَا يُشۡرِكُ فِي حُكۡمِهِۦٓ أَحَدٗا
لَبِثُوا۟ — kaldıklarını
De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'na aittir. O, ne mükemmel görendir! O ne mükemmel işitendir! İnsanların O'ndan başka dostu yoktur. O, hiç kimseyi hükümranlığa ortak kılmaz
Kahf Suresi · Mekki
20:40
إِذۡ تَمۡشِيٓ أُخۡتُكَ فَتَقُولُ هَلۡ أَدُلُّكُمۡ عَلَىٰ مَن يَكۡفُلُهُۥۖ فَرَجَعۡنَٰكَ إِلَىٰٓ أُمِّكَ كَيۡ تَقَرَّ عَيۡنُهَا وَلَا تَحۡزَنَۚ وَقَتَلۡتَ نَفۡسٗا فَنَجَّيۡنَٰكَ مِنَ ٱلۡغَمِّ وَفَتَنَّـٰكَ فُتُونٗاۚ فَلَبِثۡتَ سِنِينَ فِيٓ أَهۡلِ مَدۡيَنَ ثُمَّ جِئۡتَ عَلَىٰ قَدَرٖ يَٰمُوسَىٰ
فَلَبِثْتَ — sonra kaldın
Kızkardeşin Firavun'un sarayına giderek: "Ona bakacak birini size göstereyim mi?" diyordu. Böylece, annen üzülmesin, sevinsin diye, seni ona iade etmiştik. Sen bir cana kıymıştın, seni üzüntüden kurtarmış ve seni birçok musibetlerle denemiştik. Bunun için, Medyen halkı arasında yıllarca kalmıştın. Sonra, ey Musa, peygamberlik görevini yüklenecek bir yaşa gelince dönüp geldin
Taha Suresi · Mekki
20:103
يَتَخَٰفَتُونَ بَيۡنَهُمۡ إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا عَشۡرٗا
لَّبِثْتُمْ — kaldınız
Siz dünyada sadece on gün eğleştiniz" diye, aralarında saklı saklı konuşurlar
Taha Suresi · Mekki
20:104
نَّحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَا يَقُولُونَ إِذۡ يَقُولُ أَمۡثَلُهُمۡ طَرِيقَةً إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا يَوۡمٗا
لَّبِثْتُمْ — kaldınız
Aralarında konuştuklarını Biz daha iyi biliriz. En akıllıları: "Sadece bir gün eğleştiniz" der
Taha Suresi · Mekki
23:112
قَٰلَ كَمۡ لَبِثۡتُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ عَدَدَ سِنِينَ
لَبِثْتُمْ — kaldınız
Allah onlara yine: "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız" der
Mu'minun Suresi · Mekki
23:113
قَالُواْ لَبِثۡنَا يَوۡمًا أَوۡ بَعۡضَ يَوۡمٖ فَسۡـَٔلِ ٱلۡعَآدِّينَ
لَبِثْنَا — kaldık
Bir gün veya daha az bir süre kaldık, sayanlara sor" derler
Mu'minun Suresi · Mekki
23:114
قَٰلَ إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا قَلِيلٗاۖ لَّوۡ أَنَّكُمۡ كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
لَّبِثْتُمْ — kaldınız
Buyurdu ki: "Sadece az bir zaman kaldınız, keşke bilseydiniz!"
Mu'minun Suresi · Mekki
26:18
قَالَ أَلَمۡ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدٗا وَلَبِثۡتَ فِينَا مِنۡ عُمُرِكَ سِنِينَ
وَلَبِثْتَ — ve kalmadın mı?
(Gittiler, Allah'ın emrini duyurdular. Fir'avn) Dedi ki: "Biz seni, içimizden bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı?"
Ash-Shu'ara Suresi · Mekki
29:14
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوۡمِهِۦ فَلَبِثَ فِيهِمۡ أَلۡفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمۡسِينَ عَامٗا فَأَخَذَهُمُ ٱلطُّوفَانُ وَهُمۡ ظَٰلِمُونَ
فَلَبِثَ — kaldı
And olsun ki, Nuh'u milletine gönderdik; aralarında bin seneden elli yıl eksik kaldı. Sonunda onlar haksızlık yaparken, tufan onları yakalayıverdi
'Ankabut Suresi · Mekki
30:55
وَيَوۡمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يُقۡسِمُ ٱلۡمُجۡرِمُونَ مَا لَبِثُواْ غَيۡرَ سَاعَةٖۚ كَذَٰلِكَ كَانُواْ يُؤۡفَكُونَ
لَبِثُوا۟ — kaldılar
Kıyamet koptuğu gün suçlular sadece çok kısa bir müddet kalmış olduklarına yemin ederler. Böylece onlar dünyada da aldatılıp haktan döndürülüyorlardı
Rum Suresi · Mekki