Önceki ayet· 6:121Sonraki ayet· 6:123

En'âm Suresi 122. Ayet· 6:122

↗ En'âm suresi
Mekki
أَوَمَن كَانَ مَيۡتٗا فَأَحۡيَيۡنَٰهُ وَجَعَلۡنَا لَهُۥ نُورٗا يَمۡشِي بِهِۦ فِي ٱلنَّاسِ كَمَن مَّثَلُهُۥ فِي ٱلظُّلُمَٰتِ لَيۡسَ بِخَارِجٖ مِّنۡهَاۚ كَذَٰلِكَ زُيِّنَ لِلۡكَٰفِرِينَ مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
Ölü iken kalbini diriltip, insanlar arasında yürürken önünü aydınlatacak bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp çıkamayan kimsenin durumu gibi midir? Kafirlere de, işledikleri güzel gösterilmiştir
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Ölü iken kalbini diriltip, insanlar arasında yürürken önünü aydınlatacak bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp çıkamayan kimsenin durumu gibi midir? Kafirlere de, işledikleri güzel gösterilmiştir
Elmalılı Hamdi Yazır
Ölü iken hidayetle dirilttiğimiz, kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nûr verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp, ondan çıkamayan kimse gibi olur mu? Fakat kâfirlere, yaptıkları, böyle süslü gösterilir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Bir ölü iken kendisine hayat verdiğimiz, insanlar içinde yürümesi için kendisine bir ışık tuttuğumuz kişinin durumu, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamayan kişininki gibi olur mu? İşte böyle! Küfre sapanlara, yapmakta oldukları süslü-püslü gösterilmiştir.
Süleyman Ateş
Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayan kimse gibi olur mu? İşte kafirlere, yaptıkları (işler), öyle süslü gösterilmiştir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.4%
İngilizce
And is one who was dead and We gave him life and made for him light by which to walk among the people like one who is in darkness, never to emerge therefrom? Thus it has been made pleasing to the disbelievers that which they were doing
Fransızca
Est-ce que celui qui était mort et que Nous avons ramené à la vie et à qui Nous avons assigné une lumière grâce à laquelle il marche parmi les gens, est pareil à celui qui est dans les ténèbres sans pouvoir en sortir? Ainsi on a enjolivé aux mécréants ce qu'ils œuvrent
İspanyolca
¿Acaso quien estaba muerto [de corazón] y le di vida [guiándolo], y le proporcioné una luz con la cual transita entre la gente, es igual a aquel que se encuentra entre tinieblas y no puede salir de ellas? Por eso es que a los que se niegan a creer les parece bueno lo que hacen
Rusça
Разве тот, кто был мертвецом, и Мы вернули его к жизни и наделили светом, благодаря которому он ходит среди людей, подобен тому, кто находится во мраках и не может выйти из них? Так неверующим представляется прекрасным то, что они совершают
Endonezce
Dan apakah orang yang sudah mati lalu Kami hidupkan dan Kami beri dia cahaya yang membuatnya dapat berjalan di tengah-tengah orang banyak, sama dengan orang yang berada dalam kegelapan, sehingga dia tidak dapat ke luar dari sana? Demikianlah dijadikan terasa indah bagi orang-orang kafir apa yang mereka kerjakan
Bengalce
আর যে মৃত ছিল অতঃপর আমি তাকে জীবিত করেছি এবং তাকে এমন একটি আলো দিয়েছি, যা নিয়ে সে মানুষের মধ্যে চলাফেরা করে। সে কি ঐ ব্যক্তির সমতুল্য হতে পারে, যে অন্ধকারে রয়েছে-সেখান থেকে বের হতে পারছে না? এমনিভাবে কাফেরদের দৃষ্টিতে তাদের কাজকর্মকে সুশোভিত করে দেয়া হয়েছে।
Çince
一个人,原是死的,但我使他复活,并给他一道光明,带着在人间行走,,难道他与那在重重黑暗中绝不走入光明的人是一样的吗?不信道的人,这样为他们的行为所迷惑。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah’ın hidayet bahşetmesinden önce -sahip olduğu küfür, cehalet ve günahlar sebebiyle- ölü (gibi) olan kişi ile, kendisini iman, ilim ve itaate hidayet ederek hayat verdiğimiz o kimse; hiç eşit olur mu? Zira küfür, cehalet ve günah bataklığının içinde olan kimse bütün bunların karanlığından asla çıkamaz. Yollar ona karmaşık, anlaşılmaz gelir ve yürüdüğü yol hep karanlıktır. Aynı şekilde o müşriklere, içinde bulundukları şirkleri, leş eti yemeleri ve batıl üzerine tartışmaları güzel gösterildiği gibi, kıyamet günü acı verici azapla cezalandırılmaları için kâfirlere de yapmış oldukları günahlar hoş gösterilmiştir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
122- Ölü iken dirilttiğimiz ve ona insanlar arasında kendisiyle yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimse hiç, içinden çıkamayacağı karanlıklarda kalan kimse gibi midir?! Yaptıkları kâfirlere işte böyle süslü gösterilmiştir. 123- Böylece her şehirde oranın günahkârlarını onların ileri gelenleri kıldık ki oralarda hileler yapsınlar. Halbuki onlar ancak kendilerine hilekârlık yaparlar da farkında olmazlar. 124- Onlara bir âyet gelse:“Allah’ın peygamberlerine verilenin benzeri bize de verilmedikçe asla iman etmeyeceğiz” derler. Allah peygamberliğini kime vereceğini çok iyi bilir. Yaptıkları hilekârlıklar yüzünden günahkâr olanlara Allah katında bir zillet ve şiddetli bir azap isabet edecektir. 122. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Allah kendisine hidâyet vermeden önce küfrün, bilgisizliğin ve masiyetlerin karanlığında “ölü iken” ilim, iman ve itaat nuru ile “dirilttiğimiz” böylelikle insanlar arasında bu nurun aydınlığında, işlerini basiretle gören, yolunu seçebilen, hayrı bilip tanıyanve onu tercih eden, kendisi hakkında da başkası hakkında da onu uygulamak için gayret harcayan, diğer taraftan kötülüğü de bilen, ona buğzeden, onu terk etmek, kendisinden de başkasından da onu uzaklaştırmak için bütün gayretini harcayan bir kimse hiç “hiç, içinden çıkamayacağı” bilgisizliğin, sapıklığın, küfrün ve masiyetlerin “karanlıklarında kalan” ve böylelikle hangi yolu izleyeceğini kestiremeyip şaşıran, gideceği yollar önünde kararan, bu yüzden de gam, keder, üzüntü ve bedbahtlıkla karşı karşıya kalan “kimse gibi midir?” Yüce Allah, akılları idrak edip bildikleri misallerle uyarmakta ve böyle bir kimse ile diğerinin birbirine eşit olamayacağını ifade etmektedir. Tıpkı gece ile gündüzün, aydınlık ve karanlığın, canlılarla dirilerin eşit olmadıkları gibi. Ayette sanki şöyle denmektedir: Azıcık aklı olan bir kimse nasıl olur da böyle bir durumu ve şaşkın bir şekilde karanlıklarda kalmayı tercih edebilir? Devamla da bu soruya şöyle cevap verilmektedir: “Yaptıkları kâfirlere işte böyle süslü gösterilmiştir.” Şeytan amellerini devamlı olarak kendilerine güzel göstermekte, kalplerinde süsleyip durmaktadır. Nihâyet onlar da bu amellerini güzel görmüş ve gerçek kabul etmişlerdir. Bu durum, kalplerinde bir inanç halini almış ve onların ayrılmaz bir niteliği olmuştur. Bundan dolayı içinde bulundukları kötülük ve çirkinliklerden hoşnut olmuşlardır. Karanlıklar içerisinde bulunan, içinde bulundukları batıllarında bocalayıp duran bulunan bu kimseler aynı seviyede değillerdir. Bunların kimisi önder, başkan ve uyulan kimseler, kimisi de uyan ve başkalarının başkanlığı altında bulunan kimselerdir. İlk kesim, en kötü haller ile karşı karşıyadırlar. O bakımdan Yüce Allah onlar hakkında şöyle buyurmaktadır: 123. “Böylece her şehirde oranın günahkârlarını onların ileri gelenleri kıldık.” Yani günahları alabildiğine büyük, azgınlıkları da ileri gitmiş kimseleri başkan kıldık “ki oralarda” çeşitli tuzaklar kurmak, şeytanın yoluna davet etmek, peygamberlere ve peygamberlere tâbi olanlara söz ve fiilleri ile savaş açmak sureti ile ”hileler yapsınlar.” Aslında bunların hilekarlıkları ve tuzakları ancak kendi başlarına geçer. Çünkü bunlar hilekarlık yaparken Allah da onların tuzaklarını boşa çıkartacak düzenler kurar. Allah hilekarlara karşı düzen kuranların en hayırlısıdır. Aynı şekilde Yüce Allah hidâyet önderlerinin ve büyüklerinin en faziletlilerini, bu günahkârlarla mücadele etmek üzere seçer. Onlar da bunların sözlerini reddederler ve Allah yolunda onlara karşı cihad ederler. Bu hedefe ulaştıran yolları izlerler ve Allah da onlara yardım eder, görüşlerini doğrultur ve ayaklarına sebat verir. Onlarla düşmanları arasında günleri döndürür durur, sonuçta mü’minlerin zaferi ve üstünlükleri ile güzel günler onların olur. Zira güzel akıbet takvâ sahiblerinindir. Günahkarların ileri gelenlerinin, batılları üzerinde sebat gösterip peygamberlerin getirdikleri hakkı reddetmeleri, ancak kıskançlıklarından ve haddi aşmalarından dolayıdır. O bakımdan bundan sonraki buyrukta onlardan şöylece söz edilmektedir: 124. Kıskançlık ve haksızlıkları dolayısı ile “Allah’ın peygamberlerine verilenin benzeri bize de verilmedikçe” yani bize de peygamberlik ve risalet verilmedikçe “asla iman etmeyeceğiz, derler.” Böylelikle onlar Allah’a itiraz ederler, kendilerini beğenirler, Allah’ın peygamberleri aracılığı ile gönderdiği hakka karşı büyüklenirler ve Allah’ın lütuf ve ihsanına sınır çekmek isterler. Yüce Allah da bu tutarsız iddialarını reddetmekte ve hayra elverişli olmadıklarını haber vermektedir. Üstelik peygamber olmaları şöyle dursun, onlarda Allah’ın salih kullarından olmalarını gerektirecek özellikler bile yoktur. İşte buna işaret etmek üzere şöyle buyrulmaktadır:“Allah peygamberliğini kime vereceğini çok iyi bilir.” O, peygamberliğe elverişli olduğunu, peygamberliğin ağır sorumluluğunu omuzlayabileceğini, her türlü güzel ahlakî niteliğe sahip olduğunu, buna karşılık bayağı olan her türlü huydan da uzak olduğunu bildiği kimselere hikmetinin gereği olarak peygamberlik verir. Bu en faziletli bağışını elbette ona ehil olmayan ve tertemiz olmayan kimselere vermez. Bu âyet-i kerimede Yüce Allah’ın hikmetinin mükemmelliğine delil vardır. Çünkü Yüce Allah her ne kadar merhametli, ihsanı bol, son derece cömert ise de elbette ki hikmeti de sonsuzdur. O, cömertçe bağış ve ihsanını ehil olan kimselere ihsan eder. Daha sonra Yüce Allah günahkârları tehdit ederek şöyle buyurmaktadır:“Yaptıkları hilekarlıklar yüzünden” yani Yüce Allah’ın bir zulmü söz konusu olmaksızın sırf hilekarlıkları sebebi ile “günahkâr olanlara Allah katında bir zillet” horluk ve aşağılanma “ve şiddetli bir azap isabet edecektir.” Onlar hakka karşı büyüklendikleri için Allah da onları böyle zelil edecektir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bir önceki âyette müşriklerin, şeytanların telkinleri altında müminlere karşı mücadele açmasından söz edildikten sonra bu âyette, belirtilen iki kesimin durumu parlak bir temsille değerlendirilmektedir. Burada müminlerin İslâm’ı kabul etmelerinden önceki durumu, bir ölü gibi bütünüyle hayır ve faydadan yoksun kalmış olanın durumuna benzetilmiştir. Çünkü küfür ve şirk, insanın hakkı bâtıldan ayırarak kurtuluş yolunu bulmasına engel olur. Buna karşılık Allah’ın kendisine İslâm’ı nasip ettiği kişi ise, yeniden hayata kavuşmuş insan gibi, gerçeği gerçek olmayandan, doğru ve yararlı olanı yanlış ve zararlı olandan ayırt etme imkânına kavuşmuştur; böylece iman nuruyla zihni ve kalbi aydınlanan kişinin bu sayede yolu da aydınlık olur. İnkâra saplanmış olan için ise, küfrü devam ettiği sürece karanlıktan kurtuluş ümidi de kalmamıştır. 121. âyette belirtildiği üzere inkârcılar, şeytanların telkin ettiği vesveselerle muhâkeme ve değerlendirme disiplinlerini kaybettikleri için yaptıkları çirkin işler de artık kendilerine güzel gösterilmiştir.
En'âm Suresi 122. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah’ın hidayet bahşetmesinden önce -sahip olduğu küfür, cehalet ve günahlar sebebiyle- ölü (gibi) olan kişi ile, kendisini iman, ilim ve itaate hidayet ederek hayat verdiğimiz o kimse; hiç eşit olur mu? Zira küfür, cehalet ve günah bataklığının içinde olan kimse bütün bunların karanlığından asla çıkamaz. Yollar ona karmaşık, anlaşılmaz gelir ve yürüdüğü yol hep karanlıktır. Aynı şekilde o müşriklere, içinde bulundukları şirkleri, leş eti yemeleri ve batıl üzerine tartışmaları güzel gösterildiği gibi, kıyamet günü acı verici azapla cezalandırılmaları için kâfirlere de yapmış oldukları günahlar hoş gösterilmiştir.