Kök Analizi
رشد

kökünün Kur'an'daki kullanımı

Bu sayfa, bu kökten türeyen tüm kelimeleri, geçtiği ayetleri ve taşıdığı anlam yelpazesini bir arada gösterir — kökün Kur'an genelindeki kullanım haritası.

19 geçiş19 ayet15 Mekki · 4 Medeni8 anlam · 7 türevrshd
KÖK ANLAMI · doğru yol, doğruluk
  1. doğruluk, doğru yolhakiki
    Doğru olan yol ve gidişat; doğruluk hali. Hem dünya hem ahiret işlerinde isabet.
    Kur'an'daki kullanım: “doğruluk”
  2. doğru yola erişmekhakiki
    Doğru yolu bulup ona ulaşmak, doğruya yönelmek; doğru olanı yapmak.
    Kur'an'daki kullanım: “doğru yola erişirler”
  3. akıllı, aklı başındahakiki
    Aklı yerinde olan, doğruyu yanlıştan ayırt edebilen kimse; akıl.
    Kur'an'daki kullanım: “aklı başında”
  4. doğru çıkar yolhakiki
    Bir işte doğru ve isabetli olan çözüm, hayırlı doğrultu ve hedef.
    Kur'an'daki kullanım: “bir çıkış yolu”
  5. doğru bilgi ve yetenekhakiki
    Doğru yolu bulma yeteneği, doğruyu ayırt eden bilgi.
    Kur'an'daki kullanım: “doğru yolu bulma yeteneğini”
  6. doğruya yöneltici, yol gösterenhakiki
    Başkasını doğru yola ileten, isabetli yöne sevk eden; rehber.
    Kur'an'daki kullanım: “yol gösteren”
  7. olgunluk, reşitlikhakiki
    Akıl çağına erme, doğruyu seçebilecek olgunluğa ulaşma.
    Kur'an'daki kullanım: “bir olgunluk”
  8. doğru yolda olanlarhakiki
    Doğru yola uyan, doğruluk üzere bulunan kimseler.
    Kur'an'daki kullanım: “doğru yolda olanlar”
Sözlükte geçen diğer anlamlar (2) — Kur'an'da kullanılmıyor
  1. doğru inanca sahip olmahakiki
    Din konusunda doğru inanca sahip olmak, doğru inançlı olmak.
    Lane's Lexicon: “doğru bir inanca sahip oldu; ortodoks (doğru inançlı) oldu”
  2. doğruluk üzere sebathakiki
    Doğru yolda kararlılıkla ve ısrarla ilerlemeye devam etmek.
    Lane's Lexicon: “hak yolunda veya doğru yolda, bunu yaparken kendini zorlayıcı bir kararlılıkla devam etmek”
Sözlük tanımı (Lane's Lexicon)
رَشَدَ (raşede) fiili, muzari fiili رَشُدَ (raşude) şeklindedir; ve رَشِدَ (raşide) fiili, muzari fiili رَشَدَ (raşede) şeklindedir. (es-Sıhâh sözlüğüne göre, Esâsu'l-Belâga'ya göre, Lisanu'l-Arab'a göre, el-Misbâhu'l-Münîr sözlüğüne göre, el-Kâmûs sözlüğüne göre) İlk şekil (رَشَدَ) daha iyi bilinen ve daha fasih (daha doğru) olandır. (Tâcu'l-Arûs'a göre) Mastarı رُشْدٌ (ruşd) şeklindedir (es-Sıhâh sözlüğüne göre, Lisanu'l-Arab'a göre, el-Misbâhu'l-Münîr sözlüğüne göre, el-Kâmûs sözlüğüne göre) ve bu, ilk fiilin (رَشَدَ) mastarıdır. (es-Sıhâh sözlüğüne göre, Lisanu'l-Arab'a göre) Diğer mastarı رَشَدٌ (raşed) şeklindedir (es-Sıhâh sözlüğüne göre, Lisanu'l-Arab'a göre, el-Misbâhu'l-Münîr sözlüğüne göre, el-Kâmûs sözlüğüne göre) ve bu, ikinci fiilin (رَشِدَ) mastarıdır. (es-Sıhâh sözlüğüne göre, Lisanu'l-Arab'a göre, el-Misbâhu'l-Münîr sözlüğüne göre) Bir diğer mastarı da رَشَادٌ (raşâd) şeklindedir (Lisanu'l-Arab'a göre, el-Kâmûs sözlüğüne göre) ve bu da ikinci fiilin (رَشِدَ) mastarıdır (Tâcu'l-Arûs'a göre); veya bu sonuncusu (رَشَادٌ) basit bir isimdir. (el-Misbâhu'l-Münîr sözlüğüne göre) Bu fiil, 'doğru bir yol veya gidişat veya yön izledi' anlamına gelir (es-Sıhâh sözlüğüne göre, Esâsu'l-Belâga'ya göre, Lisanu'l-Arab'a göre, el-Misbâhu'l-Münîr sözlüğüne göre, el-Kâmûs sözlüğüne göre); hem bir yol için hem de bir iş için kullanılır. (Lisanu'l-Arab'a göre) [Ve genellikle dinle ilgili olarak 'doğru bir inanca sahip oldu; ortodoks (doğru inançlı) oldu' anlamına gelir.] Ve aynı zamanda 'doğru yolu buldu' anlamına da gelir. (Lisanu'l-Arab'a göre, el-Kâmûs sözlüğüne göre) Şöyle dersiniz: استرشد لِأَمْرِهِ (isterşede li-emrihi), yani 'işini yürütmek için doğru bir yol izledi.' Ve رَشَدَ أَمْرَهُ (raşede emrahu), yani 'işinde doğru bir yol izledi'; bu son ifade أَلِمَ بَطْنَهُ (elime batnahu - karnı ağrıdı) ve سَفِهَ رَأْيَهُ (sefihe ra'yehu - fikri aptallaştı) vb. ifadelere benzer. (Lisanu'l-Arab'a göre) Bazıları رُشْدٌ (ruşd) kelimesinin dünya ve ahiret işleriyle ilgili olduğunu; رَشَدٌ (raşed) kelimesinin ise sadece ahiret işleriyle ilgili olduğunu söyler. Ancak bu ayrım, Araplardan duyulanlara ve Kur'an okunuşlarına uygun değildir; zira bazı ayetlerde kimileri رُشْد (ruşd) okurken kimileri رَشَد (raşed) okumuştur. (Muhammed Fuad Abdülbaki'ye göre) İlk fiil (رَشَدَ) aynı zamanda 'hak yolunda veya doğru yolda, bunu yaparken kendini zorlayıcı bir kararlılıkla devam etmek' anlamına da gelir. (el-Kâmûs sözlüğüne göre) Yolcuya رَشِدْتَ (raşidte) denir [yani 'doğru yolu bulasın' veya 'doğru yolu izleyesin']. (Esâsu'l-Belâga'ya göre) -b2- [Ayrıca aşağıdaki رُشْدٌ (ruşd) kelimesine de bakınız.]
Anlam dağılımı
Aynı kök Kur'an'da farklı anlamlarda kullanılır — bir anlama tıkla, liste o anlamın örnek ayetlerine filtrelensin. Sayılar örnek ayet sayısıdır, anlamın tüm geçişleri değildir.
Kök → anlamları → örnek ayetler. Bir ayet düğümüne tıklayınca o ayete gidersiniz.
köktürev (lemma)ayet — tıkla, git
Geçtiği ayetler
19 / 19 ayet
2:186
وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌۖ أُجِيبُ دَعۡوَةَ ٱلدَّاعِ إِذَا دَعَانِۖ فَلۡيَسۡتَجِيبُواْ لِي وَلۡيُؤۡمِنُواْ بِي لَعَلَّهُمۡ يَرۡشُدُونَ
يَرْشُدُونَ — doğru yola erişirler
Kullarım sana Beni sorarlarsa, bilsinler ki Ben, şüphesiz onlara yakınım. Benden isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi kabul edip Bana inansınlar ki doğru yolda yürüyenlerden olsunlar
Bakara Suresi · Medeni
2:256
لَآ إِكۡرَاهَ فِي ٱلدِّينِۖ قَد تَّبَيَّنَ ٱلرُّشۡدُ مِنَ ٱلۡغَيِّۚ فَمَن يَكۡفُرۡ بِٱلطَّـٰغُوتِ وَيُؤۡمِنۢ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱسۡتَمۡسَكَ بِٱلۡعُرۡوَةِ ٱلۡوُثۡقَىٰ لَا ٱنفِصَامَ لَهَاۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
ٱلرُّشْدُ — doğruluk
Dinde zorlama yoktur; Artık hak ile batıl iyice ayrılmıştır. Tağutu (saptırıcıları) inkar edip Allah'a inanan kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmıştır. Allah işitendir, bilendir
Bakara Suresi · Medeni
4:6
وَٱبۡتَلُواْ ٱلۡيَتَٰمَىٰ حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغُواْ ٱلنِّكَاحَ فَإِنۡ ءَانَسۡتُم مِّنۡهُمۡ رُشۡدٗا فَٱدۡفَعُوٓاْ إِلَيۡهِمۡ أَمۡوَٰلَهُمۡۖ وَلَا تَأۡكُلُوهَآ إِسۡرَافٗا وَبِدَارًا أَن يَكۡبَرُواْۚ وَمَن كَانَ غَنِيّٗا فَلۡيَسۡتَعۡفِفۡۖ وَمَن كَانَ فَقِيرٗا فَلۡيَأۡكُلۡ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ فَإِذَا دَفَعۡتُمۡ إِلَيۡهِمۡ أَمۡوَٰلَهُمۡ فَأَشۡهِدُواْ عَلَيۡهِمۡۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ حَسِيبٗا
رُشْدًا — bir olgunluk
Yetimleri, evlenme çağına gelene kadar deneyin; onlarda olgunlaşma görürseniz mallarını kendilerine verin; büyüyecekler de geri alacaklar diye onları israf ederek ve tez elden yemeyin. Zengin olan, iffetli olmağa çalışsın, yoksul olan uygun bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, yanlarında şahid bulundurun. Hesap sormak için Allah yeter
Nisâ Suresi · Medeni
7:146
سَأَصۡرِفُ عَنۡ ءَايَٰتِيَ ٱلَّذِينَ يَتَكَبَّرُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّ وَإِن يَرَوۡاْ كُلَّ ءَايَةٖ لَّا يُؤۡمِنُواْ بِهَا وَإِن يَرَوۡاْ سَبِيلَ ٱلرُّشۡدِ لَا يَتَّخِذُوهُ سَبِيلٗا وَإِن يَرَوۡاْ سَبِيلَ ٱلۡغَيِّ يَتَّخِذُوهُ سَبِيلٗاۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا وَكَانُواْ عَنۡهَا غَٰفِلِينَ
ٱلرُّشْدِ — doğru
Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, ayetlerimden yüz çevirteceğim. Onlar bütün ayetleri görseler yine de inanmazlar; doğru yolu görseler, yol olarak benimsemezler; azgınlık yolunu görseler, hemen onu yol edinirler. Bu, onların mucizelerimizi yalan saymaları ve onlardan habersiz görünmelerinden ileri gelir
A'râf Suresi · Mekki
11:78
وَجَآءَهُۥ قَوۡمُهُۥ يُهۡرَعُونَ إِلَيۡهِ وَمِن قَبۡلُ كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ هَـٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِي هُنَّ أَطۡهَرُ لَكُمۡۖ فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُخۡزُونِ فِي ضَيۡفِيٓۖ أَلَيۡسَ مِنكُمۡ رَجُلٞ رَّشِيدٞ
رَّشِيدٌ — aklı başında
Milleti ona koşarak geldiler. Daha önce kötü işler işliyorlardı. "Ey milletim! İşte bunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir. (size nikahlıyabilirim!) Allah'tan sakının, konuklarımın önünde beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında kimse yok mudur?" dedi
Hûd Suresi · Mekki
11:87
قَالُواْ يَٰشُعَيۡبُ أَصَلَوٰتُكَ تَأۡمُرُكَ أَن نَّتۡرُكَ مَا يَعۡبُدُ ءَابَآؤُنَآ أَوۡ أَن نَّفۡعَلَ فِيٓ أَمۡوَٰلِنَا مَا نَشَـٰٓؤُاْۖ إِنَّكَ لَأَنتَ ٱلۡحَلِيمُ ٱلرَّشِيدُ
ٱلرَّشِيدُ — akıllı
Ey Şuayb! Babalarımızın taptığını bırakmamızı emreden veya mallarımızı istediğimiz gibi kullanmamızı meneden senin namazın mıdır? Sen doğrusu aklı başında, yumuşak huylu birisin" dediler
Hûd Suresi · Mekki
11:97
إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ وَمَلَإِيْهِۦ فَٱتَّبَعُوٓاْ أَمۡرَ فِرۡعَوۡنَۖ وَمَآ أَمۡرُ فِرۡعَوۡنَ بِرَشِيدٖ
بِرَشِيدٍ — doğruya yöneltici
Fir'avn'a ve adamlarına. (Ama o insanlar), Fir'avn'ın buyruğuna uydular. Oysa, Fir'avn'ın buyruğu, doğruya iletici değildi.
Hûd Suresi · Mekki
18:10
إِذۡ أَوَى ٱلۡفِتۡيَةُ إِلَى ٱلۡكَهۡفِ فَقَالُواْ رَبَّنَآ ءَاتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحۡمَةٗ وَهَيِّئۡ لَنَا مِنۡ أَمۡرِنَا رَشَدٗا
رَشَدًا — bir çıkış yolu
Birkaç genç mağaraya sığınmış: "Rabbimiz! Katından bize rahmet ver ve işimizde doğruyu göster, bizi başarılı kıl" demişlerdi
Kehf Suresi · Mekki
18:17
۞وَتَرَى ٱلشَّمۡسَ إِذَا طَلَعَت تَّزَٰوَرُ عَن كَهۡفِهِمۡ ذَاتَ ٱلۡيَمِينِ وَإِذَا غَرَبَت تَّقۡرِضُهُمۡ ذَاتَ ٱلشِّمَالِ وَهُمۡ فِي فَجۡوَةٖ مِّنۡهُۚ ذَٰلِكَ مِنۡ ءَايَٰتِ ٱللَّهِۗ مَن يَهۡدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلۡمُهۡتَدِۖ وَمَن يُضۡلِلۡ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ وَلِيّٗا مُّرۡشِدٗا
مُّرْشِدًا — yol gösteren
Baksaydın, güneşin mağaralarının sağ tarafından doğup meylettiğini, sol tarafından onlara dokunmadan battığını, onların da mağaranın genişçe bir yerinde bulunduğunu görürdün. Bu, Allah'ın mucizelerindendir; Allah'ın doğru yola eriştirdiği kimse hak yoldadır. Kimi de saptırırsa artık ona, doğru yola götürecek bir rehber bulamazsın
Kehf Suresi · Mekki
18:24
إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُۚ وَٱذۡكُر رَّبَّكَ إِذَا نَسِيتَ وَقُلۡ عَسَىٰٓ أَن يَهۡدِيَنِ رَبِّي لِأَقۡرَبَ مِنۡ هَٰذَا رَشَدٗا
رَشَدًا — bir doğruya
Ancak "Allah dilerse (yapacağım)" (de). Unuttuğun zaman Rabbini an ve "Rabbimin beni bundan daha doğru bir bilgiye ulaştırcağını umarım" de.
Kehf Suresi · Mekki
18:66
قَالَ لَهُۥ مُوسَىٰ هَلۡ أَتَّبِعُكَ عَلَىٰٓ أَن تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمۡتَ رُشۡدٗا
رُشْدًا — bir bilgi
Musa ona: "Sana öğretileni bana hayra götüren bir bilgi olarak öğretmen için peşinden gelebilir miyim?" dedi
Kehf Suresi · Mekki
21:51
۞وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَآ إِبۡرَٰهِيمَ رُشۡدَهُۥ مِن قَبۡلُ وَكُنَّا بِهِۦ عَٰلِمِينَ
رُشْدَهُۥ — doğru yolu bulma yeteneğini
And olsun ki, daha önce İbrahim'e de akla uygun olanı göstermiştik. Biz onu biliyorduk
Enbiyâ Suresi · Mekki
40:29
يَٰقَوۡمِ لَكُمُ ٱلۡمُلۡكُ ٱلۡيَوۡمَ ظَٰهِرِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَمَن يَنصُرُنَا مِنۢ بَأۡسِ ٱللَّهِ إِن جَآءَنَاۚ قَالَ فِرۡعَوۡنُ مَآ أُرِيكُمۡ إِلَّا مَآ أَرَىٰ وَمَآ أَهۡدِيكُمۡ إِلَّا سَبِيلَ ٱلرَّشَادِ
ٱلرَّشَادِ — doğru
Ey milletim; Bugün memlekette hükümranlık sizindir, galip olanlar sizsiniz. Ama Allah'ın baskını bize çatınca, O'na karşı bize kim yardım eder?" Firavun: "Ben size kendi görüşümden başkasını söylemiyorum. Ben size ancak doğru yolu gösteriyorum" dedi
Mü'min Suresi · Mekki
40:38
وَقَالَ ٱلَّذِيٓ ءَامَنَ يَٰقَوۡمِ ٱتَّبِعُونِ أَهۡدِكُمۡ سَبِيلَ ٱلرَّشَادِ
ٱلرَّشَادِ — doğru
O inanan kimse dedi ki: "Ey milletim! Bana uyun, sizi doğru yola eriştireyim
Mü'min Suresi · Mekki
49:7
وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ فِيكُمۡ رَسُولَ ٱللَّهِۚ لَوۡ يُطِيعُكُمۡ فِي كَثِيرٖ مِّنَ ٱلۡأَمۡرِ لَعَنِتُّمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ حَبَّبَ إِلَيۡكُمُ ٱلۡإِيمَٰنَ وَزَيَّنَهُۥ فِي قُلُوبِكُمۡ وَكَرَّهَ إِلَيۡكُمُ ٱلۡكُفۡرَ وَٱلۡفُسُوقَ وَٱلۡعِصۡيَانَۚ أُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلرَّـٰشِدُونَ
ٱلرَّٰشِدُونَ — doğru yolda olanlar
Bilin ki, Allah'ın Elçisi içinizdedir. Şayet o, birçok işte size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirdi ve onu sizin kalblerinizde süsledi ve size küfrü, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte doğru yolda olanlar bunlardır.
Hucurât Suresi · Medeni
72:2
يَهۡدِيٓ إِلَى ٱلرُّشۡدِ فَـَٔامَنَّا بِهِۦۖ وَلَن نُّشۡرِكَ بِرَبِّنَآ أَحَدٗا
ٱلرُّشْدِ — doğru yol
Doğru yola iletiyor, ona inandık. Artık Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.
Cin Suresi · Mekki
72:10
وَأَنَّا لَا نَدۡرِيٓ أَشَرٌّ أُرِيدَ بِمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ أَمۡ أَرَادَ بِهِمۡ رَبُّهُمۡ رَشَدٗا
رَشَدًا — doğruya iletmek (mi?)
Yeryüzünde olanlara kötülük mü murad edildi, yahut Rableri onlara bir iyilik mi dilemiştir, doğrusu biz bilemeyiz
Cin Suresi · Mekki
72:14
وَأَنَّا مِنَّا ٱلۡمُسۡلِمُونَ وَمِنَّا ٱلۡقَٰسِطُونَۖ فَمَنۡ أَسۡلَمَ فَأُوْلَـٰٓئِكَ تَحَرَّوۡاْ رَشَدٗا
رَشَدًا — doğru yolu
İçimizde, kendini Allah'a vermiş olanlar da, yazık edenler de vardır. Kendini Allah'a veren kimseler, işte onlar, doğru yolu arayanlar, ona layık olanlardır
Cin Suresi · Mekki
72:21
قُلۡ إِنِّي لَآ أَمۡلِكُ لَكُمۡ ضَرّٗا وَلَا رَشَدٗا
رَشَدًا — akıl
De ki: "Ben size zarar vermeye de iyilik yapmaya da kadir değilim
Cin Suresi · Mekki